Özgürlük Dosyası: Hak ve Özgürlükler Bilmecesi, Düşünce, Misafir Köşesi

Özgürlük Dosyası: Hak ve Özgürlükler Bilmecesi yazısını ve Misafir Köşesi yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz

Özgürlük Dosyası: Hak ve Özgürlükler Bilmecesi

15.01.2024 09:00 - Misafir Köşesi
Özgürlük Dosyası: Hak ve Özgürlükler Bilmecesi

Mesut KINALI yazdı...

Bilindiği gibi demokrasi, özgürlükler ve insan hakları gibi kavramlar, günümüzün en gözde ve o kadar da anlam ve uygulama farklılıklarına sahip kaypak kavramlar arasında yer almaktadır. Bunun nedeni ise; bu kavramların, çok yönlü oluşu ve her türlü yoruma göre anlam kazanabilme özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden totaliter rejimler de dahil olmak üzere tüm rejimler, özgürlüğü kendi anlayışlarına göre yorumladıkları için en özgürlükçü rejimin kendi rejimleri olduğunu savunurlar.[1] Onların bu cazibesi, günümüzde de en dikta rejimlerin bile meşrulaştırılmasında kullanılmış ve kullanılmaktadır. Dolayısıyla insan hakları ve özgürlüklerle hiç ilgisi olmayan devletler bile bu kavramları sahiplenme yarışı içine girmişlerdir.

Bu kadar cazibeye sahip olan kavramların her türlü rejime meşruiyet kaynağı olabilmesi için de kesin bir tanımının olmaması gerekir. Bu nedenledir ki günümüz uluslararası belgeleri, Anayasaları ve yasa koyucuları "özgürlük" veya "hak ve özgürlükler" yanında başka kavramlar da kullanmaktadırlar. Kişi hakları (ferdi haklar), kişi özgürlükleri (ferdi özgürlükler), insan hakları, temel haklar, kamu hürriyetleri, kollektif ve bireysel özgürlükler, klasik haklar, temel hak ve özgürlükler, kişi hak ve özgürlükleri, anayasal hak ve özgürlükler bunlardan bazılarıdır. Biz bu makalede hak ve özgürlükler kavramını kullanacağız.

Günümüz literatüründe "hak ile "özgürlük" kavramları genellikle aynı anlamda kullanılmakta,[2] bazen de birlikte kullanıldığı görülmektedir.[3] Gerçekten, hak ve özgürlük kavramlarını birbirinden ayırma güçlüğü, birbirini tamamlar nitelikte olmaları, ayrıca özgürlük kavramının, bireye sağlanan belirli hakları içermesi, her iki kavramın "hak ve özgürlükler" olarak birlikte kullanılmalarına neden olmuştur.[4] Ne var ki, her iki kavramın iç içe geçmiş bulunduğunu ve net çizgilerle ayrılmalarının imkansızlığını,[5] hatta birçok yönleriyle çakıştıklarını kabul etmekle birlikte, tamamen eşanlamlı olduklarını söylemek de mümkün değildir.[6]

Zira genel kabul gören görüşe göre özgürlük, bir şeyi yapıp yapmama serbestisi olmasına rağmen hak, kişiye bir şey isteme yetkisi verir. Yani özgürlük, genellikle edilgen bir nitelik taşıdığından başkasının herhangi bir edimde bulunması gerekli değildir. Başka bir görüşe göre ise; özgürlük daha geniş, hak ise daha dar kapsamlıdır. Bu anlamda, hak denilince; pozitif hukuk tarafından, özgürlükleri kullanmak için kişilere verilen yetki [7] anlaşılır. Dolayısıyla haklar, doğrudan veya dolaylı olarak özgürlüklere bağlıdır. Diğer bir görüşe göre ise; her iki kavram da aynı anlama gelmektedir. Zira özgürlük bir haktır.[8] ve her hak özgürlükle kullanılabilir. Bu nedenle, kullanılacak bir hak yoksa özgürlüğün, özgürlük yoksa bir hakkın değeri yoktur.[9]

Bu girişten sonra eksik de olsa bir tanım yapma zorunluluğu ortadadır. Sözlük anlamıyla özgürlük, kişinin serbestçe hareket edebilmesi, dolayısıyla onun belirli faaliyetlerini engelleyen ve sınırlayan bir kuralın bulunmaması,[10] herhangi bir kayıtlama ve sınırlama olmadan düşünce ve davranma serbestisinin bulunmasıdır.[11] Başka bir ifadeyle insanın ne kendisi ne de her hangi bir kişi veya şey tarafından engellenmemesi ya da her hangi bir davranışa zorlanmaması durumudur. Yani özgürlük, kişinin, kendi inanç, fikir ve davranışlarını her hangi bir engel, baskı ve müdahale olmadan kendi tercihleriyle belirlemesidir.

Görüldüğü gibi bu tanım negatif niteliklidir. Klasik liberallerin savunduğu bu anlamdaki negatif özgürlük, insanın herhangi bir baskı ve zorlama altında kalmadan karar verebilmesi durumu olarak ifade edilebilir. Bu bağlamda yaşam, mülkiyet, düşünce ve inanç gibi özgürlükler, başta devlet olmak üzere herhangi bir unsur tarafından müdahale edilmemesi gereken özgürlüklerdir.

Sosyal liberallere göre ise özgürlüğün pozitif yanı da bulunmaktadır. Zira devletin, toplumsal hayatın düzene girmesinde daha aktif rol oynaması gerekmektedir. Buna göre devlet, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, çalışma gibi hakları piyasa koşullarına bırakmamalı, bu hususlara müdahale ederek toplumsal yaşamı istikrara kavuşturmalıdır.

Uygulama

Bizatihi insana mahsus olan hak ve özgürlükler, devredilemezlik ve dokunulmazlık ayrıcalığına sahiptir. Bu nedenle hiçbir yönetimin, bu hakları bireyin elinden alma yetkisi bulunmamaktadır. Çünkü bunlar, pozitif hukukun dışında ve üstünde yer alırlar. Dolayısıyla, hukuki normlar tarafından tanınıp tanınmaması onun varlığını etkilemez.[12]

Bununla birlikte hak ve özgürlüklerin, hiçbir ülkede ve hiçbir zaman hakkıyla uygulandığını söylemek mümkün değildir. Bu durum özellikle hareket serbestisi anlamındaki özgürlükler konusunda kendini göstermektedir. Bu olumsuzluk bazen kişilerden, bazen kişi topluluklarından, bazen de devletten (siyasal iktidardan) kaynaklanmaktadır.

Özgürlükler çeşitli yollarla sınırlanabilir veya tamamen yok edilebilir. Bunlar arasında en sık görülen uygulama ise resmi ideoloji dayatmasıdır. Özellikle belirli bir yaşam ve düşünce biçiminin dayatılması, özgürlüğe yapılan en büyük darbedir. Zira özgürlük, bir çağdaşlaşma projesi olmadığından herhangi bir yaşam biçimini dayatmaya cevaz vermez. Kişilerin inançlarını, kültürlerini, dillerini, giyim-kuşamlarını, gelenek ve alışkanlıklarını değiştirmeye çalışmak, özgürlükleri sınırlamak değil tamamen ortadan kaldırmaktır. Özellikle Müslüman ülkelerdeki toplumu sekülerleştirme, çağdaşlaştırma, dönüştürme ve toplum mühendisliği projeleri, özgürlükleştirme adı altında özgürlüğü yok etme girişimleridir. Çünkü özgürlük, bireylerin tercih ettikleri yaşam biçimlerini bizzat kendilerince serbestçe belirlemelerinin adıdır.

Hak ve Özgürlüklerin Sınırları ve Kötüye Kullanımı

Her ne kadar özgürlük kavramı serbestçe hareket etme ve dilediğini yapma anlamına gelse de bunun da bir sınırının olması gerekir. Aksi halde bazılarının hak ve özgürlüklerini korurken diğerlerininki ihlal edilebilir. Bu nedenle hak ve özgürlüklerin de tamamen sınırsız olması düşünülemez.

Ancak özgürlüklerin sınırlarının belirlenmesi göründüğü kadar kolay değildir. Dolayısıyla bu sınırı kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir. Ancak genellikle kabul edildiğine göre bireyler başkalarına zarar vermedikleri sürece, istedikleri her şeyi yapmakta serbest olmalıdırlar. Yani bir kimsenin özgürlük alanı, bir başkasının özgürlük alanının sınırıdır.

Diğer yandan özgürlük, başıboşluk ve kural tanımazlık da değildir. Örneğin, basın özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü, birey ve toplumsal gelişim için çok önemli özgürlüklerdir. Ancak bu özgürlüklerin korumasına sığınarak başkalarına iftira atmak, haysiyet ve onurlarını zedelemek söz konusu özgürlüklerin istismar edilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla her iki özgürlük arasındaki hassas dengeyi gözetmek gerekir.

Özgürlük zırhına bürünerek sık sık bu hakkın kötüye kullanımına da rastlanabilmektedir. Özellikle özgürlüğün kuralsızlık, başıbozukluk ve kural tanımazlık olarak değerlendirilmesi, en belirgin kötüye kullanım ve istismarı oluşturmaktadır. Bu durum çoğu kez örf, adet, gelenek, haysiyet, namus ve inanç gibi toplumsal değerlere de saldırı niteliği taşıdığından toplumun kahir ekseriyetinin tepkisini çekmektedir. Örneğin toplumsal cinsiyet taraftarları, biyolojik kişiliği reddederek kişilerin hangi cinsiyeti benimsiyorsa sonradan onu elde etmesinin, yani erkelerin kadın, kadınların da erkek olabilmesinin doğal olduğunu savunarak tüm toplumsal değerleri alt üst etmektedirler. Onlara göre kadınlık ve erkeklik davranışları yeniden kurgulanıp değiştirilebilir. Kadınlara bugün bildiğimiz geleneksel anlamdaki erkeklik rolleri, erkeklere de kadınlık rolleri yüklenebilir. Yine LGBT bireylerin haz ve şehvete dayalı erkek erkeğe, kadın kadına ilişkileri, evlilikleri ve toplum tarafından sapkınlık olarak nitelenen diğer ilişkileri savunmaları, özgürlüklerin kötüye kullanımı anlamına gelmektedir.

Yine radikal feminizm de özgürlük adı altında tüm değerleri ayaklar altına almaktadır. Örneğin toplumca kutsal sayılan ve toplumu ayakta tutan aileye karşı savaş halindedir. Çünkü onlara göre aile tehlikeli bir mekandır. Bu akımın önde gelen temsilcilerinden Shulamith Firestone, ataerkil sistemin hâkimiyeti sonucunda kadının özgürlüğünü tamamıyla kaybettiğini söyleyerek aile kurumunun çökmesi ile zincirlerinden kurtulacağını ileri sürmektedir. Onun için aile kurumunun tamamen ortadan kaldırılması gerekir. Firestone, biyolojik aile var oldukça tam anlamıyla bir kadın devriminin gerçekleşmeyeceğini de söylemektedir.[13]

Özgürlüğü sadece sınırsız haz, şehvet ve arzulara dayandıran bu anlayışta hiçbir değer sınırlaması yoktur. Dolayısıyla tüm değer ve kutsallar, ayaklar altına alınmaktadır. Özgürlüğün kötüye kullanımı olan bu tür davranışlar, sadece bunlardan ibaret de değildir. Ancak bu makalenin hacmi hepsini zikretmeye yeterli değildir.

Şu husussu da belirtmeliyiz ki, özgürlüğün bu tür sapkın eylemleri de kapsaması gerektiği savunulmaktadır. Ancak daha önce de belirtildiği gibi, özgürlük başkalarının hakkına tecavüz etmediği sürece korunmaya layıktır. Gerçekten de bu tür kişilere belirli yaşam tarzını dayatmak, yani bizim gibi yaşayacaksın demek tabi ki özgürlüğün ihlalidir. Ancak toplumun değerlerine ters düşen bu yaşam tarzları, o kişilerin bireysel alanında kaldığı sürece yani toplumsal alana taşıp toplumu rencide etmediği sürece korunabilir. Zira onların bu eylemleri, kendi kişisel alanlarından çıkıp toplumsal alana girdiği anda başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal etmiş olmaktadırlar.

Özgürlük ve Güvenlik Sorunu

Günümüzde en çok tartışılan konulardan birisi de güvenlik ve özgürlük dengesi sorunudur.

Belirtmek gerekir ki, güvenlik, özgür bir toplum için vaz geçilmezdir. Ancak güvenlik, kendi başına bir amaç değil, insani değerlerin korunması ve geliştirilmesi için bir araç olarak kabul edilmelidir. Yani güvenlik, özgürlük ve diğer hakların korunmasını sağladığı sürece değerlidir. Bu bakımdan özgürlük ve güvenlik birbirinin rakibi olmayıp birbirinin tamamlayıcısıdır. Başka bir deyişle özgürlük kural, güvenlik önlemleri istisna olmalıdır. Bu çerçevede, güvenlik önlemleri, toplumsal düzeni ifade eden hukukun ve birey özgürlüklerinin korunması temel amacına yönelmelidir.

Ancak her alanda olduğu gibi özgürlük-güvenlik dengesi de zaman zaman özgürlükler aleyhine bozulmaktadır. İnsanların can ve mal güvenliklerini garanti altına almak için siyasi iktidarlara verdikleri meşru şiddet kullanma imkânı, kimi zaman halkın kendisine yönelen bir tehdit oluşturmuştur. Ülkemizde bunun örnekleri de çok fazladır. Demokrasiyi koruma ve güvenlik bahanesiyle uzun yıllar inancını yaşamaya çalışanlara deyim yerindeyse kan kusturulmuştur.

Kısacası; iyi ve insani bir yönetim, hak ve özgürlükleri kısıtlamak bir yana, kendi toplumunun yönetimi olmak, onun sorunlarını yakından izleyerek fiziksel ve ruhsal durumuna gö­re davranmak zorundadır. Özellikle çalkantılı ve buhranlı dönemlerde, vatandaşları "yola getirmek" düşüncesine saplanıp özgürlükleri kısıtlamak gibi kolaycı yola başvurma, yönetimin güçsüzlüğünü gösterir. İnsan haklarını hiçe sayan ve istedikleri zaman or­tadan kaldıran bu tür rejimlerin, antidemokratik uy­gulamalara buldukları kılıf da genellikle "devletin veya demokrasinin korunması" olmaktadır. İnsan ve devlet hakları gibi ikili bir ayırımın neden olduğu bu düşünce, insan ve devlet haklarının birbiriyle çelişki- çatışma içinde olduğu inancından kaynaklanmakta­dır. Oysa devlet denilen örgütlenmeyi gerçekleşti­ren ve siyasal iktidar düzenini hukuksal bir çerçeve­ye oturtan güç, bireylerin uzlaşmasıyla ortaya çıkan genel irade, yani toplumsal sözleşmedir. Bu durum­da devlet denilen siyasi örgütlenmeyi gerçekleştiren birey olduğuna göre, devletle birey arasında çıkar çatışması olamaz. Hak ve özgürlük adından azami dere­cede istifade edildiği ülkelerde, devletin veya (olmayan) demokrasinin korunması, aslında egemen güç­lerin ve menfaat gruplarının korunması anlamına gelmektedir.

[1] Münci Kapani, Kamu Hürriyetleri, Yenilenmiş altıncı baskı, Ankara: AÜ Hukuk Fakültesi Yayınları: 458, 1981, s:4.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku, 3. Bası, İstanbul: İÜ Yayınları, 1975, s:279.

[3] İbrahim Ö. Kaboğlu, Kollektif Özgürlükler, Diyarbakır: DÜHF Yayınları: 8, 1989, s:13.

[4] Mehmet Semih Gemalmaz, "İnsan Hakları: Temellendirilmesinden Tanımlanmasına", Bahri Savcıya Armağan, Ankara: Mülkiyeliler Birliği Yayınları 7, 1988, ss: 247.

[5] Kaboğlu, Kollektif..., s:13.

[6] İlhan F. Akın, Temel Hak ve Özgürlükler, İstanbul: İÜ Yayınları, 1968, s: 7; Sencer, Hak ve..., s: 3.

[7] Tunaya, s:279.

[8] Ahmet Mumcu, İnsan Hakları ve Kamu Özgürlükleri, Ekli ikinci baskı, Ankara: Savaş Yayınları, 1994, ss: 18-21.

[9] Kaboğlu, Kollektif..., s:15.

[10] Türk Hukuk Lügatı, 3. baskı, Ankara: Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel. Müdürlüğü yayını, 1991.

[11] Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedisi, Sabah Gazetesi Promosyonu, Cilt: 15.

[12] Kaboğlu, Kollektif..., s:21.

[13] Shulamith Firestone, Cinselliğin Diyalektiği, çev: Yurdanur Salman, 2. Baskı,

Payel Yayınevi, 1993. ss: 170-179.


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 15.01.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 17.01.2024 10:48
281

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 1007 yazı bulunmaktadır.