Özgürlük Dosyası: Kaçıştan Sonsuz Bekleyişe Dönüş, Sinema, Necla DURSUN

Özgürlük Dosyası: Kaçıştan Sonsuz Bekleyişe Dönüşen Film: “The Endless Trench” yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphab

Özgürlük Dosyası: Kaçıştan Sonsuz Bekleyişe Dönüşen Film: “The Endless Trench”

18.01.2024 09:00 - Necla DURSUN
Özgürlük Dosyası: Kaçıştan Sonsuz Bekleyişe Dönüşen Film: “The Endless Trench”

İnsanlar günlük yaşantısında birçok kapalı alanda bulunurlar. Çalışma alanları, ofisler, ulaşım esnasında kullanılan vasıtalar, asansörler, giysi prova odaları bunlardan birkaçıdır. Bazı kişiler kapalı alanda bulunduğu sırada endişe ve tedirginlik yaşarlar. Bu durum günlük hayatın pek çok alanında açığa çıkarak korkuya dönüşebilir. Bu korkuyu yaşayanlar duygu durumlarını kontrol edemez, bulundukları alandan çıkamayacakları kaygısına kapılırlar. Etrafındaki duvarlar üzerine geliyormuş gibi hissederler. Hatta bir eğlence mekânı olsa dahi sinema salonları da kapalı alan korkularını tetikleyebilir. Kişinin kapalı alan korkusunun temelindeki kaygıyı harekete geçiren birden çok sebep olabilir. Bu sebeplerden en etkilisine maruz kaldığınızı düşünmenizi rica ediyorum sizden. Ne kadar süre kalabilirsiniz? Bir saat, 2 gün, 3 hafta olabilir mi? Peki size bir giyinme kabini kadar küçük yerde 33 yıl geçiren birinin varlığından bahsetsem ne dersiniz? Evet, evet yanlış okumadınız tam 33 yıl.

Şimdi size gerçek hayat hikâyesi olan bir filmden bahsedeceğim. Orijinal adı The Endless Trench olan ve Türkçeye Sonsuz Siper adıyla çevrilen filmin kahramanı hayatının 33 yılını küçük bir hücrede geçiriyor. Kapalı alan korkusu yani klostrofobisi olanların hayal dahi edemeyeceği bu durumun fizyolojik ve psikolojik akisleri zihinlerine doluşur. Hüzün, boğulma hissi, bayılma korkusu, panik hali, öfke, nefes daralması, hızlı kalp atışı, titreme, terleme, el ve ayaklarda kitlenme, ağızda kuruluk ve sürekli tuvalete gitme ihtiyacı duymak bunların başlıcalarıdır. Konu edeceğim filmdeki adamın bunların hiçbirini sebep göstererek bu alandan çıkma fırsatı yok ne yazık ki. Halk arasında bir tabir vardır olacak olandan kaçamamayı anlatmak için "çatlasan da patlasan da bu böyle" denilir. İşte tam da öyle bir durumdur yaşadığı.

Film Hakkında

Bitmesine yakın birkaç sahneyi saymazsak neredeyse tamamına yakını bir evin içinde geçiyor film. Oldukça dar bir alanda, loş bir ışıkla minnacık sığınak türü bir odada... Film yaşanmış bir öykü olduğundan gerçekle uyumlu çalışılan mekânının darlığının çekim ekibine yarattığı güçlüklere gerçeğe sadık kalınma ilkesinin oluşturduğu şartlar da eklenince oldukça emek mahsulü bir film olduğunu tahmin etmek zor değil.

Teknik ekip ve oyuncularla birlikte bu yükü göğüsleyen yönetmenin yüzünü ağartan en önemli etkenlerden biri bana göre Higino ve Rosa karakterlerine hayat veren oyuncular. Antonio de la Torre ile Belen Cuesta sergiledikleri performanslarla bu işin üstesinden gelmişler.

Sonsuz Siper son sahneye kadar seyirciyi ekrana kilitleyen bir yapım. Filmle İspanya İç Savaşı'nın bir başka boyutunu öğreniyor izleyici. Tarih kitapları olsun dönemle ilgili araştırmalar olsun bazen halkın yaşadığı gerçek olaylara aracı olamıyor kanımca. Fakat sinema öyle değil. İçselleştirerek, anlamaya hatta empati kurmaya çalışarak olayları tahlile sürüklediğinden sinema sanatının duyarlı yanını parlattığını düşünüyorum.

Filmde yer Endülüs, yıl 1936. Süreç üç yıl sürecek İspanya İç Savaşı'nın başlangıcı. Evlerinde uyuyan yeni evli Cumhuriyetçi Higino ve Rosa çiftinin evine sabah erken saatlerde Franko'nun Falanjist askerleri baskın yaparlar. Bu baskın çiftin beklediği bir şeydir. Duruma hazırlıklıdırlar. Kısa süren bir kaçma kovalamaca sonrasında Higino önceden hazırlandıkları küçücük bir sığınağa girer. Bu sığınak evin salonunun bir duvarının içindedir.

Film; Higinio sığınaktayken Rosa, Franko destekçisi Gonzalo (Vicente Vergara) ve falanjist askerlerin arama ve sorgulama tacizlerine maruz kalmasıyla devam eder. Tüm bu yakın takipte Rosa hiç açık vermez. Falanjist askeri yönetim Higino'yu bulana 60 bin peseta ödül vadeder. O minnacık yerde tam üç yıl yaşar Higino'yu bulmak ve ödülü almak için komşuları Ganzola bayağı çabalar. Ganzola karakteri hayatımızın her döneminde her mecrasında var olan güçlüden ve iktidarda olandan yana tutum sergileyenleri temsil etmiş filmde. O, yönetim taraftarı ve cumhuriyetçi avına çıkmış bir karakter. İç savaş sırasında Ganzola gibi komşularının ihbarıyla yakalanan çok sayıda cumhuriyetçi olmuş ülkede.

Günler akıp giderken bir akşam aynı köyde yaşayan kayınpederi akşam yemeğine geldiğinde Rosa ona oğlunun yaşadığını ve evde saklandığını söyler. Babası buna çok şaşırır ve de sevinir. Daha güvenli olacağı düşüncesiyle onları kendi evinde saklanmaya ikna eder. Çünkü o sırada askerlerin takip ve baskısı iyice artmış, Rosa'ya evinin perdelerini dahi kapatması yasaklanmıştır. Evinin içi dışarıdan olduğu gibi görünen Rosa'ya bu teklif cazip gelir. Çift teklifi kabul eder. Higino bir gece kılık değiştirerek, kadın kılığıyla babasının evine geçer. Orada da mutfağa kazılmış küçük bir bölümde izole hayatına devam eder. Bir süre sonra babası hayatını kaybeder ve çift yine kimseye görünmeden evlerine geri döner.

Rosa karakteri oldukça dayanıklı, dirayeti, çelikten yapılmış hissi veren sinirleriyle, her şeye göğüs geren iradesiyle gıpta uyandıran türdendir. Higino'nun hayatta kalması için var gücüyle çabalar. Onun küçücük sığınağında geçirdiği üç koca yıl boyunca ruh sağlığını korumasını sağlar. Geçim sıkıntısı yaşayan fedakâr Rosa, evinde terzilik ve giysi tadilatıyla geçimini sağlar.

Sözünü ettiğimiz ev öyle bir evdir ki sıra dışı olaylara sahne olur. Tartışmalar, aile içi çatışmalar, küskünlükler, tecavüz, cinayet, hamilelik, bir oğlan çocuğun büyümesi… Hepsi bu evde yaşanır. İnanılmaz olduğu oranda gerçektir her biri.

Yıllar geçer. Tam otuz yıl sonra eve alınan televizyonun ekranında Higino, Franko'nun konuşmasını izler. Franko 1969 da yani savaşın bitişinin 30. yılı şerefine 1 Nisan 1939'dan önceki suçların affedildiğini ilan eder. 1936 da açıklanan suçlular listesinde adı bulunan Higino af kapsamındadır. Böylece 33 yıl sonra ilk defa evinden dışarı çıkar. Güneşi görür. Güneş çok parlaktır. Tüm vücudunu ısıtır, gözlerini kamaştırır. Onca yıl sonra ilk defa sokakta yürür. Yürümeyi unutmuş gibidir. Yürümeyi öğrenen bir bebek adımlarıyla yürür.

Filmin sonunda verilen bilgilerle seyirci şiddetli zihinsel bir şok yaşar. Bu katatonik duruma sebep olansa infaz edilmekten korkan çok sayıda insanın kendi evlerinde tıpkı Higino gibi 30 yıldan fazla saklandığı gerçeğidir.

İspanya'da ''köstebek" adı verilen bu kişilerin yaşadıklarını onlardan biri üzerinden anlatan Sonsuz Siper, mesaj verme çabası gütmeden tarih bilincini yükselten bir yapım bana göre. Cumhuriyetçilerin yenildiği, iç savaşı kazanarak iktidarı ele geçiren Falanjist (İspayol faşizmi) Franko'nun İspanya'sında hangi bedellerin ödendiğini gözler önüne sererken izleyeni İspanya sinemasına bir defa daha hayran bırakan bir yapımdır.

Karanlık sahneleri, gün yüzü görmeyen daracık çekim mekânı çoğu kişiye durağan ve bunaltıcı gelebilir. Buna rağmen etkileyici oyuncu performansları ve müzikleriyle 2.5 saatlik durağan gibi görünmesinin aksine akıcılığı elden bırakmayan bir filmdir.

Korona virüs sebebiyle evlerimizden dışarı çıkmak için saatleri saydığımız o günleri hatırladım filmi izlerken. Bir insan 33 yıl evinden çıkmayı bırakın dışarıdan görülme korkusuyla camların önüne yaklaşamıyor ve bu uzun sürenin 3 yılını tek kişilik yatak ebatlarında penceresiz bir sığınakta geçiyor. Bu oldukça düşündürücüydü.

Filmin ilk yarısındaki kaçış sahnesinin hareketli kamera çekimi, karakterin yaşadığı adrenalini izleyene de yaşatacak kadar baş döndürücü nitelikte çekilmiş. Siyasi bir noktadan hareketle oluşan senaryo, esasında siyasi olaylara çok net yer vermeden sıradan insanların evlerinin içine girerek anlatmış tarihin o sayfasındaki süreci. İnsanların evlilikleri, kişilerarası iletişimleri ve yaşam koşulları üzerinde. Karakterlerin makyaj ve yaşlandırma tekniği ise filmdeki 33 yılla paralel olarak uygulanmış ve oldukça da başarılı.

Sonuç

Yüksek duygu yoğunluğuna sahip bir hikâyeyi konu alan Sonsuz Siper'de kâbus gibi bir gerçek anlatılırken dikkatlere sunulan diğer olgular; savunmasızlık, umutsuzluk ve direniş oluyor.

Tüm olan biten dâhil ailesini sadece uzaktan izleyerek tanık olmaktan başka bir seçeneği olmayan Higino'nun verdiği ağırlığı hafifleten Rosa'nın saklanmakta olan kocasına çocuk istediğini söylemesidir. Onun çocuk isteği zaten zor olan şartları daha da zorlarken aslında Rosa'nın saklandığı yerde eşine destek veren bir eşten daha öte bir misyonu olduğunu gösteriyor. Çevreye kılıfına uydurulan bir açıklamayla duyurulan ailenin küçük yeni üyesiyle ihtiyaçlar arttığından ailenim geçimini sağlayan kişi haline gelen Rosa, kendini yeniden keşfediyor. Kırılgan Rosa'dan gücünü ve bağlılığını yaşayan Rosa'ya dönüşüyor.

Hem gerginliği hem de duyguyu arttıran Higinio'nun hücresinin duvarındaki o küçük delik; acıyı, karanlığı ve insan kötülüğünü bir mercek gibi büyüterek gözümüze sokuyor. Bu öyle bir film ki sosyolojik olarak da psikolojik olarak da hakkında derinlemesine değerlendirme yapılmaya elverişli. Korkmanın ne demek olduğunu, öfkelenmeyi, heyecanı, acıyı son haddinde hissettiriyor.

Özgürlük, bazıları için istediği yemeği yiyebilmektir. Bazıları için isteği her şeye sahip olmak. Bazıları için ise sadece yürümektir. Sokaklarda; avare, aylak, umarsız... Filmin başkarakteri için ise bundan çok daha fazlasıdır özgürlük. Dilinin, elinin, ayağının, gözünün tutsak olduğu küçük siperinde asıl tutsak olan cismidir. Yaşarken ölmenin ne demek olduğunu ve özgürce yaşamanın kıymetini bir defa daha duyumsatan bir tutsaklıkla…

Orijinal İsmi: The Endless Trench

Süre: 148 dk

Tür: Dram, Gerilim, Tarih

Yönetmen: José Marí Goenaga, Aitor Arregi

Senarist: José Marí Goenaga, Aitor Arregi, Luiso Berdejo

Yapımı: 2019 İspanya – Fransa


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 18.01.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 08.01.2024 11:51
569

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 98 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi