Özgürlük Dosyası: Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve, Düşünce, Tuba YAVUZ

Özgürlük Dosyası: Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuya

Özgürlük Dosyası: Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm

26.01.2024 09:00 - Tuba YAVUZ
Özgürlük Dosyası: Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm

Kentleşme süreci dünyada belirli sıkıntılara yol açmıştır. Özellikle sosyal hayatın ekonomik düzene dayanmasıyla üretim ve tüketim dengesi oluşurken öte yandan bilimsel gelişmelerle insanlık adım adım çağdaşlaşma evresine girmiştir. Bu süreçte hak ve özgürlükler meselesi tartışılmış hem hukuk alanında hem de sosyal hayatta düzenlemeler yapılarak devletler kendi iç ve dış dinamiklerini oluşturmuştur.

İnsan hakları çerçevesinde konuşmaya başlayınca mesele bir şekilde kadın hakları ve kadın özgürlüğüne gelecektir şüphesiz. Zira erkeklerin her çağda herhangi bir çabaya lüzum kalmadan yaşadıkları toplumsal özgürlük için kadınların mücadele etmesi gerekmiştir. Avrupa'da kadınların özgürlük mücadelesinde feminist hareketler önemli bir yer tutarken Türkiye'de feminist hareketlerin başlaması ve kadın haklarının konuşulması 1908 yılından sonra özellikle Jön Türkler ile hız kazanmıştır. Kadın erkek eşitliği kavramı o gün "müsavat-ı tamme" diye adlandırılırdı ve "müsavat-ı tamme" aydın kesimin o yıllarda tartıştığı meselelerden biriydi.

Zafer Toprak, İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan " Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm" adlı eserinde, 1908 - 1935 yılları arasında kadın hakları ve feminizm hareketlerine dair pek çok meseleyi bir araya getirmiştir. Yirmi birinci yüzyılda feminizm hareketleri, kadınların özgürlük mücadelesi pek çokları tarafından desteklense de özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında henüz feminizm bir hastalık olarak adlandırılırken kadının sosyal hayatta varoluş mücadelesi oldukça çetin geçmiştir. İnişli çıkışlı devam eden bu özgürlük mücadelesi çekiştirilmeye müsait olduğundan, özellikle de siyasilerin çıkarları için kullandığı bir kavram olarak sıklıkla tartışılmıştır. Meseleye dair çok şey yazılmış, konuşulmuştur. Bu bağlamda Zafer Toprak'ın "Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm" eseri mühim kaynaklar arasında yer alır. Yazarın farklı yerlerdeki makale ve inceleme yazılarının derlemesiyle oluşturulan eser 566 sayfadan ve 22 bölümden oluşan oldukça kapsamlı bir çalışmadır.

Yazar, 1935 yılına kadar ülkemizdeki birinci dalga feminizm hareketlerini yirmi iki başlık halinde incelerken sonuç bölümünde de ikinci dalga feminizme kısaca değinilmiştir. Zafer Toprak; Meşrutiyet'te Devlet, Aile ve Feminizm, Osmanlı Kadın Dernekleri, İktisat Derslerinde Feminizm, Görücü Usulü ile Evlenme, Türkiye'de Müstehcen Avam Edebiyatı, Kadın Hukuk, Türk Feminizmi, Milli Moda ve Çarşaf, İntihar ve Aşk, Marksizm ve Feminizm gibi başlıklarla meseleyi sadece feminist hareketlerle sınırlandırmamış kadının özgürleşmesi için toplumun kadına bakışını geçmişten başlayarak ele almıştır. Bu geniş kapsamlı ve oldukça girift eseri en sade şekilde incelemek gayretinde olsam da eserin yapısı itibariyle bunun pek de mümkün olmadığı kanaatindeyim. Bu bakımdan sadece birkaç başlıkla yazarın konuya yaklaşımını ve bu alandaki araştırmalarını özetleyerek eser hakkında bir çerçeve oluşturmak istiyorum.

Osmanlıda Kadın ve Özgürlük

1908'den evvel kadın demek aile demekti, anne demekti. Kadının özgürlük alanı da hakları da hane içerisine mahkûm edilmişti. Fakat 1908'den sonra adım adım kamusal alanda görünmeye başlayan kadınlar, bireysel varlıklarını ortaya koymaya çalıştılar. Sosyal hayata dâhil olan kadınlar artık bir kimliğe bürünmüşler ve bunun sonucu olarak toplumsal haklardan erkekle eşit pay almak istemişlerdir. Cumhuriyetle birlikte verilen haklarla kadınlar, toplumda statü kazanmaya başlamış ve 1935'te seçme seçilme hakkı alarak dönemin Avrupa'sını bile aşan bir devrimle kendilerini daha da gösterme imkânı bulmuşlardır.

Osmanlı devletinde II. Meşrutiyetten sonra kadın meselesi daha açık şekilde gündeme gelmeye başlamıştır. Zafer Toprak, Osmanlıda kadın kavramını irdelerken aile ile değerlendirmiş, özellikle Fransız devrimiyle değişen aile yapılarının Osmanlıyı da etkilediğine değinmiştir. 1910'lu yıllarda dünyada feminizm ve kadın özgürlüğü meselelerinin gündeme gelmesiyle birlikte Osmanlı Devletinde de kadın haklarını savunmaya yönelik türlü girişimler olmuştur. Özellikle I. Dünya savaşından sonra erkek nüfusundaki kayıplar ve seferberlik halinden ötürü askerde olan erkeklerin yerini yavaş yavaş kadınlar almaya başlamıştı.

1. Meşrutiyet döneminin ilk kadın cemiyeti Fatma Aliye Hanım tarafından kurulan Cemiyet-i İmdadiyye idi. Daha sonra Refet Paşa'nın kızı Nuhbe ve Paris Sefiri Münir Paşa'nın eşi Cemile Hanım'ın da destekleriyle Fatma Aliye Hanım1908'de ilk kadın yardımlaşma derneğini kurdu. Bu dönem kadın hareketlerinin en aktif olduğu yer Selanik'ti. Üç kadın derneği Selanik'te kurulmuş ve kadın meselesinde sonrakiler için de öncü olmuştu.

26 Kasım 1908'de Selanik'te ilk kadın dergilerinden olan "Kadın" çıkmaya başladı. Ayrıca ilginç olarak yine Selanik'te Hukuk öğrencileri için hazırlanan iktisat kitabında feminizme dair çok detaylı malumatlar yer alıyordu. Eserdeki feminizm başlıkları Fransızca kaynaklardan alıntılanmış ve buna vurgu yapılmıştı. O dönem için oldukça radikal bir tavır olarak dikkat çeken bu eserde feminizm daha ziyade toplumsal iş bölümü olarak izah ediliyordu.

Darülfünun'a Kız Öğrenci Kabulü

Zafer Toprak, eserin onuncu bölümü olarak attığı bu ana başlıkta evvela tesettür tartışmalarını masaya yatırıyor. Osmanlıda ilk defa kadınların kıyafetlerinin tartışıldığı dönemi yani II.Meşrutiyet yıllarını anlatırken meselenin yenilikçi ve gelenekçi olmak üzere iki farklı şekilde ele alındığını; yazar ve aydınların da bu iki farklı görüşe dair fikirlerini gazetelerde sıklıkla anlattıklarını vurguluyor. Kadının kıyafeti tartışması devam ederken karma eğitim meselesi de o yıllarda gündemi meşgul ediyor. Zafer Toprak, karma eğitim ve kadının kıyafetine dair tartışmaları bu bölümde anlatırken özellikle karma eğitime geçiş sürecini uzunca ele alıyor. Darülfünun'da kız öğrencilerle erkek öğrencilerin birlikte eğitim görmeleri hususunda ilk adımı Rıza Tevfik attığını fakat gelenekçi kesimin buna tepki göstermesi üzerine karma eğitim tartışmalarının alevlendiğini fakat neticede karma eğitime geçilmesini döneme ait gazete yazıları ve konuşmaların aktarımı ile veriyor.

O yıllara ait gazete ve dergi yazılarının tam metinlerini konu başlıklarından sonra ekler kısmında veren yazar bu şekilde yazdıklarını temellendirmek istemiş. Fakat okur olarak onlarca sayfa anlatılan bir bölümün sonunda tekrar başa dönüp döneme ait belgelerin konması eseri çok karışık bir hale sokmuş. Bir başlığı okuyup bitiriyorsunuz ve onlarca sayfa geçiyor, yeni başlıkları okuyorsunuz, artık o meseleden uzaklaşmışken tekrar ekler konuya dair belgeler, alıntılar geliyor karşınıza. Sonra yeni bölümler ve sonra tekrar alıntı kısımları. Bu döngü kitabı anlamayı da okumayı da zorlaştırıyor. Bu balkımdan zaten oldukça kapsamlı olan bu eserin yeniden düzenlenmesi tüm eklerin ya sonda toplanması ya da ait olduğu başlığın içine dâhil edilmesinin daha iyi bir düzen olacağı kanısındayım. Çünkü bu şekilde aynı başlıklar ikişer defa okurun önüne geliyor ya da üzerinden çok konu geçtikten sonra başa dönülüyor. İşler iyice karışıyor.

Bu bölümde dönemin çarşaf tartışmaları da anlatılıyor. Yazar özellikle Osmanlı feministlerinin çarşafa karşı oluşunu milli moda ve çarşaf tartışmaları ekseninde anlatıyor. Bu bölümde Jön Türkler ve Moda, Setre ve Pantolon, Maşlah ve Yeldirme, Moda ve Feminizm gibi alt başlıklarla dönemin kadın giysileri ve moda tartışmaları alıntılarla detaylıca anlatılıyor.

Kadınların Siyasi Hakları

Osmanlı Devleti özellikle batılılaşma süreciyle birlikte kadın hakları meselesini tartışırken bunu daha çok toplumsal haklar çerçevesinde irdeliyordu. Fakat Balkan Savaşlarıyla birlikte yayılan milliyetçilik akımı ve sonrasında Dünya savaşlarında hem ülkemizde hem de dünyada kadının yalnızca sosyal hayatta değil siyasi hayatta da varlığı tartışılmaya başlandı. Feminist hareketler kadını sadece evde, mutfakta ve çocuk bakımıyla ilgilenen biri olarak gören anlayışa karşı bir vatandaş ve bir birey olarak varlığını kabul ettirmek için mücadelesini sürdürmüştür.

Meşrutiyetle birlikte Selanik merkezli kurulan kadın cemiyetleri daha çok sosyal dayanışma ve yardımlaşma amacı taşısa da Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvân gibi cemiyetler kadın erkek eşitliği ve kadın hakları meselelerini de gündeme getirmişti. I. Dünya savaşında fiilen savaşa katılan kadınlar artık sadece evde değil siyasi, sosyal ve askeri hayatta da varlık gösterdiklerini kanıtlamışlardı. 1923 yılında Kadınlar Halk Fırkası adıyla kadınlar ilk defa siyasi bir örgüt kurdu. Fakat Ankara'dan onay alamadı; bunun üzerinde 1924'te Türk Kadın Birliği kuruldu. Yerel düzeyde pek çok siyasi haklar adım adım kazanılırken 1934'te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Ve bu büyük adım sonrasında mecliste 18 kadın milletvekili yer aldı.

İkinci Dalga Feminizm

1935 yılında Türkiye'de feminist dalganın ilk evresi sonlandı. Bu süreçte kadınlar avukat, doktor, hâkim gibi erkeklere hasredilen mesleklerde görünmeye başlamış, seçme ve seçilme hakkı kazanmış, medeni kanunla hukuk alanında eşler arasında görece eşitlik sağlanmıştı. Fakat o dönemde Avrupa'da otoriter rejimler baskındı. Birçok ülkede Kadınlar Birliği kapanmıştı. Türk Kadınlar Birliği 1949'da tekrar kuruldu. Ankara Radyosunda her hafta dernek konuşmalar düzenledi.1950'li yıllar kadınlar için Amerika'nın tüketime dayalı yaşam tarzının yayıldığı moda kavramının oluştuğu yıllardı. Ülkemizde 60'lı yıllarda üniversitelerdeki kız öğrenci sayıları artmış, entelektüel kadın algısı güçlenmeye başlamıştı.70'li yılların en önemli olayı ise Aralık 1975'te toplanan Kadın Yılı Kongresiydi.1977 seçimlerinden sonra kurulan yeni mecliste sadece dört kadın milletvekili vardı.80'li yıllara gelindiğinde en önemli isim Şirin Tekeli olarak karşımıza çıkıyordu. Tekeli kadın hak ve özgürlük mücadelesinin önde gelen savunucularındandı. Ona göre 1980 öncesinde Türkiye'de kadınların sadece kadın oldukları için ezildiklerini gündeme getiren herhangi bir hareket yoktu. 80'lerin başında Şirin Tekeli için uzun soluklu bir aktivizm evresi başladı. Bu Türkiye'de kadın hareketlerinin ikinci dalgasıydı.1985'te ilk kez dünya kadınlar günü kutlandı.

Son Söz

Zafer Toprak "Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm" eserinde temelinde kadın ve özgürlük olan geniş bir bina inşa etmiş. Sadece 1908-1935 yılları arasını işlese de kadın hakları meselesini yatay düzlemde oldukça genişletmiş. Dünyadaki gelişmelerle ülkemizdeki gelişmeleri bağlantılı olarak aktarmaya çalışmış. Fakat eserdeki en büyük handikap yazarın farklı yazılarının derlemesi şeklinde olması. Şöyle ki bazen aynı konu hatta aynı cümlelerle yeniden anlatılmış. Bana kalırsa bu eseri birkaç cilde bölüp ve benzer yazıları düzenleyerek birleştirmek daha verimli bir sonuç getirecektir. Tüm bu karmaşasına rağmen feminizm ve kadının özgürleşme sürecine dair oldukça kapsamlı bir kaynak eser denebilir.

Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm
Zafer Toprak
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Nisan 2022
İstanbul


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 26.01.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 19.02.2024 02:37
502

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 44 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.