Roman İçinde Bir Roman “Adına Romanlar ”, Edebiyat, Tuba YAVUZ

Roman İçinde Bir Roman “Adına Romanlar ” yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Roman İçinde Bir Roman “Adına Romanlar ”

08.08.2022 08:00 - Tuba YAVUZ
Roman İçinde Bir Roman  “Adına Romanlar ”

Anlatmak insanoğlunun temel ihtiyacıdır. Zaman içinde pek çok şey değişse dahi bu ihtiyaç değişmemiş, anlatan ve anlaşılmak isteyen insanın edebiyat serüveni devam etmiştir. Hikâye anlatıcıları her çağda var olmuş, sözlü yahut yazılı eserler ortaya koymuştur.

Bu çağın anlatımları da kendine mahsus özelliklere sahiptir. Bir defa artık nasıl anlattığımız daha çok önemsenir olmuş, metinler arasındaki keskin ayrımlar kalmış; şiir, roman, hikâye, deneme hepsi bir metinde birleşebilme imkânı bulmuştur. Metinler arasında paslaşmalar, yazarlar arasında selamlaşmalar çoğalmıştır. Velhasıl her şey renklenmiş üstelik renkler birbirine karışmıştır.

Bu renkli çağın çocukları olarak bizler de şekillenen edebiyat karşısında kendimize mahsus duruşumuzu takınmışız. Bu cümlenin başına maalesef mi getirmeli yoksa iyi ki mi demeli bilemedim. Bir tereddüt çağında olduğumuzdan belki insan kendi hislerinden bile emin olamıyor.

Karamsar, sınırsız ve küresel bu çağın menfi yanları malum. Her fırsatta çağı kötüleyen ama bu devrin imkânlarına, yaşantısına da sırt çeviremeyen garip insanlarız hepimiz. Ne dersek diyelim koca bir çelişki yumağında debelenip duruyoruz. Meselemiz edebiyat olduğundan bu devrin edebi metinlerinin de yeni teknik ve yönelimlerini görmezden gelmemek gerekir kanaatindeyim. Bu nedenle günümüz edebiyatına bakışımızda niteliğin yok oluşundan, popüler kültürün tahakkümünden dem vurmadan müspet bir tutum sergilemek isterim. Modern edebiyatın ve hemen ardından post modern dönemin edebiyata kazandırdığı imkânlardan yaralanan metinlerin bu çağı daha iyi yansıttığını düşünürüm hep. Bu nedenle genç bir yazar olarak Veysel Altuntaş'ı ve günümüz edebiyat yöntemlerinden oldukça istifade ederek yazılan "Adına Romanlar"ı incelemek istedim.

"Adına Romanlar" 2021'de İz Yayınlarından çıkmış bir roman. Belki de novella. Tanımlar eskisi kadar önemli değil artık ama ben roman olarak görüp öyle bahsedeceğim. Çağın edebiyat anlayışında kalkan sınırlar ve yeni tekniklerle biraz daha işçilik gerektiren metinler, kurgular ortaya konuyor. Kimi okur bu tür metinlerde afallıyor hatta yorucu dahi buluyor böyle eserleri. Fakat benim gibi işin tekniğine, üslubuna, kurgusuna meraklı okurlar için bu romanlar oldukça cezbedici. Bu manada "Adına Romanlar" severek, merak ederek okuduğum bir kitap oldu.

Hızla uzaklaşan bir yolcu otobüsünün ardında bıraktığı toz bulutu miras kaldı okuduktan sonra zihnimde. Bazı kelimler dönüp durdu aklımda birkaç vakit. Bu sebepten romanı bu başlıklar etrafında incelemeyi düşündüm. Hem belki kitabı henüz okumadan yazımızı okuyanların da genizlerine biraz toz kaçırmış oluruz.

Sanrı/ Yanılgı

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, diyor İsmet Özel. İnsan dünyaya doğru yürüyendir belki de. İyi de dünya nedir? Bir sanrı diye tanımlıyor Veysel Altuntaş. Hayatın geçiciliğini, dünyanın bir han oluşunu hisseden bir kalemin kurgusu da bir sanrı oluyor, sarmalıyor okuru. "Adına Romanlar" iç içe geçen romanlardan, olaylardan ve dünyalardan oluşuyor. Tüm âlemi bir noktanın içinden sayfa sayfa açarak okura sunuyor Altuntaş.

Post modern çağın zorlukları bazı eserlerde okura da sirayet ediyor. "Adına Romanlar"da okuru zorlayan bir roman. Zorlanmaktan kasıt dilinin ağdalı oluşu yahut çok katmanlı oluşundan değil. Eser bir intiharı konu alıyor. Oldukça düz bir olay gibi görünen ama okudukça farklı türlerin, kişilerin ve bakış açılarının imkânlarıyla hayal mi gerçek mi, olmuş mu olmamış mı hissiyle akan bir kurguya sahip. Bu da okuru hep dinamik olmaya çağırıyor.

21. yüzyılda insan zihni hep bulanık, belki de bundandır bir sanrının içinde yaşıyormuşuz hissiyle dolaşmamız. Herkes yalnız ve herkes kendi dünyasının gizemiyle yaşıyor. Yazarın da en çok üstünde durduğu mesele bu. Bazen açıktan bazen örtük olarak modern çağın yalnızlaşan, içine çekilen, apartmanlara hapsolan insanının sanrılı hayatlarına değiniyor.

" Yalnızlığımı sokakla paylaşıyorum. Herkes benden bir parça yalnızlık taşıyor evlerine. Herkes bana yardım ediyor. Tekinsiz kötülüklerle dolu karanlık sokakları arşınlayan her kişi, benim evimin önünden evlerine küçük adımlar atan her kişi benim yalnızlığımı görüyor ve benden birer parça götürüyorlar evlerine." (s.91)

"Adına Romanlar" başka hayatların, başka çağların ve başka ölümlerin nasıl ortak olacağını gösteren bir roman. Belki de Veysel Atuntaş hepimiz o kadar aynıyız ki diyor okuruna. Bu aynılığın içinde yaşanan çok başka olaylar bile benziyor. Çoklu zamanlar ve paralel dünyalar kahve içerken konuşulacak kadar sıradanlaştı. O halde belki de yaşadıklarımızın hepsi bir sanrıdır diyor bu kitap okura.

Gizem

Gizem sözcüğünü Türk Dil Kurumu sır olarak tanımlıyor. Peki, sır nedir diye bakınca"Aklın erişemediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey, giz, gizem" diye izah edilmiş. Bana kalırsa eseri de en iyi özetleyen cümle bu.

Sıradan bir intihar vakasını çözmek isterken aralanan yeni kapılar, tanınan yeni insanlarla gizemli bir atmosfer yaratmış Veysel Altuntaş. Bunu yaparken kâh şiirden kâh mektuptan kâh günlükten istifade etmiş. Edebiyat önüne ne imkân koyduysa hepsini gizemin hizmetine sunmuş.

Eser günümüzdeki pek çok romanda, filmde gördüğümüz bir bitirilmemişlik hissi ile sonlanıyor. Eee ne oldu şimdi diyorsunuz içinizden. Daha şu meseleler aydınlanacaktı diye zihninizde asılı kalıyor kurgu. Oradan yazarın sesi işitiliyor. Yeter canım hep benden bekleme azıcık da sen kullan aklını, hayalini diyor ve bitiriveriyor beklenmedik anda romanını. Hiçbir şey aydınlanmadan, her şey gizemini koruyarak kapatıyorsunuz kitabın kapağını. "Adına Romanlar" da tam bu şekilde bitiyor.

Eserin kurgusu bir intihar vakasını merkeze alarak oluşturulmuş. Bundan ötürü ölüm, yaşam ve intihar olguları sıklıkla sorgulanıyor yazar tarafından. Ölümün tam karşısına yaşam konuluyor. Ölüm ne kadar gizemliyse yaşam da o kadar sırlı görünüyor Veysel Altuntaş'a.

"Hayatın gizemlerle dolu olduğuna şüphe yok. Hatta hayat dediğimiz, tüm gizemlerin toplamı değil midir zaten? İnsanın dünyaya gelişi, birini sevmesi, ölmesi… Her şey bir muammadan ibaret sanki. Oysa her şeyi biliyormuş gibi yaşamayı ne de çok seviyoruz."(s. 17)

Üslup

Eser post modern anlatıların pek çok teknik imkânlarını kullanarak düz bir vakayı eğip, bükerek hatta kırıp ufalayarak anlatmış. Veysel Altuntaş öykülerinde de bilinç akışı, metinlerarasılık ve türlerarasılık gibi teknikleri kullanmasıyla okurunu belki de böyle bir romana hazırlamıştı.

İntihar eden bir edebiyat profesörü Ali Göçer'in davasını çözmeye çalışan savcının iç sesi olarak ilerleyen romanda iç monolog sıkça kullanılmış. Ayrıca Ali Göçer bir yazar da olduğundan onun romanının çözümlenesi ile olayı aydınlatmaya çalışan savcının izlediği yol eserin çıtasının yükseldiği bölümler bana göre.

"Adına Romanlar"da bir romanın içinde ne varsa hayatın içinde de onun olduğunu göstermek istiyor Altuntaş. Ali Göçer'in romanında metinler arası bağ kurulurken gerçek hayatta da başka bir ölümle onun ölümü arasında bağ kuruluyor. Tam da bunlardan bahsedilen Ölümlerarasılık bölümü eserde beni en çok etkileyen kısımdı. Eserin ustaca tasarlanmış kurgusu bu bağlantılarda kendini hissettiriyordu açıkça.

Eserde roman içinde roman çözümlemesi (kısmen) yapılırken bir yandan da romana dair temel kavramlar da açılıyor. Belki okura ilk etapta garip gelen bu tutumu son dönem yazarlarında ara ara görüyoruz. Cemal Şakar'ın hikâyenin içinde hikâye tahlili yapması gibi roman içinde roman tahlili de olur, neden olmasın?

Romanı okurken önsözle başlayan üst kurmaca okuru hemen meraka sürüklüyor. Sizi bu romanda şunlar karşılayacak diye anlatıyor Altuntaş önsözde. Tabi kendisi olarak değil.

"Eğer aşağıda okuyacaklarınız gerçek bir yaşamdan alınmış ise bu dünyanın gizemlerle dolu hayatlar barındırdığını, her insanın aslında içinde başka dünyalar barındırdığını ve insanın aşkın bir varlık olduğunu bir kez daha görmüş olacaksınız."(s.13)

Ben böyle iddialı girişlerin insanı olmadığımdan galiba bu kısmı sevemedim. Ama kimi okur iddia insanıdır ve hoşlanacaktır diye düşünüyorum.

Deneme mi Roman mı?

"Adına Romanlar"ı severek tek hamlede okudum. Fakat okurken beni ara ara duraklatan birkaç yer oldu. Sonra o kısımlara dönüp bakınca hepsinde Veysel Altuntaş'ın sözü kahramandan devraldığı kısımlar olduğunu fark ettim. Ara ara kafasını uzatıp uzunca deneme cümleleriyle sohbete dâhil olan yazarımız savcıdan rol çalmış hissi doğurdu bende. Veysel Altuntaş'ın iyi bir deneme yazarı olduğunu düşünüyorum. Romanın içinden bile taşan bu cümleler kendini göstermeye yetiyor. Mesela romanın bir yerinde savcının iç monoloğunu okuyoruz. Kimsenin kimseye selam vermediği apartmanlardan bahsediyor tatlı tatlı. O kısımdan hemen sonra:

"Taş duvarların karşıladığı, emdiği ve dışarıya, boşluğa, şehrin o büyük keşmekeşine bıraktığı merhabalarla, günaydınlarla doludur apartman merdivenleri. Hiçbir sözün kalbe dokunmasına izin vermez. Onu insandan önce alır ve insana geri vermez."(s.51-52)

Böyle bir paragraf hatta devamında daha ada uzunca bir paragrafla sazı eline alıyor yazarımız. Bu cümleleri bir denemede ya da anlatıda görsem altını çizip not alırdım muhakkak. Ama savcının iç sesinde değil. Peki, bu bir kusur mudur? Hayır. Yöntem midir? Olabilir.

Gerçi şimdi siz bunlar da post modern edebiyata dâhil diyeceksiniz değil mi? Haklısınız.

Son Söz

Her roman okurun dimağında farklı bir tat bırakıyor. "Adına Romanlar" bende zeki bir genç yazarın detaycı bakışını gösterdi. Bu bakımdan güzel bir tat aldım okurken. Hemen devamı olsa dedim.

Sözü bitirmeden eseri okuyunca aklıma gelen Pınar Kür'ün "Cinayet Fakültesi" ve "Bir Cinayetin Romanı" eserlerini de anmak istiyorum.. Veysel Altuntaş onları okudu mu bilemem ama ben o eserleri okurken hissettiğim heyecanı "Adına Romanlar" da da hissettim.

Romanın tezatlarla, gizemlerle ve iç hesaplaşmalarla dolu yanını birkaç cümleyle özetlemek için eserden bir alıntıyla yazımı sonlandırmak istiyorum.

"Kurguyla gerçeğin buluşması gibi. Hayalin; o yumuşak, pamuksu dokunuşunun; gerçekliğin sert, dikenli yumruğuyla karşılaşması gibi. Korkutucu olduğu kadar ilginç de."(s.21)

Veysel ALTUNTAŞ

Adına Romanlar

İz Yayıncılık, İstanbul, 2021

94 sayfa


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 08.08.2022 08:00 - Güncelleme Tarihi: 02.08.2022 00:34
941

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 44 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.