Şairce Öyküler, Edebiyat, Resul BULAMA

Şairce Öyküler yazısını ve Resul BULAMA yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Şairce Öyküler

29.04.2022 10:33 - Resul BULAMA
Şairce Öyküler

İnsan isim verir, tanımlar eşyayı. Ayırt edici bir sıfat yükler ona. Kendini bu tanıma göre konumlandırır. Daha sonra yetinmez, fazlasını ister. Karıştırır, harmanlar. Yeni bir arayış içine girer. Klasik olanın dışına çıkan bir arayıştır bu. Bilinenin güvenli bölgesinden uzaklaşır insan. Bauman'ın müphemlik olarak adlandırdığı bu durum hem tedirgin eder hem de yeni açılımlar sağlar. "Dilin yapılaştırma araçları yetersiz kaldığında durum, müphemliğe döner; eldeki durum, artık ya dilin ayırdığı kategorilerin hiçbirine girmiyordur ya da aynı anda bu kategorilerden birkaçına birden giriyordur." (Bauman, 2003, s. 10)

Konu sanat olduğunda insanın üretkenliği sonsuz seçenekler ortaya koyar. Edebiyatta post modern açılımlar, klasik anlatımın dışına çıkan arayışlar kendi okur kitlesini bulmaya başladıkça türler arasındaki sınırlar kalkmaya ve tanımlar güçleşmeye başlar. Neyin anlatıldığından daha çok nasıl anlatıldığının ön plana çıkmaya başladığı bir sanat anlayışı çıkar karşımıza. Okuma ve seyir zevkinin baskın olduğu bu anlayış kendi kitlesini oluşturur, sanat zevkini besler ve yeni ürünler ortaya koymaya devam eder.

Sinemada Tarkovski'nin yönetmiş olduğu filmler edebiyattaki bu arayışların görsel dünyadaki yansıması olarak değerlendirilebilir. Bir Tarkovski filmi izlediğimizde konunun ne olduğunu anlatmanın güçlüğünü fark ederiz. Akılda kalan, parça parça epizotlar içinde detaylar ve derin bir seyir zevkidir. Filmi konu olarak anlatamasak bile her bir parçası hakkında çok uzun değerlendirmeler yapabileceğimizi görürüz. Eşyalar, anlık olaylar ve insan davranışları kalıcı izler bırakır hafızamızda. Klasik anlamda bir giriş, gelişme, sonuç ortaya koymasa bile filmdeki bu epizotların bir bütünlük içerdiğini ve anlatmak istediği nihai görüntüye adım adım ilerlediğini görürüz.

Modern şiir de mısraların kafiyesinden, bir şiir bütünlüğüne giden arayış olarak değerlendirilebilir. İlk bakışta serbest gibi görünse bile arka planda bir kurgu barındırır. Sonsuz bir serbestlik değildir bu. Her mısra bittiğinde aynı sesle sona ermez fakat mısralar arasında bir ahenk ve şiirin tamamının bizi götürdüğü bir edebi lezzet vardır. Bir sözlük içinden rastgele seçilmiş gibi duran kelimeler müziğin notaları gibi bir işlevle bir araya gelir ve yeni bir ses ortaya çıkar.

Özellikle Çehov'la birlikte durum öyküsü ve olay öyküsü olarak iki ayrı anlatım tarzının kabul gördüğü öykü dili de bu değişimden payını alarak yeni türlere kapı aralamıştır. Klasik anlamda öyküden beklenen kurgu bu anlamda dönüşüme uğrar. Öyküyü öykü yapan öğelerin ne olduğundan çok nasıl olduğuna dair bir arayış ön plana çıkmaya başlar. Necati Mert çevremizde olup bitenlerle öykü arasındaki farkı şöyle ifade eder: "Öyküyü öykü yapan, anlatılan o şey midir? Eğer o olsaydı polis tutanağından, mektuptan makaleye her yazı öykü olurdu." (Öykü Yazmak, 2015, s. 49)

Öykücü gözüyle durum ve olayların izlenmesi yetmez okura. Boşlukları kendisi doldurmak, derinliği hissetmek ister. Okurun bu beklentisini yine Necati Mert'in ifadesiyle vurgulamak gerekirse, "Bir çalışmayı öykü yapan, öykü öğelerinin kullanılması değil, öykü tadının bulunmasıdır." (Öykü Yazmak, 2015, s. 31)

Bu çerçevede bir şairin öykü kitabı nasıl olur, onu değerlendirmeye çalışalım. Şule Yayınları'ndan Şubat 2022'de çıkan Gömleğin Biri'ni (Akarsu, 2022) mercek altına alacağız. 2020 yılında çıkarmış olduğu Astronot Gamzesi adlı şiir kitabından tanıdığımız Ahmet Akarsu şairliği ön planda olan genç bir yazar. Bir şairin öykü dünyası, betimlemeleri ve ortaya çıkan eserden bahsetmeden önce türler arasında nasıl bir ayrım olduğuna dair böyle bir girizgah yapmayı tercih ettik. Okuduğumuz eseri sınıflandırma ihtiyacı gütmeden yazarımızın öykü dünyasını tanımaya çalışacağız.

Kitabın adının "Gömleğin Teki" değil de, Gömleğin Biri olması bile okuru öykü içinde bir şiir diline hazırlamaktadır. Kitabı genel olarak değerlendirmeye çalışırsak; Gerçek üstü, bilim-kurgu ve fantastiğe yakın öykülerle betimleme yönü ön planda olan metinlerin harmanlandığı bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Sinemadaki epizotlara benzeyen anlık resimlerin, detayların şiirsel anlatımından oluşan metinler küçürek öykü veya minimal öykü olarak da değerlendirilebilir. Edebi türler arasında tanım ve sınıflandırmaların artık güçleştiğinden bahsetmiştik. Bununla birlikte adının şiir veya nesir olmasının ötesinde, Şair öyküsü olarak farklı bir isimlendirme tercih edilebilir. Gömleğin Biri, bildiğimiz anlamda klasik öykü kalıpları içinde değil. Ama bir şair gözüyle yaptığı betimlemelerin yanına biraz kurgu eklendiğinde lezzetli bir şiir. Adına ister öykü diyelim, ister şiir, edebi açıdan kıymetli ve okuma zevki yüksek metinler bunlar.

Dünyanın Tıpası, Hikâye Tamircisi gibi orijinal fikirlerin kurgulandığı metinlerde gerçek üstüne, bazen fantastiğe yaslanan, Naime Erkovan dünyasına yakın, fakat daha şiirsel olduğunu söyleyebiliriz. Betimleme yönü ön planda olan öykülerde ise öykü, şiir ve masal birbirine karışmaya başlar. Bazı öykülerde Dede korkut masallarına yaklaşır, bazen modern dünyaya dönüş yapar.

Sokaklar çok defa yer bulur metinlerde. Geçiyorum, geçtim, geçen kelimelerinin ağırlığı. Çevreye dikkatli bakış, detaylar, karmaşaya karşı kayıtsızlık, şehirde yürüme, geride bırakma. Ev, eve dönüş temalarının ağırlığı, tatile çıkılsa da hep eve dönüşün özlendiği öyküler ön plana çıkıyor. "Boğaziçi'nin elmas yalılarına bakıyorum, ne eskiler! Sular vuruyor kıyıya. Her dalgadan bir ayna doğuyor. Su, oyunlar hazinesi! Geçtik hep, onları geçtik." (S.37) Dünyanın boş ve medeniyetin aldatıcı olduğunu hatırlatan bir şair Ahmet Akarsu. Belki de geçmesi bu yüzden. Evet şair dedik, bilerek. Nesir de yazsa şairliğinin ön planda olduğunu vurgulamak istedik.

"Oturduk gölgeliğe. Ee dedim. Ne e'si dedi. Yani ne olacak şimdi? Bir şey olduğu yok, böyle durup gölgeleneceğiz. Bu mu dedim yani? Bu kadarcık mı?" (S.72) Şair söyler ve çıkar anlık sahnenin içinden. Zaten dünya dediğimiz bir gölgelik değil mi?

Bazı öyküler "Şiirdi bu," ile bitiyor. Bazısı bir şarkı gibi…

Yer yer farklı türde müzikten bahsedildiğini görüyoruz. Bir kenarda radyonun sesi hep açık. Sesler, renkler geçiyor birbirinin ardı sıra. Biraz öykü,biraz şiir, biraz masal. Metinler arası göndermeler yapılan, sakin bir betimlemeyle devam ederken post modern yazar rahatlığında vurucu cümlelere rastlıyoruz. Öykülerin bitişinde genellikle olayı görüp kendi dünyasına çekilmesi, uzaklardan bir ses gelmesi. Hep şiir.

Kelebek lekeleri, sizce de öyküden çok şiir başlığına benzemiyor mu?

Benzetmelere gelecek olursak;

  • Bir gülüş gibi sırt üstü yatıyordu (S.43)
  • Yalnız bir çakı gibi (S.47)
  • Terk edilmiş bir gezegen gibi (S.31)
  • Üç kez uyandım bir uykudan (Şiirsel tekrar) (S.71)
  • Sesinde bir kahvelik vardı (Sesin bir rengi olacağını ben düşünmezdim mesela) (S.75)

Son olarak da;

  • Sözcüklerin üzerinden usulca geçerdi. (S.55)

Ahmet Akarsu da öyle geçmiş usulca…

En beğendiğim öyküler;

Kurgu açısından Dünyanın Tıpası ve Hikâye Tamircisi

Betimleme açısından Şal ve Şeftali Sineği oldu.

Adı ister şiir olsun, ister öykü, sen yaz Ahmet Akarsu. Türünü edebiyatçılar düşünsün.

Kaynakça

Akarsu, A. (2022). Gömleğin Biri (s. 135). Şule Yayınları.

Bauman, Z. (2003). Modernlik ve müphemlik (s. 386). Ayrıntı Yayınları.

Mert, N.(2015). Öykü Yazmak(s.215). Hece Yayınları

Gömleğin Biri

Ahmet Akarsu

Şule Yayınları

Şubat 2022

135 Sayfa


Yazar: Resul BULAMA - Yayın Tarihi: 29.04.2022 10:33 - Güncelleme Tarihi: 29.04.2022 10:34
333

Resul BULAMA Hakkında

Resul BULAMA

1974 yılında Sakarya’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetiminde yüksek lisans yaptı. Kamu sektöründe çalışıyor. Öykü ve kitap incelemesi ile meşgul.

Her okurun kitaptan alacağı ve aktaracağı mesajın bir zenginlik olduğuna ve bu yorumun kağıda döküldüğünde okumanın tamamlandığına inanıyor. 

Resul BULAMA ismine kayıtlı 12 yazı bulunmaktadır.