Şairler Geçidi: İbrahim Demirci ile Konuştuk, Söyleşi, Ethem ERDOĞAN

Şairler Geçidi: İbrahim Demirci ile Konuştuk yazısını ve Ethem ERDOĞAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Şairler Geçidi: İbrahim Demirci ile Konuştuk

01.08.2022 09:00 - Ethem ERDOĞAN
Şairler Geçidi: İbrahim Demirci ile Konuştuk

Kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Bu soruyu yanıtlamak için kocaman bir kitap yazsam yeterli yahut doğru bir tanım ortaya koymuş olmam. Kamuya sunulan kimliklerim arasında şair, yazar, çevirmen, deneme ve eleştiri yazarı, öğretmen, akademisyen ve nihayet emekli bürokrat... gibi sıfatlar oldu. Artvin Çoruh Üniversitesinde çalışırken hakemli dergilerden birine bir yazı göndermiştim. Bu arada MEB Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine atandığımda oradan ayrılmıştım. Yazı yayımlandığında bir de baktım, adımın altında "öğretim üyesi" yerine bu yeni görevim yazılmış. Oysa ben o yazıyı üniversitedeyken yazmıştım ve onun yayımlanması üniversiteye puan kazandıracaktı! Canım çok sıkılmıştı, üzülmüştüm. Üzüntümü kendilerine iletmedim. Çünkü yazarına danışmadan böyle bir değişikliği yapabilenlere söz söylemenin işe yaramayacağını düşündüm.

Özel hayatımda kardeş, eş, baba, dede, amca, dayı, komşu, müşteri, seyirci... olduğumu söylemeye gerek var mı?

Beşer, insan (kadın/erkek) ve Müslüman olmak arasında farklar olduğu açıktır ama bunları birbirinden ayırmaya, yalıtmaya çalışmak hem olmayacak bir iştir hem de yanlıştır. (Bu yanlış beni rahatsız etmeye devam ediyor; "insan-ı kâmil" mertebesine eren kişi bile "beşer" olmaktan kurtulmuş değildir, esasen buna lüzum da yoktur. Tarihimiz de bugünkü hayat da maalesef adlden/itidalden ayrılmanın ifrata yahut tefrite sapmanın örnekleriyle doludur.)

Şiir yazma biçiminizi anlatır mısınız? Şiirin mutfağı sizde nasıldır?

Bütün sanatlar -hattâ zanaatler- için geçerli formülü analım: Yetenek + emek = Eser. (Nuri Pakdil'i de rahmetle yâd edelim burada.)

Yeteneğin yanına ilham, sünuh, ansızın kalbe doğma gibi o akıl sır ermez nasibi katmakta beis görmem. Fakat belki de şair bakışı ve şiir hâli denen şartı en başta söylemek gerekirdi, gerekir. Uzun zamandan beri o bakışın ve o hâlin uzağındayım. Doğrusu, "uzağındayım" derken gerçek ve etkili bir özne olup olmadığımdan da emin değilim. Durum bu. Şikâyet olsun istemem, hikâyet sayın!

Burada şunu da belirtmeliyim: Şiir deneyimini yaşamış, belli bir birikimi olan kişi, isterse hakiki şiir olmasa da şiire benzer verimler ortaya koyabilir. Hele şekil şartları bilinen manzumeler inşa etmek hiç de zor değildir. Benim de böyle çalışmalarım olmuştur. "Meramın Şiiri, Şiirin Meramı" adlı çalışmam şöyle sona erdi:

"Ey ahali, şöyle vezinli kafiyeli

-Karac'oğlan'ın ruhunu şâd edecek-

Ve ey şiirin sevdalıları, özgün imgeli,

-Meselâ Ahmet Haşim işi-

Bir şiir getirmedi bana ilham perisi.

Bir gece masa başında söke söke,

Bu satırları çıkarabildim ancak.

İster manzume sayın, ister şiir.

Kusura bakmayın,

Benden bu kadar!"

Günümüz şiirlerinin sorunları nelerdir? Çözüm ne olabilir? Şiirimizin bugünkü durumu hakkında neler dersiniz?

Günümüz ile dünümüz arasında, -belki ve dolayısıyla yarınımız arasında da- mahiyet farkı olmadığını düşünüyorum. (Bir arkadaşım, "İlk modernist şeytandı." demişti! "Tarihi çöpe mi atıyorsunuz?" dememiştim.) Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek evrensel bir yasa gibi. Değişime direnen muhafazakârlık da birikimi yoksaymak isteyen yıkıcı devrimcilik de bana -neredeyse biri ötekinden berbat- iki çıkmaz sokak gibi görünüyor.

Sanat caddesinin -siz isterseniz patika da diyebilirsiniz- Tanzimat'tan itibaren faydacı / manipülatif / ideolojik bir sapmaya, yoldan çıkmaya maruz kaldığını düşünüyorum. Fakat buna rağmen yahut bununla birlikte şiir sanatı da varlığını elbette devam ettirdi. Kötümser yahut karamsar değilim. Adaşım İbrahim Hakkı gibi düşünüyorum: "Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler!"

Dergi takip ediyor musunuz? Hangi dergilerde yazdınız/yazıyorsunuz? Dergilerdeki şiirler üzerine neler söylersiniz?

Eskiden bütün dergileri, gazetelerin kitap eklerini izlemeye çalışırdım. Epeydir bu alışkanlığım tavsadı. Nuri Pakdil'in Edebiyat dergisinde başladı benim yazı yolculuğum. Edebiyat'ın kapanışından sonra uzunca bir süre ben de kapandım. Sonra Yedi İklim, Millî Eğitim, Çerağ, Okuntu, Kökler, Eylül, Bumerang... ve çıkışından başlayarak Hece dergisinde bulundum. Ankara'ya yerleştikten sonra Hece'nin yazı kurulunda da görev ve sorumluluk üstlendim. Her dönemde olduğu gibi günümüzde de dergilerde harcıâlem şiirlerin yanı sıra insanı heyecanlandıran, tazelik getiren şiirler de yayımlanıyor.

demirci_1

Hikâye / öykü türü günümüzün popüler edebiyat türleri arasında. Şiire ilginin az olduğunu düşünüyor musunuz? Evet ise neden?

Çağımızın öne çıkan özellikleri arasında birey, bireycilik de var. İletişim kanallarının artması ve yaygınlık kazanması da bu durumu besliyor. Kadınların geçmişe oranla daha çok söz alıyor olmaları da dikkate değer bir olgu. Fransız nüfusunun yarıdan çoğunun yazar olmak istediğini okumuştum birkaç yıl önce. Bizde de edebiyat üretiminin epeyce arttığı görülüyor. Bu olağan bir durum. Genç yazarlar ve şairler, gözlerini diktikleri hedeflere ulaşmak için gereken çabayı gösterirlerse kendileri de zenginleşir, edebiyatımız da.

Şiire ilginin az olduğunu düşünmüyorum. Fakat modern şiiri kavrayamadıkları için yabancılık veya sıkıntı yaşayan çok kimse var. Ahmet Hâşim, "Savrulmada gül şimdi havâda / Gün doğmada bir başka ziyâda" demişti. O "başka ışık" birçok gözü rahatsız ediyor, görmezden gelmeyi tercih ediyorlar.

Şiir sadece bireysel bir düşünüşün eseri mi yoksa toplumsal olay ve olgular da aynı oranda etkili midir?

Şiirin oluşumunda düşünüşten çok, duyuşun ve düşleyişin etkili olduğu söylenir. Bence de öyledir ama insanın fikir, his ve hayal melekeleri arasındaki münasebetler sağlıklı insanlarda umumiyetle diyalektik bir geçişkenlik içindedir. Birey toplum ilişkilerinde de durum böyledir. Esasen edebiyatın ve şiirin ana unsuru olan dil, neredeyse tamamen toplumsaldır. Ben buna tanrısallığı da eklememiz gerektiğini düşünüyorum. Tabiatın içinde ve onun bir parçası olan insanın tabiatı aşmasını sağlayan dilin tanrısal bir bağış olduğuna inanıyorum. İnsanın tanrı olduğunu iddia edecek kadar küstah değilim çok şükür! Gerek zihnî melekelerimiz arasında gerek birey ile toplum arasındaki etkileşimlerin dönemden döneme, kişiden kişiye oransal farklılıklar göstermesi mümkündür ve bu, araştırma konusu olabilir fakat birbirinden kopuk olması söz konusu değildir.

Şiiri ortaya çıkartan koşullara ek olarak neler söyleyebilirsiniz?

demirci_2

İnsan, kendi varlığı başta olmak üzere hemen her şeye bir anlam ve değer yükleme eğilimi içinde. Anlamdan ve değerden kurtulmak veya onları yok saymak isteyen hiçliğin bile bir anlam ve değer içerdiği söylenebilir. Bu olgu bizi "yitik cennet"e götürmeye yeter. Freud'un sözünü ettiği ana rahmine dönüş arzusu, bu olgunun seküler yorumu olarak okunabilir. Behçet Necatigil'in sözünü ettiği "gurbet, hasret, hikmet burçları" da "elest bezmi"nden "aşağı"ya (dünya: aşağı) inişle yeryüzü tarlasındaki maceramız ve kaçınılmaz son ölüm/kıyamet ve sonrasındaki ebedî hayat gerçeğine işaret sayılabilir. Üstad Necip Fazıl, Fransız şairi Baudelaire'in şu cümlesini hatırlatmıştı: "La vraie vie est absente." (Gerçek hayat burada değildir/başka yerdedir/ötededir.)

Şiir ve şuur arasında birbirini etkileyen ya da tetikleyen bir ilgiden söz edebilir miyiz? Toplumun akıbeti açısından şiiri değerlendirmek mümkün müdür?

Elbette. Fakat burada yeniden diyalektik işleyişi hatırlatmak isterim. Büyük şairimiz Fuzuli, aynı metnin içinde hem "İlimsiz şiir olmaz" der, hem de "Aşk imiş her ne var âlemde / İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak" der ve burada bir çelişki yoktur, olsa olsa hiyerarşi vardır. Akıl ve şuur bahsinde de benzer bir durum söz konusudur. Sanatta ferdî şuur kadar kolektif şuurun ve şuuraltının da müessir olduğunu ve bazen bu tesirden sanatkârın haberinin bile olmayabileceğini düşünüyorum.

Şiirin metropol ya da taşra ile bağı nedir? "Büyük şiir büyük şehirlerde mi yazılır"?

Çevre, herkesi olduğu gibi şairi de etkiler elbette. Baki'nin şiirindeki çınar bolluğu Fuzuli'de yoktur herhâlde. İletişim olanaklarının böylesine zenginleştiği bir dünyada metropol-taşra ayrımının önemsizleştiğini veya öneminin giderek azalacağını düşünüyorum.

Şiirde kuşak kavramı üzerine değerlendirme yapmak ister misiniz? Bu konuda neler söylersiniz?

Edebiyat tarihçisinin gözetmesi gereken bir konu bu. Etkilenme, etkileşim neredeyse kaçınılmaz bir olgu. Fakat öte yandan geleneksel şiirin bir biçimde sürdüğünü, sürdürüldüğünü de unutmamalıyız. Bestami Yazgan'ın bir şiirinin Yunus Emre'ye ait sanılması, öyle sunulabilmiş olması ilginç değil mi?

Şiir eleştirisi var mı günümüzde? Bir şiir eleştirisi nasıl olmalıdır? Bu alanda dikkatinizi çeken isimler kimler?

demirci_3

Olmaz olur mu? Elbette var. Fakat etraflı bir değerlendirme yapabilecek durumda değilim. Osman Özbahçe'nin çabasını önemli bulduğumu söylemekle yetineyim.

Şiir, kurucu bir unsur olarak geçmişten günümüze birçok toplumun duygu ve düşünce bütünlüğü içerisinde hareket etmesini sağlayan bir etkiye sahip tür. Bu bakımdan şiirin kurucu rolü üzerinden kültür ve medeniyet okumaları nasıl yapılabilir?

Yunus Emre, Süleyman Çelebi, Fuzuli, Baki, Şeyh Galip, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal... gibi şairlerimizle Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel... arasında bağlar olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Sanatın ve şiirin, kültürün ve medeniyetin kurucu unsurlarından olmakla birlikte kültür ve özellikle medeniyet gibi maddi yapıları aşan bir karakteri olduğunu düşünüyorum. Aliya İzzetbegoviç'in, sanatı dinin ve ahlâkın yanında konumlandırmasını çok değerli buluyorum.

Şiirde usta-çırak ilişkisi bağlamında bu ilişkinin eğitim-etki/gölge riski üzerine neler düşünürsünüz?

demirci_4

Bu soruya kestirme bir cevap vermek istemem, uzunca bir çalışmayı hak ediyor bu soru.

Folklor şiire düşman mıydı hâlâ öyle midir?

Folklorun geleneği, göreneği, statükoyu, yerleşik yapıyı temsil ettiği düşünülürse söylenmemiş sözün peşindeki şairin ondan uzak durması beklenir. Klişe, şiire düşmandır. Fakat "et-tekraru ahsen velev kâne yüz seksen" diyenlere de konuşma yasağı getirmeye hakkımız yok.

Roman, hikâye/öykü yazarlarının birbirleriyle çekişmeleri pek gözlemlenen bir durum değilken şairlerin çekişmeleri, Türk edebiyatında en sık rastlanan bir durum olarak görülmektedir. Şiirin ve şairlerin çekişmeleri hakkında neler söylersiniz?

En son işittiğim kavga, Mine Kırıkkanat ile Elif Şafak'ın kavgası! Lastik Said'i bastonuyla döven Ahmed Midhat Efendi de şair değildi. Şaka bir yana, şiirin ve şairin haysiyetinin öteki sanatlardan ve sanatkârlardan üstün olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca şairler arasında öteden beri yarışma, atışma, tehzil, tanzir, terbi, tahmis gibi işler ve işlemler olduğunu da hatırlamalıyız.


Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 01.08.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 30.06.2022 20:52
828
Yorumlar
  • Yaşar Akgül 2022.08.01 19:37

    İbrahim beye ve size selamlarımı muhabbetlerimi gönderiyorum. teşekkürler. selamlar. dualarımla...

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 168 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 4 kitap bulunmaktadır.