Sanatçı Sofraları, Kara Tahta, Serkan PARLAK

Sanatçı Sofraları yazısını ve Serkan PARLAK yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Sanatçı Sofraları

22.01.2016 09:00 - Serkan PARLAK
Sanatçı Sofraları

Çocukluğu Anadolu’nun çeşitli yörelerinde geçen kitabın yazarı Sevim Gökyıldız, bu sayede Türk mutfağı yemeklerini iyi tanıma şansı bulmuş, daha sonra yurt dışı eğitiminin bir bölümünü tamamladığı Belçika ve Fransa’da Fransız mutfağını yakından öğrenmiş. 2000’li yıllarda Fransa’da gastronomik ve kültürel festivallerin, ayrıca çeşitli şehirlerde Türk mutfağı tanıtım etkinliklerinin düzenlenmesinde yer almış. Alanla ilgili çeşitli üst düzey kurumların kurucu üyesi, uzun yıllardan beri Türkçe ve Fransızca çeşitli gazete ve dergilerde yeme içme yazıları yazıyor. “ İstanbul’un Kırk Yıllık 40 Lezzet Durağı” ve “ İstanbul’un Esnaf Lokantaları” adlı kitapları dikkat çekiyor. Ayrıca Fransızca hazırladığı, Türk mutfağımı anlatan, “ www.cuisine-turque.com” adlı blogu var. Fransız ve Çin mutfaklarıyla birlikte imparatorluk kökenli en güçlü üç mutfaktan biri olan Osmanlı-Türk mutfağının tanıtımına ve gelişimine yaptığına yaptığı katkılardan dolayı Sevim Gökyıldız’a çok teşekkür ederiz.

2010 yılında UNESCO’nun “ İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası” na dahil ettiği, korumaya aldığı “mutfak” değil, gastronomik değeriyle “ Fransız sofrası”dır. Fransız sofrası bir yaşam biçimi, bir yaşam keyfidir. Sofra; porselen yemek tabakları, dantel işlemeli örtüler, kristal avizeler, gümüş servis takımları ve tabii ki çeşit çeşit yemeklerden daha fazlasıdır. Fransız sofrasında uzun oturulur, uzun konuşulur, ritüellik yemekler yenir, şaraplar sırasıyla yudumlanır. Burada bazı yemek kitaplarında ve gazetelerin hafta sonu eklerinde çıkan yemek yazılarında karşılaştığım bir tespitten bahsetmek istiyorum: farklı kültürlerin yeme-içme alışkanlıklarından bahsederken ister istemez Türk mutfağıyla karşılaştırma yoluna gidiliyor, bu kitabın da ilk giriş yazısında olduğu gibi. Bildik klişe cümleler hemen sıralanıyor. Şöyle ki; eski Türk sofralarında yemek ağırlıklı olarak yer sofrasında, sadece karın doyurmak için yenir, yemekte konuşmak ayıp addedilirdi. Olabildiğince çabuk yenilen yemek bittiğinde sofra hemen terk edilirdi. Bir okuyucu olarak artık şunu beklemek temel hakkımız: Bunun nedeni neydi? Bu davranış biçiminin altında hangi kültürel kodlar var? Tarihsel süreçte ne gibi değişimler oldu? En azından ucundan kıyısından değinilebilinir bu sorulara.

Özetleri daha önceden Gusto dergisinde yayınlanan yazılar genişletilerek bir tür başvuru kitabına dönüştürülmüş. Yazar Sevim Gökyıldız’da kitap fikri şöyle oluşuyor: Paris’te sık sık uğradığı Librarie Gourmande’da gördüğü bir seri kitap aklını çeliyor. Çoğu 19. yüzyılda yaşamış sanatçıların sofralarını anlatan kitaplar bunlar. Yazar da kitabını bu sanatçılar üzerinden kurmuş. Sırasıyla Balzac, G. Sand, Renoir, A. Dumas, Cezanne, Toulouse-Lautrec, Marcel Proust, Colette ve Monet; Fransız yazar ve ressamlar. Ardından ünlü İspanyol ressam Picasso, İtalyan besteci Rossini ve İngiliz polisiye roman yazarı Agatha Christie geliyor. Burada bir yanlışı belirtmek istiyorum: Kitabın giriş yazısında ( sayfa 15) Yazar Sevim Gökyıldız “ Kitabımdaki sanatçıların çoğu Fransız. Ama gurmelikleriyle tanınan iki İtalyan sanatçı ( besteci Rossini ve kendisi gibi sofraları da çılgın Picasso) ile polisiye edebiyatın kraliçesi İngiliz Agatha Chistie’yi eklemeden yapamadım.” diyor. Cümleden Picasso’nun İtalyan olduğu anlamı çıkıyor.

Kitapta her sanatçıya önce yeme içme kültürüyle ilişkisine de değinen çok kısa temel bilgiler, hemen ardından biraz daha genişletilmiş özlü bir biyografi ayrılmış. Bu biyografiler genellikle kitap girişlerinde bulunan kısa ve net hayat hikâyeleri gibi değil. Seçilen sanatçıların kişisel yeme içme kültürleriyle ilgili yazılan ve kaynakçada da değinilen kitaplardan ilgi çekici alıntılarla zenginleştirilmiş. Zaten yazar kitabı bu metinlerden okuduklarından hareketle kurgulamış da diyebiliriz. Belki de kitabın en dikkat çekici bölümleri her sanatçıya ayrılan, kendi geliştirdikleri ve adlarıyla restoranlarda sunulan yemek tariflerinin de bulunduğu son bölümler diyebiliriz.

Yazar yine giriş yazısının bir bölümünde (sayfa 15) yemek tariflerini aktarırken malzemelerin kolaylıkla bulunmasına, biraz da Türk damak tadına çok yabancı olmamasına dikkat ettiğini, okuyucuların mutfaklarında kolayca yapılabilir olmasına özen gösterdiğini belirtiyor. Yoksa, başta A. Dumas olmak üzere çoğunda istakoz sıra başı, ya da istiridye, kaz ciğeri, trüf mantarı yercih ediliyormuş. Kitapta istakoz ve trüf mantarı içeren tarifler var. Bunların genellikle lüks kategorisine giren yiyecekler olduğunu belirtmeliyim. Ayrıca şarap kullanılan tarifler de epey mevcut. Kitabın son bölümünde bulunan tarif dizini iyi düşünülmüş. Bu anlamda ben ortalama bir okuyucu olarak tariflerin genellikle üst sınıfların gittiği yeni moda lüks restoranlarda daha kolaylıkla denenebileceğini düşünüyorum. Bence orta ve alt sınıflara hitap etmiyor.

Bana hitap eden tarif ise şöyle: Paul Cezanne’ın zeytinyağında patatesi. Malzemeler: 1 kg taze patates ( çok taze ve küçük boyda olanlar) 6-7 yemek kaşığı sızma zeytinyağı, 3 diş sarımsak (çok ince doğranmış) 4 yemek kaşığı çok ince doğranmış maydanoz, tuz ve karabiber. Yapılışı: Patatesleri fırça kullanarak iyice yıkayın. 10 dakika kadar haşlayın, suyunu süzün ve ortadan ikiye kesin. Kalın tabanlı bir tavada, kızgın yağda sarımsakları kokusunu bırakana kadar kavurun, kenara alın. Aynı kokulu yağa bu kez patatesleri atın. Tuz, karabiber ekleyin. Patatesleri yumuşayana kadar 8-10 dakika çevirin. Servisten önce sarımsakları ve maydanozu ekleyin.

19. yüzyıl, Paris’in yeme içme dünyasında önemli gelişmelerin başladığı bir devirdir. Büyük şefler restoranlar açmakta, gastronomi dünyasına yön vermektedir. Öteki taraftan yeni kıtaların keşfiyle mutfağa giren patates, pirinç, şeker pancarı ve biber gibi yeni ürünler vardır. Kömürlü kuzine tipi sobaların yapılması, mekanik hasat makinelerinin icadı, yeni pişirme tekniklerinin bulunması sanatçıların çoğunluğunun yaşadığı dönemde mutfak kültürünü derinden etkilemektedir. Sevim Gökyıldız’ın kitabı, dönemin özellikle yeme içme kültürüyle yakından ilişkileri bakımından seçtiği ressam ve yazarların yapıtlarına olan merakımızı ve ilgimizi mutfakları üzerinden bir kez daha kışkırtıyor. Yeni okumalar yapmak, tablolara bir kez de bu gözle bakmak gerek. Kendi sanatçılarımızla ilgili bu tarz kitaplar çıkarmak için de heves uyandırıyor diyebilirim son olarak.

Sevim Gökyıldız, Sanatçı Sofraları, Oğlak Yayınları, Birinci Baskı:2015, İstanbul.


Yazar: Serkan PARLAK - Yayın Tarihi: 22.01.2016 09:00 - Güncelleme Tarihi: 20.01.2016 14:08
2520

Serkan PARLAK Hakkında

Serkan PARLAK

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından, ilk romanı "Ormanın Kıyısı" ise Roza Yayınları tarafından yayınlandı.

Serkan PARLAK ismine kayıtlı 87 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 3 kitap bulunmaktadır.

Yorumlar
  • Sevim Gökyıldız 2016.01.26 14:05

    Serkan Bey ,
    Yorumunuz benim için çok değerli.Teşekkür ederim.Kitabım için devamlı beğeni,övgü istemiyorum.Aksine tenkitler,öneriler,bana göre , daha önemli. Sizinle tanışmak isterim.İstanbul'da iseniz "Bir dost kahvesi" ne ne dersiniz ? Telefonumu aşağıya yazıyorum.Tek şart : Kar yağmasın !
    Sevgilerimle.. Sevim Gökyıldız **************

    edit: mesaj Serkan Parlak'a iletilmiştir.