Sıradan Bir Hayattan Çıkan Olağanüstü Güzellik: DALİDA

Sıradan Bir Hayattan Çıkan Olağanüstü Güzellik: DALİDA

Sıradan Bir Hayattan Çıkan Olağanüstü Güzellik: DALİDA

02.12.2020 - Necla Dursun
Sıradan Bir Hayattan Çıkan Olağanüstü Güzellik: DALİDA

Müzik hayatının neredeyse tamamında dünya çapında en çok dinlenenler listesinde daima üst sıralarda yer almış ünlü bir yıldız: Dalida. Öylesine hareketli bir yaşam sürmüş ki dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir hayatı varmış gibi görünse de duygusal hayatı çalkantılarla dolu. Trajik denilebilecek bu inişli çıkışlı hayat izleyiciye “Vay be!” dedirtecek cinsten.

Çekimleri Fransa, İtalya ve Fas’ta yapılan “Dalida” isimli film ünlü İtalyan şarkıcı Dalida’nın hayat hikâyesini anlatan biyografik bir film. 2017 yılı Fransız yapımı filmin senaristi ve yönetmeni Lisa Azuelos. Dalida rolüne hayat veren ise yine bir İtalyan; Sveva Alviti. Diğer rollerde ise Riccardo Scamarcio, Jean-Paul Rouve ve Nicolas Duvauchelle yer almışlar.

Müzik hayatının başlangıcından disko müziğinin altın yıllarında yeniden ve daha güçlü parlamasına kadar geçen sürecin devamında hayatının son bulmasına kadar geçen yaşantısıyla dünyaya yıldız olmak için gelmiş olan Dalida, meslekleri nedeniyle Mısır’da bulunana İtalyan bir ailenin kızı olarak Kahire’de doğmuş. Müzik hayatına vatandaşlığına geçtiği Fransa’da devam etmiş, uluslararası müzik dünyasında büyük üne kavuşmuş, henüz 23 yaşındayken Paris’in ünlü mekânı Olympia’da sahne alarak şöhret basamaklarını hızla tırmanmıştır.

Hayatına giren erkeklerin bu şöhretin altında ezilerek onu taşıyamaması, ışıltısıyla göz kamaştıran yıldızı sona yaklaştıran en önemli etken olmuş ve durum filmde detayları ile anlatılmış.

Gerçek hayat hikâyelerini izlemeyi sevenler için bu film, müzikle dolu görsel bir şölen gibi.

(Okuyucusuna Not: Dalida’nın hayatı birden fazla defa filme alınmıştır. Bu yazıda 2017 de beyazperdeye aktarılmış olanı değerlendirilecektir.)

Filme Dair…

Bu bölüme başlarken öncelikli olarak değinilmesi gereken husus filmde castın zirve yapmış olduğudur. Oyuncu seçimlerinde çok doğru kararlar alınmış ve hedef 12 den vurulmuş. Hele hele başrol için tercih edilen aktrisi (neredeyse) gerçeğinden ayırmak imkânsız dense abartılmış olunmaz.

Başrol oyuncusu Sveva Alviti’nin verdiği bir röportajdan filme dair verdiği anekdotlara tam bu noktada yer vermek istiyorum. Öyle samimi açıklamalarda bulunmuş ki, filmi daha iyi tahlil etmeye yardımcı oluyor: “YouTube üzerinde gördüğüm bir röportajı her şeyi değiştirdi. Birdenbire ona kendimi çok yakın hissettim ve ondan çok etkilendim. Bu kadar duyarlı, nazik ve güçlü bir kadını canlandırmayı nasıl istemeyebilirdim ki? Ben de kendimi o rolü canlandırırken hayal etmeye başladım. Yönetmen Lisa Azuelos, 200 kadar aktrisi görmüştü ve sırada 20 kişi daha vardı. O zaman Paris’e gitmeye karar verdim! Playback olarak bir şarkı hazırlanmalıydı. Ben de “Je Suis Malades” şarkısını seçtim çünkü beni en fazla etkileyen şarkısıydı. Beni seçeceklerine dair pek umudum yoktu ama her neyse dedim, kendim için söyledim, içimdeki derin duyguyu aktarmak istedim. Bitirdiğimde ortalığı büyük bir sessizlik kapladı. Lisa Azuelos’un ağladığını gördüm. Ona “Ben Dalida’yım.” dedim ve o da “Biliyorum.” diye yanıtladı. Dokuz ay boyunca hazırlandım ve çok yoğun çalıştım. En başta Fransızca öğrenmem gerekiyordu. Çekimler 3 ay sürdü ve Fransa, İtalya ve Fas’ta olmak üzere 3 ayrı ülkede yapıldı. Her gün 4 saate yakın makyaj yapıldığı için daha çekime bile başlamadan yorulmuş oluyordum. Peruğum, protez burnum ve takma dişlerim vardı. Bazı günler 50’lerdeki bir sahneden 80’lerdeki bir sahneye atlayarak çekim yapıyorduk. Provalarda bana yardımcı olması için bir koçum vardı ve ezberleyene kadar senaryo üzerinde çalıştım. En fazla zorlandığım sahne Dalida’nın intiharı değil, kürtaj yaptırdığı sahne oldu. En büyük hayali çocuk sahibi olmak olan bir kadının yapmak zorunda kaldığı bu büyük fedakârlık insanlık dışı. Ama neyse ki Dalida’nın hayatında sadece acı olaylar yoktu. Mutlu sahneler de vardı ve bunları çekmek çok eğlenceliydi.”(1)

Film doğal olarak müzik anlamında hayli zengin. Bir müzik insanının biyografisi söz konusu olunca haliyle bu zenginlik kendiliğinden geliyor. Hatta Dalida’nın geniş repertuvarından seçim yapmakta zorlanılmış olunduğunu bile düşünüyorum. Film müzikleriyle izleyicisini bir yolculuğa çıkartma potansiyeline sahip. Bu yolculuk, izleyenin belki çocukluğuna, belki de gençliğine doğru oluyor.

Almanca, Fransızca, Arapça, İtalyanca başta olmak üzere birçok dilde şarkı söyleyen, defalarca altın plak almaya layık görülmüş müzik ikonu Dalida filminin senaryosuna ünlü sanatçının kardeşi Orlando katkı sağlamış. Sahne adı olan “Dalida” yı kendisi seçen, profesyonel ve özel hayatına ait ayrıntılarla bezeli bir kurguda aynı zamanda içsel bir arayışla çıktığı Hindistan yolculuğuna da yer verilmiş.

Filmdeki kurgu bir psikoloğun odasında sohbet eden kişiler üzerine kurulu. Bu kişiler Dalida ve hayatına giren diğer insanlardan oluşuyor. 26 Şubat 1967 tarihi verilerek başlayan filmde flashbacklerle zaman geri alınmakta ve yaşanan gün ile bağlantı kurularak film ilerlemekte. Zaman içindeki bu yolculukla yıldızın yani gerçek adıyla Yolanda Cristina Gigliotti’nin Kahire’deki çocukluğuna gidilerek yaşantısı boyunca yanından ayrılmayan kardeşi Orlando’nun hayatındaki önemini daha iyi anlatılmış oluyor. Kardeşinin yansıra tanıştıkları esnada evli olan ilk eşi de hayatında daima önemli bir yere sahip olmuş. 9 Nisan 1956 günü tanıştıklarını filmin kurgusu gereği psikolog doktora anlatan ilk eşi, Olympia’daki ses yarışmasında onu ilk kez gördüğü anı yine flashback ile anlatmaktadır. Ardından rüya gibi günler aktarılır; plak sözleşmeleri, konserler, turneler, “Bambino” isimli şarkısının olağanüstü beğeni kazanması, gazete dergi ve dünya basınındaki haberler, turne ve röportajlar… Hem de bazısı gerçek olan eski siyah beyaz görüntüler eşliğinde.

İlk eşiyle olan düğün merasiminde ikram masasının üzerine iplerle sarkıtılmış ve rüzgârdan uçuşan onlarca minyatür plağı görünce gününüzdeki CD ler aklıma geldi. Dönem filmi olduğunu bilmesem bu görüntüyü vintage bir kutlamadaki güncel detay olarak algılayabilirdim. Ben gibi diğer izleyicilerin de kısa süreli bir şaşkınlığa uğrama olasılığı var.

Adım Adım Sona Doğru…

Bebekken sadece babasının çaldığı keman sesiyle sakinleşen, çocukluk yıllarında arkadaşlarının gözlükleriyle dalga geçtiği Dalida’nın bunalımlı geçen ve intihara teşebbüs ederek tükettiği hayatını belli bir ayarda tutmakta güçlük çektiği, depresif halini tetikleyen olaylar arasında en önemlilerinden biri Luigi Tenco ile olan ilişkisidir.

Dalida’yı bir anlamda felakete sürükleyen bu ilişkide, birlikte sahne ldıkları katıldıkları bir organizasyonun gecesinde Luigi intihar eder. Sevgilisinin intiharıyla derinden sarsılan Dalida tıpkı ölen sevgilisi gibi kendi isteğiyle hayatını son vermek istese de kardeşi Orlando hayatını kurtarır. İçindeki acıdan kurtulamayarak Hindistan’a yaptığı yolculukla şarkı söylemeyi bırakmayı dener. Ancak hayatla arasındaki tek bağın şarkı söylemek olmasının ayırdına vararak düşündüğünü eyleme dökemez.

Bir müddet sonra henüz 18 yaşını sürmekte olan bir üniversite öğrencisinde aşkı bulduğunu sanan Dalida hamile olduğunu öğrenir. Çocuk özlemiyle yansa da 18 yaşında bir babanın çocuğuna gereği kadar babalık yapamayacağını düşünerek hamileliğine son verir ve genç adamdan ayrılır. Ancak operasyon sırsında rahmi zarar görür ve bir daha çocuk sahibi olma şansını kaçırır. Tam bu sahnede daha filmin ilk 15 dakikasında evlenip bebek istediğini söylemesinin ardından ilk eşinin söylediği şu cümle akıma geldi: “Yıldızlar hamile kalmaz, bu efsaneyi bozar, unut bu isteğini.” Dalida şu cümle ile karşılık verir: ”Bir çocuğumuz olmasını istiyorum, sana yemek hazırlamayı istiyorum. Normal bir kadın olmayı istiyorum.” Eşi ise der ki: ”Ama bütün normal kadınlar senin gibi olmayı hayal ediyor…” Şöhret taşıması ağır bir yüktür dedikleri bu olsa gerek. Hem sahibi için hem de çevresindekiler için. Ve çocuk sahibi olmamış birçok ünlüyü düşününce, geçmişte bu noktanın sadece bir sav olmaktan ziyade işlerliği olan bir mit olduğu söylenebilir.

Dalida’nın şöhreti altında ezilen ve hayatına son veren erkeklerden diğeri Richard’dır. Richard Dalida’yla düet yapmak için mikrofonun başına geçse de başarısız olur ve bundan Dalida’yı sorumlu tutarak yakalandığı kıskançlık ve alkol problemleriyle hayatını sonlandırır.

Richard’ın ölümü, Dalida’yı uçurumun kenarına getiren hadise olarak nitelendirilebilir. Yemek yiyemez uyku uyuyamaz olur. Yakınlarının endişeleri onu yalnız bırakmama tutumuyla bertaraf edilmeye çalışılsa da Dalida 2 Mayıs 1987 gecesi Montmartre’daki görkemli evinde aldığı yüksek dozda ilaçlar sonsuz bir uykuya dalar.

Henüz 54 yaşındaki yıldızın başucunda bulunan kısa notta sadece iki cümle yazmaktadır: “Hayat artık çekilmez olmuştu... Beni bağışlayın.”

Dalida ve Türk Modacı

Filmde Dalida'yı daima şık ve ışıl ışıl izliyor seyirci. Gerçeği ile uyumlu hatta bazıları birebir aynı olan kostümlerle göz dolduran filmde İzmirli modacı Zühal Yorgancıoğlu'ndan alınan kıyafetin benzeri kullanılmış. İzmirli modacı Zühal Yorgancıoğlu Dalida’nın kendisinden aldığı kıyafetten esinlenilerek hazırlanmış giysiyi filmde görünce çok heyecanlandığını belirterek sanatçıyla tanışmasının 1979 yılında, İzmir'de, Hisarönü'ndeki küçük dükkânında gerçekleştiğini şöyle anlatmıştır: “Kapı açıldı. Moda ve şov dünyasının Fransa'daki önemli ismi Erkan Özerman girdi. Yanında çok ama çok güzel bir kadın vardı. Özerman, “Bak sana kimi getirdim: Dalida “ dedi… Dalida, 'Tipik bir Türk kıyafeti istiyorum' dedi… Tamamen Türk motifleri ile işli Buldan bürümcüğü, belinde de el oyaları ile bezenmiş süslü kıyafeti giydirdim. Çok beğendi… Dalida İzmir'den ayrıldıktan sonra kendisine Paris etiketli bir paket geldi. Açtım, Dalida'dandı. Ön ve arka kapağında benden aldığı Silifke isimli kıyafetlerle çekilmiş fotoğraflar vardı. Pariste yaptığı birçok konserinde ve TV çekiminde 'Salma ya Salama' adlı şarkısında, benden aldığı kıyafeti giymişti.” (2)

Sonuç Yerine…

Biyografik filmlerin kuşkusuz en önemli yanı izleyiciye hikâyeyi anlatan arasında bir bağ kurulmasıdır. Bu bağ başarılı kurulursa film de başarılı olur şeklinde yorumlanacak düz bir mantık işlemektedir. Dalida’da bu bağa biraz daha yatırım yapılsa daha iyi olabilirdi. Zevkle izlenen bir film olsa da bu noktanın eksikliğini hissettim.

Dalida’nın Türkçe’ye çevrilmiş pek çok şarkısı olsa da en bilineni Ajda Pekkan’ın seslendirdiği dilimize “Palavra Palavra” adıyla çevrilen “Paroles Paroles” dir.

Dalida’nın en az hayatı kadar sıra dışı dizayn edilmiş mezarı Paris Montmartre Mezarlığındadır. Hayatına son verdiği görkemli evi mezarlığa çok yakın olsa da içini görmek mümkün değil. Onun izini sürenler için bu ev müzeye dönüştürülse ziyaretçi sayısı hiç de az olmayacaktır. Bunu mezarını görmeye gelip fotoğraflayan ziyaretçilerin çokluğundan anlamak mümkün.

*Başlıktaki cümle Dalida’nın erkek kardeşi Orondo’nun psikologla olan konuşmasındaki bir repliktir.

Kaynakça:

(1)https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/keyif/secilecegime-dair-umudum-yoktu-40426380

(2)https://www.haberler.com/dalida-filminde-zuhal-yorgancioglu-izleri-9540235-haberi/

Necla Dursun - 02.12.2020

,

1729

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin