Siyah Beyaz Film Gibi Biraz, Edebiyat, Şerife Saliha BOZOKLU

Siyah Beyaz Film Gibi Biraz yazısını ve Şerife Saliha BOZOKLU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Siyah Beyaz Film Gibi Biraz

28.10.2022 09:00 - Şerife Saliha BOZOKLU
Siyah Beyaz Film Gibi Biraz

"yüksek rakımlı hüzünler geçer tüm ahşap sandıklarından

geleceğe seslenecek şeyler bulmak için

açılıp o sayfalarına geçmişin

sökülüp dikilecek çok ağrımız olacak

çokça medet umacağız aman dileyip haziranda"

(Can, 2021)

"Nerde o eski dostluklar, nerde o eski mekânlar, nerde o eski Ramazanlar, nerde o eskiye ait kıymetli anlar…" Hangimiz şahit olmamıştır ki bu tarz sözlere; geçmişe yakılan ağıtlara, türkülere? Modernitenin inşa ettiği toplumlar, mekân ve insan unsurlarıyla birlikte, hep bir serzeniş konusu olagelmektedir dillerde; eski zaman güzellikleri hep özlemle yâd edilmekte. Bu serzenişi ise önceki kuşaklardan daha çok duyarız; modernitenin, ve elbette teknolojinin, içine doğan çocuklar arasında onlar kadar dile getirilmez. Bu durumun sebepleri arasında ise başta köklerinden koparılma ve toplumun can damarlarında bir ur gibi yayılan yabancılaşma gelmektedir. Geçmişe takılıp kalma ve geçmişin fetişleştirilmesi nasıl normal bir durum değilse bağların koparılması, kişinin kendini bir yere ait hissedememesi de normal bir durum değildir ve kişide maddi manevi pek çok hastalığa sebebiyet verdiği bilimsel açıdan da ortaya konulmuştur/konulmaktadır.

Ömer Ayhan'ın kaleminden çıkan, Doğan Kitap tarafından okurlarla buluşturulan, yedi öyküden mürekkep Siyah Beyaz Bir Öykü kitabı da bu konunun farklı boyutlarla ortaya konulmasıyla dikkatleri çeken bir eser olarak edebiyat dünyasında yer edinen kıymetli eserlerden bir tanesi olarak durur karşımızda. Birinci tekil şahıs anlatıcının hâkim olduğu öykülerde geçmişe karşı sergilenen tutumlara; bir yere ait hissedememenin ve modernitenin kişilerin ruhunda yarattığı tahribatlara şahit olmak mümkündür. Ustaca yazılan öykülerde biraz nostalji esintisi biraz da, nostalji ile çokça karıştırılan, "solastalji" durumu okurları etkisi altına alırken, yer yer kullanılan eleştirel dil ve oluşturulan underground karakterlerle de dikkatleri celbetmeyi başarmaktadır. Ayrıca bu karakterlerin bünyesinde köksüzlüğün sebep olduğu tahribatın sert bir şekilde yansıtıldığını da ifade etmek mümkündür. Daha iyi anlamak adına buyurun öykülere kısaca bir göz atalım.

Siyah Beyaz Bir Öykü

"Çocukluk günlerini su yüzüne çıkaran yaşanmışlıklar; uzun süredir görülmeyen bir tanıdık, başkalarının hayatında aynı anlamı yüklenemeyecek bir koku ya da kişiye özel bir mekân gibi birbirini bütünleyen halkaların, kimi zaman bir başlarına da yaratabildikleri keskin çağrışımlar olsa gerek; bir müzik kutusunun aniden açılıp, harikalarını ortaya dökmesiyle, bu küçük mucizeye tanık olan çehreye bir çırpıda yerleşiveren gülümseme nevinden bir esinleme." (Ayhan, s. 7)

cümleleriyle eserde yer alan ilk öykü Aile Fotoğrafları'na giriş yapan yazar nostaljik öğeler eşliğinde hatra gelmesiyle yüreklere dokunan o geçmiş güzel anılara duyulan özlemi getirir dile. Bu öğelerin yarattığı etki neticesinde gözünde canlanan, gün geçtikçe kaybolup gitmeye yüz tutan, kahramanın hayatından da çıkıp giden, eş dost, komşu, akraba ziyaretlerinden, içinde dalga dalga büyüyen bir suçluluk duygusu eşliğinde bahseder; bu yabancılaşmayı bir ihanet olarak görme eğilimi sergiler. Aynı şekilde eserin ikinci öyküsü olan Çürüme'de de geçmişe özlem vardır; fakat bu özlemle bir ömür geçip gitmiştir. Öyle ki, "eski parlak günlerin geleceğine dair boş düşünceler Madam'ın kafasını ablukaya alıyor, kum torbasına çeviriyor," (Ayhan, s. 21) iken yaşlı eşi Bay Miltiyadis hayata gözlerini yummaktadır. Halamız öyküsünde ise yıllarca haberdar olunmayan bir halanın peşine düşülmesi ile bir nevi insanın kimlik inşasında köklerine duyduğu ihtiyaca vurgu yapılmaktadır.

Esere ismini veren ve kitaptaki en uzun öykü olan Siyah Beyaz Bir Öykü isimli öyküde ise durum bahsettiğimiz diğer öykülerden biraz farklıdır. Zira bu öyküde de nostaljik öğelere yer verilmekle birlikte karakterimizin –bu kez underground diye tabir edilen bir karakter ile karşı karşıyayızdır- içinde bulunduğu durum izlediği filmler neticesinde oluşan nostalji esintisiyle canlanıveren geçmişe duyulan özlemden ziyade solastalji ile ilişkilendirilebilir. Bu noktada biraz durup iki kavrama kısaca göz attığımızda nostaljinin kişinin memleketine, evine ve geçmişe duyduğu hasret olduğu görülürken solastalji varoluşsal bir sıkıntıyı, depresyonu ifade etmektedir. Bu sıkıntıya sebep olan durumlar ise iklim değişiklikleri, yangınlar, depremler vs durumlar olabileceği gibi insan kaynaklı doğa tahribatları, zararlı atıklar, modernleşme uğruna yıkılan evler, yerine dikilen binalar gibi etmeler de olabilmektedir. 2000'li yılların başında ilk defa kullanılmaya başlayan solastaljinin semptomları "öfke, kaygı ve anksiyete, depresyon, umutsuzluk, huzursuzluk, yorgunluk hissi, uykusuzluk, kimlik kaybı…" (Bilgiselim, 2021) şeklinde olabilmektedir. Öykümüze döndüğümüzde ise bir turist rehberi olarak karşımıza çıkan kahramanın uyku problemleri, gördüğü karmaşık rüyalar, içine düştüğü kaygı hali, -kabul etse de etmese de- köklerinden kopmuş/koparılmış olmanın getirdiği boşluğa yuvarlanma duygusu gibi yaşadığı maddi manevi sıkıntılı durumlar solastalji durumu yaşadığı izlenimi verir. Ayrıca içine düştüğü bu boşlukta alkol ve uyuşturucu gibi maddelere tutunarak yaşamaya devam etmeye çalışması, solastaljiye yol açan bu yabancılaşmanın kişide yarattığı tahribatın ne derece yıkımlara yol açabileceğinin göstergesi olarak okunabilir. Kahramanımızın –ki ismi anılmaz öyküde sanki karakterin kendi gibi ismi de boşlukta savrulup gitmektedir- bir anda karşısına çıkan Belgin karakteri, bilinçli veya bilinçsiz, ona içinde bulunduğu huzursuzluğun neden kaynaklandığını bir nebze de olsa fark etmesini sağlatması noktasında yardımcı olmasıyla önemli bir rol oynar hayatında. Ve "geçmişin kokusu"nun (Ayhan, s. 44) içine sızması onu ayaklandırmaya yetmese de bu durum onu durup düşünmeye sevk eder.

Kutsal İttifak öyküsünde de karşı karşıya olduğumuz karakter Siyah Beyaz Bir Öykü'de olduğu gibi savruk bir karakterdir fakat onun bu savrukluğu solastaljiden ziyade köksüzlük ve yabancılaşmanın da etkisiyle gün geçtikçe yansımalarına daha çok maruz kalma durumunda kaldığımız teşhir toplumunun kişilerde yarattığı maddi manevi tahribat olduğu ifade edilebilir. Öyküdeki karakter her ne kadar isteklerini, arzularını "hastalıklı olduğunu kabul edebileceğim isteklerim" (Ayhan, s. 57) şeklinde ifade etse de bu onu durdurmaya yetmez; zira "Varlıklı, konformist, her türlü hazza prim tanıyan bir ortamda, isteklerimin bir dilek cinine gerek duymaksızın gerçekleşebileceğini biliyordum." (Ayhan, s. 55) sözleriyle de dile getirdiği üzere içinde bulunduğu toplum onun hastalıklı karakter yapısına engel olmak bir yana destek olacak bir ortam sunmaktadır. Önünde bir engel bulamayan hastalıklı bir ruh haline sahip karakter içinde bulunduğu ahlakî yozlaşmadan kendini kurtarmak adına bir faaliyette bulunmayıp daha ileri gitmede bir beis görmez.

Eserde yer alan Sığınak ve Bütün Kediler Gridir başlıklı son iki öyküde ise içinde bulunulan bu duruma karşı isyan daha açık bir şekilde dile getirilmektedir. Özellikle Sığınak öyküsünde kahramanın sergilediği tutum ve davranışları insanlar tarafından agorafobik olduğu yönünde yorumlanınca, "Agorafobi demek, ha… Hah hah hah. Böylesine tehlikeli bir hayat düzeninde insanın kendini kilit altına alması için başka bir sebep olamazmış gibi… Doksan beş metrekarelik bir alan, benim özgürlüğüm. Bunun dışındaysa, başkalarının kuralları var(dı)." (Ayhan, s. 73) şeklinde sarf ettiği sözler onun topluma karşı ortaya koyduğu tavrı net bir şekilde sermektedir gözler önüne. Bütün Kediler Gridir'de ise diğer öykülerinde –özellikle Siyah Beyaz Bir Öykü ve Kutsal İttifak- karşımıza çıkan savruk karakter artık bir şeylerin farkına varmış da kendini toplamaya çalışmış ve kızgınlığı ile nefretini biraz olsun kenara bırakarak karşımıza çıkmışçasına bir karakter ile karşı karşıyayızdır. Öyle ki kahramanımız bu öyküde artık sevmekten "Sanırım artık biliyorum." (Ayhan, s. 78) şeklinde bahseder ve öykü de eser de bu cümle ile noktalanır.

Sonuç

Siyah Beyaz Bir Öykü başlıklı öyküsünün bir yerinde yazar, "O yoksunluklarla dolu, boynu bükük geçmiş güzel ve özlenen olabilmeyi neye borçlu biliyor musun?.. Bugünün insanlarına. O çirkin adamlara ve boş çuval misali geçici güzelliklerine güvenerek konsomasyon yapan sözde yıldızcıklara. Bugünler, öyle çirkin ki, geçmiş elinde olmaksızın güzelleşiyor…" (Ayhan, s. 38) der. Ve körü körüne nostaljik duygular besleyen kişilere de eleştiri oklarını yönlendirmekten geri durmayarak bu tavrını şu sözleri ile koyar ortaya, "Toprak olmuş bir tarihe bakarak iç çekiyor insanlar. Korumayı değil yitirmeyi tercih eden bir yığın. İç geçirmekten hazlanan mazoşist duyarlılık." (Ayhan, s. 35) Etrafımıza, yaşadığımız dünyaya şöyle bir bakmak ifadelerin ne kadar doğru olduğunu anlamaya yeter de artar bile! Hasret duyulan, hep özlemle yâd edilen geçmiş neslin insanları da –en azından hepsi- pir-ü pâk değildi elbet; onların da eksiklikleri, hataları, günahları vardı ve yaşadıkları dönemler kendilerine göre zor ve dayanılmazdı. Buna rağmen modern toplum olarak nitelenen ve her geçen gün önüne başka başka sıfatlar eklenerek –örneğin; gösteri toplumu, kontrol toplumu, teşhir toplumu vs- dillendirilen günümüz toplumu ve bu toplum zihniyetinin hem insanda hem de doğada yarattığı tahribat o kadar büyük yaralar açmaya başlamıştır ki, yazarın da ifade ettiği üzere, o geçmiş günlere hasret bitmemektedir. Fakat buna rağmen, gün geçtikçe köklerinden daha fazla kopan, kendi de dâhil her şeye ve herkese yabancılaşmaya başlayan insan harekete geçmek için yeterli gücü –ya da isteği mi demeliyiz?- kendinde bulamamaktadır. Bu yüzden de, korkulan odur ki, ilerleyen zamanlar bu zamanlarımızı dâhi aratacak hâle gelecektir.

Nihayetinde Ayhan'ın kıymetli eseri, ortaya koyduğu insan manzaralarıyla bu gerçekliği dikkatlere vermekte; insanı uzun uzun düşünmeye sevk ederek iç geçirmekten öteye taşımaya, insana, doğaya ait değerleri korumaya, yaşatmaya teşvik etmektedir. Sosyologlar ve psikologlar tarafından detaylıca incelenmeyi hak eden eser neleri kaybettiğimizi anlamak adına dâhi okunması gereken bir eser olarak durmaktadır karşımızda. Umulur ki hakkıyla idrâk edebilenlerden olalım…

Kaynakça

Ayhan, Ö. (2004). Siyah Beyaz Bir Öykü. İstanbul: Doğan Kitap.

Bilgiselim. (2021, 7 14). Bilgiselim. 10 13, 2022 tarihinde https://www.bilgiselim.com/solastalgia-nedir-tedavisi-var-mi/: https://www.bilgiselim.com/solastalgia-nedir-tedavisi-var-mi/ adresinden alındı

Can, B. (2021). İnsanlığın Ağlama Tarihine Bir Giriş. Ankara: Hece Yayınları.


Yazar: Şerife Saliha BOZOKLU - Yayın Tarihi: 28.10.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 17.10.2022 23:21
603

Şerife Saliha BOZOKLU Hakkında

Şerife Saliha BOZOKLU

1994’te Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Yeşilhisar Anadolu Lisesi’nde gördü. 2017’de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden (İngilizce) mezun oldu. “Kendini Bil” sözünü kendine gaye edinmiş, bu uğurda ‘insan’ kalmak ve insan olarak son nefesini vermek üzere çaba harcayan, ‘insan’ denen meçhulün peşinde koşan, tek sığınağı kitaplar olan bir ademkızı…

Şerife Saliha BOZOKLU ismine kayıtlı 25 yazı bulunmaktadır.

Twitter