Sulh Adam'ın Bir Kimlik İnşâsı Denemesi: Âdem'in Oğlu, Düşünce, Resul OLCAY

Sulh Adam'ın Bir Kimlik İnşâsı Denemesi: Âdem'in Oğlu Habil Gibi Ol yazısını ve Resul OLCAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden

Sulh Adam'ın Bir Kimlik İnşâsı Denemesi: Âdem'in Oğlu Habil Gibi Ol

01.04.2022 09:00 - Resul OLCAY
Sulh Adam'ın Bir Kimlik İnşâsı Denemesi: Âdem'in Oğlu Habil Gibi Ol

"Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:)

Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.

Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur." [5/Maide 27-29]

Hâbil ve Kâbil kıssası Kur'ân-ı Kerîm'de bu kadar, özlü bir şekilde nakledilir. Başka âyette geçmez. Ve isim de belirtilmez. Gerek 'İsrailiyyât' menşeli tarih ve tefsir kitaplarında, gerekse kısâs-ı enbiyâ türünden eserlerde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

Belki haddimizi zorlayarak Merhûm Cevdet Said'e [1931-2022], süper kahraman adı gibi "Sulh Adam'' dedik başlıkta. Dedik, çünkü elimizdeki kitabı, konferans ve seminerlerinin mihverinde "sulh" ve "saldırmazlık" ilkesi ağır basar. Suriye'de iç-savaş başlayınca, bu tutumundan dolayı "dilsiz şeytan" suçlamasına maruz kalmıştır. Daha sonra da terk-i diyar eyleyerek, İstanbul'a yerleşmiş ve geçtiğimiz günlerde [30 Ocak 2022]İstanbul'da vefat etmiştir.

Usûl, Üslûp ve Yol

Esere bol miktarda bap-başlığı açılan İslâm ilim geleneğine tâbi olur. Usûlü kadîm ancak üslûbu yeni olan, saldırmazlık ilkesinin merkezde olduğu, kendisinin "Habil'in Mezhebi" dediği, yeni bir yol/mezhep kurmaya çalışır.

Klasik fıkıh mezheplerinin hilafına, Habil'in mezhebinde insanı felaha ve helake götüren, ihya ve imha eden: Rüşd-ğayy, tezkiye-tedsiye, adalet-zulüm, hidayet-dalalet, fesad çıkarıp kan döken-ıslah edip sulhu sağlayan vd. kavram çiftleri esastır. Şiddet karşıtlığı hayat felsefesidir bu mezhebin.

Görünen o ki, kendi çevresinde yalnız kalmıştır. "Kendi çevresinde" dedik, çünkü yakın tarihte Said'den bağımsız olarak, Mısır'da, şiddet, mahpus ve zulme rağmen, İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı mensupları da saldırmazlık ilkesini benimsemiştir.

Hindistan'da da, Gandhi [1869-1948]ile mücessemleşen, saldırmazlığın Sanskritçe ifadesi olan "Ahimsa" ilkesine hem hayatiyet kazandırılmış hem de epeyce taraftar bulmuştur.

Âdem'in Oğlu Habil Gibi Ol

İsimlendirme, "Âdem'in Oğlu Habil Gibi Ol!",Tirmizî [H. No: 2195]ve Ebû Dâvûd'da [H. No: 4257]geçen sahih bir hadîstir. Kitabın önsözündeki düştüğü tarih 1996. Ancak 245. sayfada 2001'deki New York'ta DTM'ye yapılan kamikaze saldırısını zikreder. Demek ki ilerleyen baskılarda kimi eklemeler yapılmış.

Ümmetin içine düştüğü inanç kibrine serzenerek giriş yaptığı eser, beş ana bölüm ve 176 alt-başlıktan mürekkeptir:

  1. "Bilgi ve İktidar" isimli birinci bölümde ilgisini ilim ve yönetime yoğunlaştırır;
  2. "Bilgiden Korkma" isimli ikinci bölümde bilgiyi kuşanmayı ve özgüveni aşılar;
  3. "İki Farklı Kur'ân Okuma Biçimi" bölümünde Allah'ın yaratmasını anlamaya çalışarak, insan ihtiyarının sınırlarını çizer;
  4. "'Öteki' Kavramı ve 'Büyük Delilik'" bölümünde Fransız filozof Faucault'nun [1926-1984]fikirlerini misafir eder. Kimilerine katılır, kimilerini eleştirir;
  5. "İnsan ve Tarih" bölümünde ise tarihsellik bilincinin, dilin, doğru anlamanın ve birliğin önemine dikkat çeker.

Pakistanlı Muhammed İkbal ile hocası Cezayirli Mâlik Bin Nebi'nin üzerindeki büyük etkisini teslim etse de, fikirleri taklit değil, özgündür. Ele aldığı bütün konuları, menşei Kur'ânî olan kavram çiftleriyle ifade eder: Allah-tağut; rüşd-ğayy; nûr-zulumât; tezkiye-tedsiye vb. gibi.

Celaleddin Rumi, Muhammed İkbal, Malik Bin Nebi eserlerinde kendileriyle konuştuğunu aktarır. "Ben de kendimle konuşurum," diyerek, hem bir türedi değil, açılmış bir izlekten, gelenek üzere yürüdüğüne işaret eder, hem de peygamberlerin suçlandığı "mecnûn/delilik" hırkasını giymekten müftehirdir.

Kur'ân ve Hâbil'in Mezhebi

Hâbil'in Kâbil'le diyaloğunu, kitapta serdettiği fikirlerle harmanlayarak sunar. Bütün âyet, hadîs ve iktibaslardan yaptığı referanslar, ikrâhsızlığı hâkim kılıp, rüşd yolunu yapmak, ğayy yolunu yıkmak üzere kurgulanmış. Râşid Halifelerden sonra ümmet, istibdat yönetimine düşmüş ve çıkamamıştır, Said'e göre.

Kötümser ve karamsar bir tablo çizer. Her ne kadar ikrâhın olduğu zaman parçaları, ufak tefek tökezlenmeler olsa da, tarihten yüz akıyla çıkan yegâne topluluk Müslümanlardır. Bu konuda bir Hıristiyan olan Amin Maalouf kadar hakkı teslim etmesi beklenirdi. [Ölümcül Kimlikler, s. 50]

Kullandığı dil, teoloğun ivazsız ve tavizsiz dili değil, bir sosyoloğun ihtiyatlı dilidir. Ezelî düşman fikrinden, inanç kibrine kapılarak, ötekilerin hepsinin bâtılda olduğu düşüncesinden vazgeçip, güzel olanı örnek almamızı salık verir. Ezen ve ezilen döngüsünden, rüşd ve eşitlik hayatını kurmaya çalışır. Habil-Kabil kıssası, ümmet tarafından Kitâbımıza [Kur'ân-ı Kerîm'e]hapsedilmiş görünüyor; Said'in yaptığı onu hür bırakma çabasıdır.

Kaosa gark-olmuş kavramları tefrik edecek peygamber vârisi ulemayı arar. Antişiddeti, saldırmazlığı nakzeden cihad ve kıtal âyetlerini ve hadîslerini müteşabih hükmünde görür. Habil'in yolunu onaylayan âyet ve hadîsleri ise muhkem hükmünde değerlendirmektedir. Kur'ân'ın sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için bir yol gösterici, insânî marazlara bir reçete olduğu düşüncesi hâkimdir.

Kur'an'a göre tefekkür ve tezekkür daha üstün bir amacı gerçekleştirmek için başvurulan ulvî bir araçtır; bunun farkındadır Said; bu zihin ameliyesine biteviye başvurur. Rasûlullah'ı [s.a.v]kocaltan âyetler, ümmeti kocatmıyorsa, okumada büyük sorun var demektir. Öyle okumaya çağırır.

Kur'ân'daki cihad ve kıtal âyetleriyle, Rasûlullah'ın gazvelerinin nasıl değerlendirileceği hakkındaki soruya da cevap verir: "... Bedir'i ve Huneyn'i birinci ve ikinci Körfez Savaşı algıladıkları için, meseleyi birbirine karıştırmışlardır. Nitekim onlar bir bakıma bir tabibin ameliyat etmek için açtığı yara ile öldürmeye ve yağmalamaya çalışan haydutun, şakînin açtığı yarayı birbirine karıştırmaktadırlar." [s. 329]

Dünyaya âhiret merkezli bakmanın yanında, âhiret cenneti için, dünyayı da cennete çevirmeyi şart görür. Köpük ve faydalı olan ilkesi, rüşd ile ğayy'ı ayırdetme, düşüncesinin mihverindedir. Rüşd ile ğayy: Kur'ânî bir terim olup "doğruluk ile eğrilik" [2/Bakara, 256]demek.

Kur'ânî köpük yasası şöyle: "İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir." [13/Ra'd, 17] Zebed/köpük yasasını, her umutsuzluk pompalayan ifadesinin ardına, bir can simidi gibi uzatır.

Her konuda âyet, hadîs destekli yazmasına, sûfî-meşrep, nur yüzlü görüntüsüne rağmen, ele aldığı konuyu, oldukça pozitivist bir yaklaşım ile işler: "...Bilgiyi ve bilimi zerreden kürreye kadar her şeyi POZİTİF ölçüler ile ölçülebilecek şekilde bilinçlenmenin ve bilginin yaygınlaşmasının hizmetine verebilseydik; bütün bu sayılanları yapabilseydik, şunu anlayabilirdik: Bizâtihi bilinçlilik ve uyanıklık olan, ölçülebilir nitelikteki bir iman, dünyevî ve uhrevî azabı tümden ortadan kaldırır ya da azaltır." [s. 401]

Fikrî mikropların, ümmetin vücuduna yatılı olarak yerleştiğini düşünür. Yaptığı, bir çare ve aşı çalışmasıdır. Eşitlik ilkesi üzerine kurulduğunu düşündüğü AB'ye gıpta ile bakar. Avrupa Birliği'nin kuruluş vetîresi çok sıkıntılı olayların akabinde olmuştur. Kendi aralarındaki Otuz Yıl Savaşları, Dünya Savaşları vb. gibi elim azabı gördükten sonradır ki, tabiri caizse Yûnus Aleyhisselam'ın kavmi gibi helaktan önce iman etmişlerdir. Müslümanların da böyle bir birlik kurmalarını cân-ı gönülden diler. Ümmeti, tarihsellik bilincini kuşanarak, Müslümanların bir tek adam öldürmediği Mekke Dönemindeki tavrı ihyaya davet eder.

Çeviriye Dair

Çeviri daha iyi, daha dikkatli ve ciddiyetle yapılabilirdi. Zira mebzul miktarda zühul var. Bir örnek: "Bizi etkisi altına alan büyüyü için araştırma inceleme süresi uzun olmasından ötürü, bana bir sakınca bir zorluk gelir mi?" [Sh. 141]

Bunu mütercim de okusa hiçbir şey anlamayacaktır muhakkak. Böyle anlamsız cümle epeyce var kitapta. Her baskıda binlerce kişiye ulaştığı düşünülürse, bu hataların asgarîye indirilmesi, hatta sıfırlanması elzemdir. Şahsen imla bazında sıfır hatalı çalışmalara şahit olduk.

Sonuç Yerine

İslâm mezhepler tarihindeki kurucusuyla muammer mezheplerden biri gibi; birr, rüşd ve takvâ yolunda bir çığır açmak için ömür tüketen Cevdet Said'in fikri/mezhebi de, sahibi ile vefat etmiş görünüyor. Kitapları durduğu sürece, fikirleri; mezhebin nüvesi de duracaktır.

Kim bilir, yaklaşık iki yüz sene sonra Endülüslü hakîm, fakîh ve mütekellîm olan İbn Hazm [994-1064]tarafından filizlenen, Dâvûd el-İsbehânî'nin {ez-Zâhirî} [817-884]kurduğu ve kendisi ile muammer olan "Zâhirî Mezhebi" gibi; "Habil'in Mezhebi" de, fikre gönül vermiş müstakbel bir ilim ve aksiyon adamı ya da adamları tarafından filizlenebilir.

Kaynakça

Ölümcül Kimlikler, çev. Aysel Bora, YKY, 2014, s. 50

Âdem'in Oğlu Habil Gibi Ol

Cevdet Said

Çeviri: Abdi Keskinsoy

Pınar Yayınları, 4. Baskı, Kasım 2006 [yazılış tarihi: 1996]

484 sayfa


Yazar: Resul OLCAY - Yayın Tarihi: 01.04.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 04.04.2022 23:23
507

Resul OLCAY Hakkında

Resul OLCAY

75'de Gölbaşı'nda doğdu, Gölbaşı'nda mukim ve muammer. Muhibbi kitap, müebbet talip, okur-yaşar abd-i âciz.

Resul OLCAY ismine kayıtlı 15 yazı bulunmaktadır.