SUSANLARIN İŞİTİLDİĞİ BİR ESER: “Hiçbir Özelliğ, Edebiyat, Tuba YAVUZ

SUSANLARIN İŞİTİLDİĞİ BİR ESER: “Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi” yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.co

SUSANLARIN İŞİTİLDİĞİ BİR ESER: “Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi”

14.01.2022 09:00 - Tuba YAVUZ
SUSANLARIN İŞİTİLDİĞİ BİR ESER: “Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi”

Bu yüzyıl yarış çağıdır. Evvela bayrağı kapacaksın sonra da en önde taşıyacak ve herkesten hızlı koşup yarışı kazanacaksın. Bak nasıl yapman gerektiğini anlatayım. Bir özellik seçeceksin kendine ama bu özelliğin mutlaka en pahalı, en lüks ve mümkünse en havalı olmalı. Malum bu çağ havalıların ve çok bilenlerin çağı. Her şeyi bilecek, her işten anlayacaksın. Ama öyle her derde koşmayacaksın. Bana dokunmayan bin yaşasın diyerek arkanı döneceksin aman ha! Zengine, makam mevki sahiplerine itibar edeceksin. Sen de para ve mevki için her şey mubah diyeceksin. Hiçbir özelliğin yoksa sen de yoksun, unutma. Sıradan olamazsın. Dümdüz, normal, herkes gibi. Koşman lazım yoksa arkadan hızla gelenler seni ya iter ya sana çelme takar düşürür. Belki de üstüne basıp geçer. Ha şu da olabilir. Görmezler. Evet. Hiçbir özelliği olmayan adamları görmezler.

Birileri artık normale meyletsin istiyoruz. İnsanlığın zıvanadan çıktığı bu çağdan etimizle kemiğimizle uzaklaşırken kendimize dönüp yaşamak istiyoruz. Dünya bir han konup göçeceğiz biliyoruz. Biz biliyoruz bilmesine de herkes de bilsin istiyoruz. Bu dünyaya bunca meyledenlerin hiçbir özelliği olmayan adamları da görmelerini istiyoruz çünkü biz o adamız. Biz o adam olmaya talibiz. Bundandır Enes Can'ın çabası. Hiçbir özelliği olmayan adamın hikâyesini anlatması.

Eşik Yayınlarından çıkan "Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi" içinde on bir öykü var. Başlangıçların heyecanını üstünde taşıyan eserde Enes Can'ın edebiyat dünyasına girişine de tanıklık ediyoruz okurları olarak. Peki, bu hiçbir özelliği olmayan adamların hikâyelerinde neler var? Kimlerin hangi hâllerine bizi davet etmiş yazarımız? Neyi, nasıl anlatmış? İlk kitapta yazar en çok kendini anlatır derler sonrasında giderek daha çok gizlenmeye başlar. Eserde Enes Can'ı nerelerde görüyoruz? Bu yazımda kafamızdaki bu soruları yanıtlamaya çalıştım.

Kitapta Neler Anlatılmış?

"Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi" modern topluma uyum sağlayamayan, şehir hayatının yalnızlaştırdığı insanları temel alan bir kitap. Eserdeki tüm öyküler kalabalıkların içinde özüne dönmeye çalışan, kendini bulma gayretinde olan insanları anlatır. Enes Can, bu çağın karmaşa dünyasından, çıkar ilişkilerinden, paraya ve rekabete dayalı düzenden rahatsızdır. O konuşmayan insanların sesi olmak ister. Görmeden, yanından geçip gittiğimiz seyyar satıcıları, yaşlıları, hastaları görüp yazmak ister.

"Hayat sattı insanlar, umut sattı, hayal sattı, insanlığını sattı bazı insanlar, bana bunlar kaldı dedi. Konuşmadı aslında ama ben duydum. "(s.53)

Bilir ki kendi gibi düşünen sıradan yaşamaktan hoşlanan, önde olma yarışana girmeyen insanlar vardır. İşte bu hikâyeler onların öyküleridir. Hastalar, yoksullar, babalar, anneler hepsi sıradan insanlardır. Zenginler, mevki sahipleri, liderler ve tüm yarışları zirvede bitirenler değildir ilgi odağı. Yenilenler, mazlumlar ve kimsesizlere çevirir gözünü.

"Aşırılığın, şatafatın, abartının hüküm sürdüğü bu dönemde gözlerimiz sade ve doğal olan şeylere yabancılaşmıştı bir kere. İki koca apartmanın heybetinin arasında kaybolan kaysı ağaçlı şu ahşap evi, kimse görmüyordu mesela."(s.30)

"Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi" nde modernleşme eleştirisi dikkat çekiyor tüm öykülerde. Zamanın getirdiği değişimin ve dönüşümün insanı nasıl yozlaştırdığı hikâyelerin temel fikri. Enes Can, öykü kahramanlarını şehrin ortasında yaşayıp şehre bir yönüyle uyum sağlamamış kişilerden seçiyor. Bir seyyar satıcı, belediyede çalışan bir temizlik işçisi, pamuk şeker satıcısı… Şehir hayatının getirdiği zor yaşam koşullarına direnen, ekmeğinin mücadelesini veren adamların içini açıyor okura. Giderek samimiyetini yitiren insanın çıkarına göre taktığı maskelere öfkeleniyor. Belki de Enes Can'a hikâye yazdıran da bu öfke ve kabullenememe hâlidir. Zira kitapta pek çok yerde buna değinilmesi de bundandır.

"Yüzlerce insanın çeşitli maskelerle yürüdüğü bu yolun orta yerinde en sade haliyle etrafına ışık saçıyordu."(s.29)

Kalabalık şehirlerde, metropollerde yan yana hatta birbirini iterek otobüslere, tramvaylara binilen kentlerde insanları tahlil etmek çok da kolay değildir. Hız çağının neticesi olarak sürekli bir telaş içinde akan insan selinde fark edilmek ne kadar güç ise fark etmek de o kadar zordur. Yazarımız şehirlerde gönlü is bağlayanları anlatmak istemez. Onlar her yerdedir ve onlar çoktur. Bu insan güruhu içindeki ufak parıltıyı görür. Onun peşinden gider.

"O kendi yarasına merhem olamayan insanların, başka yaralara üfleme görevini üstlenmişti. Ait olmadığı yerin yükünü taşıyordu sanki heybesinde. İnsanların oluk oluk aktığı bu caddede, ses çıkarmadan, kelime kurmadan adeta bağırıyordu:

-Yarası olana bant, yarası olmayana yara…"(s.34)

Çocuk olmak büyük olmaktan daha mı zordur? Belki de dünyanın yükünü omzunda babalar, anneler taşır sanıyorken yanılıyoruzdur. Bu çağda çocuklar masumiyetlerini derin hissedişleriyle birleştirince en çok yaralanan oluyor muhakkak. "Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi" nde de çocuk ve baba kavramı babalık vazifesi ile denk olarak karşımıza çıkıyor. Eserde evin maddi manevi yükünü omuzlayan bir model olarak sıklıkla babadan ve baba çocuk ilişkisinden bahsediliyor. Babalığın pek çok hâli her öyküde örtük ya da belirgin olarak kendini gösteriyor. Elbette babanın olduğu yerde anne ve çocuk da oluyor. Hatta daha da genişleterek babaanne ve anneanneyi de dâhil ediyor yazarımız öykülerine. Ve geleneksel rollerini yitirmeyen bu aile yapıları öykülerde dikkat çekiyor. Özellikle bu kısımları okuduğumda sadece aileyi merkeze alan tematik bir öykü kitabı yazsaydı Enes Can nasıl güzel olurdu diye içimden de geçirmedim değil.

Eserdeki hikâyelerde bir başka ortak nokta ise hayatın pek çok olumsuzluğuyla mücadele etmek zorunda kalan kahramanlarımızın isyan etmemesi. Bazen kendilerinden utanan evlatları, bazen hasta babaları, bazen de ekmek parası için mücadele ederken hüsrana uğramaları anlatılır. Fakat hiçbirinde isyan ve kabullenememe yoktur. Devam eden bir tevekkül ve şükür hâli vardır. Kahramanlar yüksek sesle okura şükürlerini, dualarını iletir. Bu noktalar Enes Can'ın da hayat görüşünü fark etmemiz bakımından önemlidir bana kalırsa.

"Oluyor olacak olanlar zaten. Sen elindekilere şükür için gözlerini küflü tavana dikip içinde inanılmaz bir huzurla doluyorsan, tabakta kalmış üç beş zeytin, yan tabakta pörsümüş duran domates parçalarına kocaman bir, olsun!"(s.60)

Nasıl Anlatır?

"Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi"nde üslubun belirgin özellikleri hemen fark ediliyor. Her öykü esasen bir öykünün girişi niteliğinde. Klasik hikâyedeki serim düğüm ve çözüm bölümlerinin tamamını gördüğümüz birkaç öykü var kitapta fakat diğerleri daha çok bir durumun aktarımı yahut bir hikâyenin giriş bölümü gibi. Bu bakımdan özellikle Pamuk Şeker, Sen Evsen Ben Kapı, Yasak Bölge, Öz Gaziantep Aktarcısı gibi öykülerde çatışmanın daha belirgin verilmemesi ve oldukça kısa olması okurda bir hayal kırıklığı yaratıyor. Okurken bu öykülerin yarım kaldığı hissini duyup acaba devamı bir sonraki sayfalarda mı diye de aranmadım değil.

Pembe Battaniye ve Döküntü hikâyeleri ise başı, sonu ve çatışmasının net olması bakımından diğer öykülerin önüne geçiyor. Özellikle Pembe Battaniye gerek şiirsel üslubu gerek konunun aktarılışı bakımından bence kitabın en etkileyici ve başarılı öyküsü.

Eserde tasvirler daha çok durumlar ve kişiler üzerinden yapılıyor. Okurun o kişileri yahut durumları anlaması için olaya adım adım dâhil edilişi, iç konuşmalarla okur eser bağının kuvvetlenmesi de eseri canlı kılıyor. Yazarımız özellikle tatma ve işitme duyularına seslenerek okurun hayal kurmasına ve kurguda kendini yaşatmasına yardımcı olacak bir üslup kullanıyor. Sokaktaki gürültüler, kalabalık, bir baharatçıdaki kokular, tatlar anlatmadan ziyade gösteriliyor okura.

"Soğuklar Yellice Dağının eteklerinden yavaş yavaş süzülürken şehre, kuş sesleri Sazak'tan Gaybiefendi'ye doğru azalıyor. Tarihi Osmanlı evleriyle dolu sokaklarda süzülen rüzgâr sesi yerini hışırtılı insan seslerine bırakıyordu. Durgun, soğuk ve sıkıcı bir hava."(s.43)

"Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi" nde yazarımızın anlatmak istediği şeyler var. Vermek istediği mesaj ve onda sıkıntı yaratan dünya hâlleri var. Tüm bu anlatma arzusu üslubunu da etkiliyor. Bana kalırsa okur, Enes Can'ın öyküden çok deneme okuyan bir yazar olduğunu düşünecektir bu ilk eserinde. Çünkü kurgunun önünde duran fikirler var. Kurgu içindeki kahramanlar zaman zaman susuyor ve o vakitlerde Enes Can kalemi alarak deneme yazıyor gibi fikirlerini aktarıyor.

"Hayat akışı içerisinde meydana gelen rastlantısal olaylara tesadüf gözüyle bakmak, yaşanan olaylardan anlam çıkarma durumuna büyük bir engeldir. Ama yaşam içerisinde her olayın bir tevafukun eseri olduğu bilinciyle bakıldığında, rüzgârdan uçan yaprağın bile bir anlamı olduğu gerçeği ortaya çıkıyordu."(s.32)

Yara Bendi öyküsündeki bu bölüm kahramanın sözleri değil. Üçüncü anlatıcının da dışında Enes Can'ın kendini gösterdiği kısımlar. Ben bu üslubu ilk eser olmasına ve Enes Can'ın kanımca fikir metinleriyle çok meşgul olmasına bağlıyorum.

Sonuç

Enes Can on bir kısa öyküden oluşan "Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi"yle okuruna merhaba diyen genç bir yazar. Bu eser sonraki kitaplarının da bir önsözü niteliğinde. Tüm hikâyelerin ortak teması adından da anlaşıldığı gibi sıradan insanların dertleri ve yaşam mücadeleleri. Modernite eleştirileri, bu çağın değersizleştirdiği insan hâlleri, baba ve aile kavramları, yalnızlaşan insan gibi temel toplumsal meselelerin sıcak içten bir tavırla anlatıldığı samimi bir öykü kitabı. Okurken hemen yanımızdan geçen insanları gördüğümüz hissine kapılmamızdan bundandır. Okur olarak mutlaka Enes Can'ın fikirlerini bir kurgu ile sınırlamadığı deneme eserlerini kitaplaştırmasını umuyoruz. Kaleminden öykü ve deneme ikilemini yaşadığını hissettiğimizden bu beklentiye girdiğimizi de söylemek gerek.

Onun sessiz insanları fark etme ve onların içseslerini öyküye taşıma başarısını gözlem gücüne bağlamak gerek. Henüz ilk kitap olmasına rağmen temas ettiği konular, vermek istediği mesajlar bakımından kıymetli bir kitap. Yine kitapta Enes Can'ı en çok hissettiğim bir bölümle yazımı bitireceğim:

"O önünden geçip giden insanlara bir şeyler anlatmıyor, aksine sessizliğin ne kadar büyük bir iletişim kaynağı olduğunu en kalabalık bulvarda tek kelime etmeden haykırıyordu."(s.34)

Enes Can

Hiçbir Özelliği Olmayan Adamın Hikâyesi

Eşik Yayınları

2021, İstanbul

70 safa


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 14.01.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 12.01.2022 23:58
154

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 18 yazı bulunmaktadır.