Tarihin Yazımı ve Metodolojisi Konusunda Ahmet Şimşek İ, Söyleşi, Bilal CAN

Tarihin Yazımı ve Metodolojisi Konusunda Ahmet Şimşek İle Bir Söyleşi yazısını ve Bilal CAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden

Tarihin Yazımı ve Metodolojisi Konusunda Ahmet Şimşek İle Bir Söyleşi

20.11.2015 09:07 - Bilal CAN
Tarihin Yazımı ve Metodolojisi Konusunda Ahmet Şimşek İle Bir Söyleşi

Sizi tarih alanında yapmış olduğunuz akademik çalışmalar ile tanıyoruz. Daha önce Tarih Nasıl Yazılır? kitabınız vesilesiyle bir söyleşi daha gerçekleştirmiştik. Yakın zamanda ise Tarih İçin Metodoloji ve yine üniversitelerde okutulacak bir başka kitap için editörlük yaptınız. Popüler tarih çalışmaları ile akademik tarih çalışmaları olarak bir tasnif yapacak olursak siz akademik tarih çalışmaları üzerinde yoğunlaşmışsınız. Popüler tarih çalışmaları ile akademik tarih çalışmaları arasında ne gibi farklar vardır?

Evet, bu fark genelde şöyle basitçe ve oldukça sorunlu dile getirilmiştir: Akademik tarih, akademide çalışanlar tarafından üretilir. Popüler tarih ise daha çok “alaylı” olarak tabir edilen akademide eğitim almamış ya da orada bulunmayan kişilerin eseri sayılmıştır. Bu yüzden akademik tarih güvenilir, popüler tarihse güvenilmez olarak tanınmıştır. Bu tespit baştan sorunlu olmakla birlikte akademik tarihçiliğin daha gerçek bilgileri sunduğu tezi bile bugün itibariyle tartışmaya açılmış görünmektedir. Öncelikle akademik tarih olarak adlandırılan araştırma ve yazım süreçleri,teoride katı kurallarla kuşatılmış, pratikte üslubu ve anlatımı genelde cezbedici olmayan tarihçilik elbette ki üniversitelerde kendini sürdürecektir. Ancak akademik tarihçiliğin işleyişinde tarihsel bilgi üretim sürecinde teorik olarak pek çok ilkenin varlığının bilinmesine karşın pratikte bunlara çoğu kez uyulmadan da bilgi üretilebildiği görülmesinden kaynaklı çok ciddi eleştirilerin getirildiğini de hemen hatırlatmak gerekiyor. Ülkemizde tarihçilikten genel olarak anlaşılanın uzun zaman eski yazı eserlerin ya da belgelerin salt Latinize transkriplerinin yayınlanmasının ya da bu eski harfli belgelerdeki bir takım bilgileri yorumlamaksızın artarda sıralamanın anlaşılmış olması buna örnekten sayılabilir. Ya da akademisyenlerce yapılan bazı tarih açıklamasının, verilen bazı beyanatların hatta yazılan bazı makale ve kitaplardaki bilgilerin asıl kanıtlara dayanması gerekirken “uzman güvenirliliği”ne dayandırılması gibi. Diğer yandan Türkiye’de akademi olarak tabir edebileceğimiz üniversitelerde varsayıldığı gibi tarih araştırması yapma ve yazma faaliyetlerinin salt geçmiş merakıyla özgürce ilerlemediğini, Hacettepe Üniversitesinden Ramazan Acun Hocamızın yaptığı bir incelemenin de ortaya koyduğu gibi tarihçilerimizin konjonktürel yazdıkları, yani her dönemin ruhu ve değerleri yanında her dönemin iktidarının misyonuna paralel gerçekleştiği düşünülürse Türkiye’deki tarihçiliğe ilişkin asıl sorunun başka yerlerde aranması gerektiği ortaya çıkar. Bütün bunlar Türkiye’de akademik tarihçiliğin de aslında salt bilimlik ya da geçmiş merakı için yapılmadığını gözler önüne sermektedir.

Türkiye’de popüler tarihçilik mecrası ise başlı başına konuşulması gereken durumdadır. Ülkemizde popüler olarak adlandırılacak tarih eseri yayınlayanların genelinin tarihçi formasyonundan fersah fersah uzak oldukları bir vakadır. Bir kısmının da benzer bir yaklaşımla, bu kez halkın daha kolay anlaması ve hoşuna gidecek tarzda olması için tarih araştırma ve yazım kuralları olarak adlandırabileceğimi metodolojiyi gözardı ettiklerinin örneklerini görebiliyoruz. Bir popüler tarih eseri tarihsel bir konunun elbetteki halkın ilgisini çekecek yaklaşım ve üslupla işlenmesini zorunlu kılar. Hatta yazarın siyasi duruşu, değerler dünyası, aldığı eğitimi, dahil olduğu kültür çevresi, beklentileri gibi pek çok değişkenin açıkça etkilediği bir alan da olabilir. Hatta ve hatta yazarın bu geniş anlamda sahip olduğu ve savunduğu ideolojisine uygun perspektiften bir işleyişi de içerebilecektir. Ancak en basitinden tarihçiliğin temel ilkesi olan sözlerini, iddialarını mutlaka kanıtlarla ispat etmek zorunluluğunu da içerir. Popüler tarih yazarı da en azından adli bir durumda bahsedilen eskilerin deyişi “müddei, iddiasını ispat ile mükelleftir” bilinciyle metninin iddialarını çeşitli kanıtları bağlamında okuyarak göstermek sorumluluğuna sahiptir. Akademik tarihçilerimizin çoğunun bir anlamda tabiri caizse burun kıvırarak uzak durdukları ve küçümsedikleri popüler tarih alanının toplum üzerindeki etkileri düşünülünce, tarihçilerimizin büyük bir sorumlulukla bundan kaçmaya haklarının olmadığını düşünüyorum. Aksi halde salt siyasi ya da ideolojik kaygılarla konuları ele alan, tarih metodolojisinin nerdeyse abc’siden habersiz kişilerin çok satanlar listelerinde olmalarından rahatsızlık duymaya haklarının olmadığını söylemek isterim.

Tarihin yazımı – vakanuvislik- konusunda yazarlar arasında farklar gözükmektedir. Bir olayın, durumun tarihsel anlatısını değerlendirdiğimizde bu fark neden kaynaklanmaktadır. Tarihçiler arasında ortak bir birliktelikten söz etmek mümkün mü?

Her tarihçi kendi içinde bir dünyadır. Biraz motto gibi olan bu sözden hareketle herhalde her bir tarihçinin kendince bir araştırma ve yazım tarzının olabileceğini baştan kabullenmiş oluyoruz. Carr’ın dediği gibi eğer tarih geçmişle şimdi arasında bitmeyen bir dialog ise elbette ki tarihçiye bakacağız. Her tarihçinin aldığı eğitim, yetiştiği kültür ve inanç dünyası, yaşadığı toplumun zihniyeti, zamanının ruhu vs. pek çok faktör her bir tarihçinin kendince yazmasına neden olur. Bu tabiki tarihçilerin hiçbir ortak noktası olamaz anlamına gelmez. Aksine işledikleri konuyu araştırırken, konuya ilişkin bilgi elde ederken metodoloji dediğimiz, bilgi elde etme yollarını büyük ölçüde ortaklaşa kullanırlar. İşin yazma safhasında ise durum farklılaşır. Her bir tarihçi önem verdiği yerden başlayarak vurgulamak istedikleri bilgileri özellikle paylaşırlar. Tarihsel olayların yorumlanmasında ortaya çıkan farklılıklar ise asıl zenginliklerdir. Çünkü şunu biliriz ki sosyal bilimler alanında çalışan her bir araştırmacı gibi tarihçi de kendi penceresinden tutarlı ve ispatlanabilir bir yaklaşımla görebildiği, algılayabildiği, yorumlayabildiği ölçüde özgün kabul edilir.

Osmanlı’dan bu güne tarih yazıcılığı konusunda neler değişmiştir. Bu günün tarihini kimler yazıyor?

Osmanlı zamanındaki tarihle şimdiki tarih aynı mıdır? Sanırım önce bu sorudan başlamak gerekiyor. Elbette farklı anlamlar içeriyor. Ama ikisi de geçmişe ilişkin hâkim ideolojinin merak ettiği ya da önerdiği konulara yine aşağı yukarı onların perspektifiyle bakıyor. Ancak modern tarihçilikle başlayan geleneksel tarihten kopuş, bu hâkim ideolojiyi bir sultandan çıkarıyor bir ulusa mal ediyor. Daha doğrusu ulus adına karar verenlere. Bu içerik itibariyle bir değişim olsa da tarihin iktidarla ilişkisini kökten ortadan kaldırmıyor. Bu bağlamda sözü uzatmadan söylemek gerekirse Osmanlıda tarihi vakanüvistler ya da saraylılar yazarken bugün de iktidarın biçimlendirmeye çalıştığı üniversitelerde çalışan akademisyenleri çok da farklı olmayan saiklerle kaleme alıyor. Belki bir farkla Osmanlı zamanında muhalif tarihçi olmak pek mümkün değilken bugün bunu az da olası görebilme imkânına sahip olduğumuzu söylememiz mümkündür. Postmodern zamanlar olarak modernizm eleştirisi üzerinden geleneğe yeniden dönüş gibi anlaşılsa da aslında modern Türk tarihçiliğinin geleneksel unsurları fazlasıyla içerdiğini söylemek abartı olmayacaktır.

Yaptığınız çalışmaları incelediğimizde genellikle tarih yazımı konusunda metodolojik çalışmalara imza atıyorsunuz. Tarihin yazımı noktasında eksik gördüğünüz unsurlar nelerdir?

Evet. Akademik yaşamım tarih eğitimi alanında gelişti. Tarih eğitimi alanında çalışırken, tarih bilgi, algı ve bilincimizi biçimlendiren asıl faktörün tarihin yazım tarzı olduğunu gördüm. Yani tarih eğitimcisi en geniş anlamıyla tarihin öğretilmesi ve önemsenmesi üzerine çalışırken eğitim sürecinde planladığı, uyguladığı, ölçüp-değerlendirdiği malzemeyi tarihyazımından alıyor. Tarihyazım süreci ne kadar çağdaş, ne kadar sağlıklı, ne kadar olması gerektiği gibi gerçekleşmişse bir anlamda işlediğiniz o malzemeden başarılı sonuçlar alma imkânınız artıyor. Bu sebepten yaklaşık son 6-7 yıldır tarihyazımının eksiklerini ve sorunlarını deşifre etmeye yönelik makaleler, kitap bölümleri ve editöryal kitaplar yayınlamaya çalışıyorum. Sadece Türk tarihçiliğinin belli dönemlerini içeren incelemeler yapmıyorum. Aynı zamanda hâkim olan modern tarihyazımının bizim tarihçilerimizce çok da üzerinde durulmadığı için fark edilmemiş açmazlarını, sorunlarını, bir anlamda kendimce deşifre etmeye çalışıyorum. Çünkü Türkiye’deki tarihyazımı ne kadar çağdaş ve titiz olursa yayınlanan tarih eserleri de o derece çeşitli, zengin ve başarılı olacaktır.

Tarihin yazılması kadar okunmasının da önemli olduğu gerçekliğinden yola çıkarak bizler, tarihi nasıl okumalıyız?

Bu çok önemli ve çok zor bir soru. Yazmaya dair belli başlı öneriler sıralamak daha kolayken, okumaya ilişkin öneriler sunmak hiç de kolay değil. Çünkü ne kadar okuyucu varsa o kadar okuma tarzı var. Ve Derrida gibi söylersek, ne kadar okuyucu varsa o kadar metin var. Ama denemek gerektiğini düşünüyorum. Tarih Nasıl Yazılır? adlı editöryal çalışmamızda bu konuda bir okuma örneği vermesini istemiştik, Levent Yılmaz Hocamızdan. O da Cemal Kafadar’ın Kim Var İmiş, Biz Burada Yoğ İken adlı çalışmasına bir okuma denemesi sunmuştu. Çok da iyi oldu, o okuma. En azından profesyonel bir tarihçi nasıl okur sorusuna cevap olması için Türkçe literatürde muhatabının kolayca ulaşabileceği bir yazı ortaya çıktı. Bu konuya benzer bir yazıyı son çalışmamız Tarih için Metodoloji kitabında eleştirel okuma başlığı altında Ahmet Özcan Hocamızdan istedik. O da “Tarih Metni (Eseri) Eleştirisi” başlığında verdi. Okumak, anlamlandırma ve yorumlama sürecini çok daha fazla faktörün etkilediği bir eylem. Ama herhalde genel hatlarıyla Türkiye’de tarih kitabı okumaya ilişkin şu bilindik önerileri sıralamak iyi olabilecektir. Öncelikle okuduğumuz tarihçinin bakış açısı ya da perspektifini bilmek. Bunu çok az tarihçi açıkça ortaya koymakta, hala. İkincisi okuduğumuz her neyse geçtiği zamanın ruhu içinde olanları anlamaya çalışmak. Üçüncüsü ise mümkünse aynı konuyla ilgili birden çok ama aynı zamanda farklı yazardan eser okumak. Mevzuyu anlamanın en iyi yollardan biri karşılaştırmak. Elbette kişinin okuduğu tarihsel konuya ilişkin sahip olduğu müktesebatı burada hem eser seçerken hem de eserleri okurken sanırım birinci derecede etkili.

Tarih İçin Metodoloji isimli editöryal çalışmada neyi amaçladınız tam olarak?

Konuya ilişkin ilk editöryal çalışmamız Türkiye’de Tarihyazımı başlığında yayınlanmıştı. Burada daha çok Türkiye’de tarihyazımına dair sistemli derli toplu bir kitap olmasını arzu etmiştik. Yazarlar hem sosyal bilimci olarak hem de tarihçiler olarak çok geniş bir yelpazeden geliyordu. Burada biraz konuyla ilgili herkes eteğindeki taşları ortaya döksün istedik. Yani sorunları betimleyeme yönelik oldu. İkinci çalışmamız malumunuz Tarih Nasıl Yazılır? Çok daha çekirdek bir kadro ile sorunların çözümüne katkı sağlaması için yayınlandı. Türkiye’de tarihyazımı ve metodolojisi alanında çok önemli bir boşluk olduğu için kısa sürede 7. Baskısını yaptı. Pek çok tarih bölümünde halen okutulmakta, kaynak olarak. Bu süreçte ilki Bilgi Üniversitesi, İkincisi Süleyman Demirel Üniversitesi, üçüncüsü de Hacettepe Üniversitesinde olmak üzere gerçekleştirdiğimiz tarihyazımı çalıştayları bu konuların muhataplarının bir araya gelerek konuları tartışmalarını sağladı. Burada kıymetli hocalarımızın, tarih bölümleri başta olmak üzere tarihçilik yolunda yetişen gençlerin derli toplu bir biçimde okuyabilecekleri metodoloji kitabına ihtiyaç duyulduğuna ilişkin tespitleri ve bundan doğan teklifleri yoğunlaşınca Tarih için Metodoloji adlı ders kitabının çalışmalarına başladık. Doğrudan doğruya lisans başta olmak üzere lisansüstü programlarda okuyanlara da katkı sağlaması amaçlanan bu çalışmayı, konuya ilişkin büyük birikimleri olan geniş bir kadro ile kısa bir zamanda tamamlamış olduk. Katkı sağlamasını temenni ediyoruz.

Türkiye’de tarih yazımı ve metodolojisi için ilerleyen süreçte başka projeleriniz var mı?

Evet, tabiki var. Türkiye’de tarihçiliğimizin çağdaş araştırma ve yazma imkânları bakımından zenginleşmesi için yazmaya, konuşmaya, bir araya getirmeye, yayınlamaya devam edeceğiz. Tarihyazımı çalıştaylarımızı her yıl bir üniversitenin ev sahipliğinde yapıyoruz. Bu yıl ki çalıştayımızı Kocaeli Üniversitesinden İbrahim Şirin’in ev sahipliğinde Kocaeli’nde yapmayı planlıyoruz. İki gün olarak planladığımız çalıştayda Türkiye’de popüler tarihçilik konusunu enine boyuna tartışacağız. www.tarihyazimi.org sitemiz bu konudaki gelişmeleri paylaşmaya devam edecektir. ISHE 2016 (Uluslararası Tarih Eğitimi Sempozyumu) Muğla Üniversitesinin ev sahipliğinde 1-2-3 Eylül 2016’da tarihyazımını da kapsayacak biçimde gerçekleştirilecektir. Bu arada Türk tarihçiliğinin meseleleri üzerine yoğunlaşılan bir çalıştay planımız vardır. Dijital ortamda faaliyet gösteren TUHED adlı dergimizde tarihçilik üzerine hem teorik hem de incelemeler yayınlamaya devam ediyoruz.

Tarihyazımı üzerine kitap çalışmalarımız yine olacaktır. Türkiye birikimini bir araya getirmek anlamında editöryal çalışmaları çok önemsiyorum. Sanırım bu minval üzere yayınlara devam edeceğiz.

Kıymetli paylaşımlarınız için teşekkür ederiz. Eklemediğiniz başka noktalar var mı?

Asıl ben teşekkür ederim, bu fırsatı tanıdığımız için. İnşallah Türkiye’de tarihyazımına ilişkin yapmaya çalıştıklarımız karşılığını bulmaya devam eder ve Türkçe literatürde Cemal Kafadar gibi usta tarihçilerin yazım tarzlarının daha çok yaygınlaştığını görebiliriz.


Yazar: Bilal CAN - Yayın Tarihi: 20.11.2015 09:07 - Güncelleme Tarihi: 17.11.2021 08:15
4456

Bilal CAN Hakkında

Bilal CAN

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı.

Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Evli ve 2 çocuk sahibidir. 

Yayınlanmış Kitapları

Bir Kuşu Taşlarla Bu Çöle Bağladılar, Hece Yayınları, 2023.

Zaman İçinde Mekân, Hece Yayınları, 2021. (TYB 2021 Şehir Kitabı Ödülü)

İnsanlığın Ağlama Tarihine Bir Giriş, Hece Yayınları, 2021.

Kebikeç, İzdiham Yayınları, 2019.

Kentle Kavga: Mustafa Kutlu Öykücülüğünde Mekân, İzdiham Yayınları, 2017.

Bilal CAN ismine kayıtlı 322 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 6 kitap bulunmaktadır.

Twitter Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com