The Last Vermeer, Sinema, Necla DURSUN

The Last Vermeer yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

The Last Vermeer

06.12.2023 09:00 - Necla DURSUN
The Last Vermeer

Evlerin içindeki gündelik hayatı son derece etkileyici ışık kırılımlarıyla tuvale aktaran Hollandalı ressam Johannes Vermeer… Hayatı hakkında oldukça az bilgiye sahip olsak da tabloları çok kişi tarafından tanınıyor. Küçüklüğüne rağmen büyük bir tarihi barındıran klasik Hollanda şehri Delft'te resim yaparak yaşamını kazandığı düşünülmekte. 1632-1675 yılları arasında yaşamış taşralı Vermeer'ın ardında bıraktığı borç sebebiyle zengin olmadığı tahmin ediliyor. Parlak renklerin dikkatli hizmetkârı, tablolarındaki ışıkla sevgiyi ve aşkı hissettiren bir ressam olduğu ise hakkındaki en kesin gerçek…

Sanat eleştirmeni Thoré Bürger tarafından tekrar keşfedilene kadar ölümünün ardında iki yüzyıl boyunca unutulmuş Vermeer. Bürger'in makalesine göre onun 66 eseri var, günümüzde bu eserlerden yarısının ona ait olduğu kabul ediliyor. Hayatı hakkındaki tüm belirsizliklere rağmen netlikle söylenebilecek bir kabul var ki o da Vermeer'in Hollanda'nın hatta sanat dünyasının en önemli ressamlarından olduğu.

Titiz çalışma tutumunun çıktısı az sayıda tablo yapması olmuş. Yılda en fazla üç tablo… Hal böyle olunca az kazanmış. Ailesi vefatını yazılı olarak açıkladığında yüksek mahkemeden borçların silinmesini de talep etmiş. Az üretmesinin sebeplerinden biri pahalı boya/malzeme tercihiymiş. Bir de malzemelerini cömertçe kullanması. Buna karşın onun ışığı çok iyi resmedebilmesi malzemelinin kalitesinden ve katmanlı kullanım tekniğiyle bolca tüketmesinden geliyor.

Kumaş ticareti emekçisi babası vesilesiyle kumaşları çok iyi tanıması onun tablolarındaki kumaşların parlaklığının anahtarlarından biri olmuş. Yakaladığı sanat dilinin gerçekliği bakana sükûnet verirken yaşarken değeri bilinmeyen, az üreten yoksul Vermeer sanat dünyasına zenginlik katmıştır. Kısa hayatı ve görece az sayıdaki eseriyle birçok yapıta konu edilmiş, ilham kaynağı olmuştur.

Eserleri ile 17.yy Hollanda'sının sosyal hayatını bir anlamda gözler önüne seren ressam basit odadan zenginlerin lüks evlerine kadar her düzeyde insanın ve mekânın portresini çizdi. Eserlerine bakanda şiirsel bir zamansızlık hissi uyandıran ressamın Kuzeyin Mona Lisası olarak bilinen İnci Küpeli Kız tablosu onun en çok bilinen eseridir.

Delft Manzarası adlı tablosunun Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde adlı seri romanına, İnci Küpeli Kız ve Girl in Hyacinth Blue adlı tablolarının aynı isimdeki kitaplara konu olması gibi… Kitaplara olduğu gibi şarkılara güfte oldu Vermeer. Bob Walkenhorst'un Jan Vermeer isimli şarkısı bunlardan sadece bir tanesi. Devamındaysa operalara esin kaynağı oldu. Çeşitli mecralardaki varlığı beyaz perde de karşılık buldu. Sayısız yapıtın sinemaya kazandırılmasına vesile oldu. Bunlardan biri Jonathan Lopez'in The Man Who Made Vermeers kitabının bir uyarlaması olan The Last Vermeer adlı filmdir.

Sanat Dolu Film

Başrollerini Emmy ödüllü Guy Pearce ve Claes Bang'in paylaştığı film II. Dünya Savaşı'nın ertesinde geçiyor. Hollandalı sanat simsarı (hatta sahtekârı da diyebiliriz) Han Van Meegeren'in (Guy Pearce) Nazilere Vermeer tabloları satması konu ediyor. Nazilerin kaçtıkları bölgelerden birinde arkalarında bıraktığı eserleri bulan ve bu eserleri Nazilere kimin sattığını araştıran, çalıntı olduğunu düşündüğü eserlerin peşine düşen Joseph Piller (Claes Bang) in ucundan tuttuğu işi sonlandıran karakteriyle film, gerçek olaylara dayanıyor.

Adında Vermeer olsa da aslında ünlü ressam Han van Meegeren'in hikâyesi var filmde. Han'ın sanat sahtekârlığıyla suçlandığı film, savaş sonrası dönemdeki sanat dünyasını ustalıkla işliyor. Film tarihsel detayları ve etkileyici oyunculuklarıyla izleyenleri tesiri altına alıyor.

Hollandalı eski direniş savaşçısı, II. Dünya Savaşı sonrasında Müttefik Yeniden Yapılanma Kuvvetlerinin subayı olan Joseph Piller, savaşta Nazi iş birlikçisi olduğundan şüphelendiği Han Van Meegeren hakkındaki araştırma yapmaya başlar. Çalışması zaman geçtikçe şaşırtıcı bir tarafa yönelir. Senaryonun yöneldiği süreç mili bir kahramanın doğuşunu adım adım gözler önüne sermekte. Toplumun, dolandırıcıların suç eylemlerini görmezden gelmeye istekli olduğuna bir defa daha şahit olduğumuz filmde, tarih sayfalarının defalarca tekrar eden bu durumun mantığını çözmeye olanak veriyor. Bonnie ve Clyde hikâyesinde olduğu gibi.

Hollandalı başarısız bir ressam olan Han Van Meegeren'in hikâyesinde; Nazi işgali sırasında sanat düşkünü üst düzey Nazilere ünlü ressam Vermeer'e ait olduğunu iddia ettiği sahte tabloları satarak gelir elde eder. İddialara göre bu vasıtayla direnişe yardımcı olmuştur. Görünen buysa da hikâye bambaşkadır.

Yüksek meblağlı ve yüksek değerdeki sanat satışlarıyla olası casusluk arasındaki bağlantıları araştırılması esnasında Vermeer'i Nazilere yani Hermann Göring'e sattığını doğrulayan Meegeren ilerleyen dakikalarda; "O tabloyu ben yaptım." der. Tablonun kendisine ait olduğunu söylemesiyle kafalar iyice karışır. Aslında bu kolaylıkla açıklanacak bir sahtecilik durumu değildir. Han Van Meegeren'in derinliklerinde bir nefret ateşi yanmaktadır. Büyük sanat nedir? diye sorgulamaktadır. Bu soruya verilebilecek mantıklı cevap onun hayatı boyunca aradığıdır. Bazı ressamların neden usta, bazılarınınsa aşağılık kabul edildiğini sormuştur, nefes aldığı her gün. Van Meegeren bu noktada sanat eleştirmenlerini ve sanatla ilgili diğer uzmanları suçlar. Onaylarını kabul etmeyi reddettiği için ünlü bir ressam olma şansının elinden çalındığını iddia eder. O da en az usta ressamlar kadar iyi bir ressam olduğunu göstermek için başyapıtların sahtelerini yaparak kendisini kanıtlamayı bir bakıma teselli etmeyi seçer. Böylece "Bakın ben de en az Vermeer kadar iyiyim." cümlesini haykırmaktadır.

Bir tablonun değerini belirleyen nedir? Yapan mı? Yapanın ünü mü? Malzemesi mi? Tekniği mi? Yapıldığı çağ mı? Ona atfedilen anlam ya da biçilen değer mi? Sanat çevrelerinin ve bilirkişilerin hakkındaki yorumu mu yoksa yapanın bu çevrelere yakınlığı mı? Bu sorular sanat için belki yıllardır soruluyor. Cevaplamak için intikamı gerçeğe tercih eden gerçek hayattan bir sanatçının hayatı üzerinden kurulu hikâye sorulara şahsi kanaat oluşturmayı vaat ediyor.

Gerçek olaylara dayanan senaryosuyla biyografik özellikteki yapımı daha ilginç hale getirmek adına mübalağalara başvurulduğu, gerçek hayattaki soruşturma subayının ailesi tarafından dile getirilmiştir. Filmde kendileri hakkındaki olayların çarpıtıldığını ve bundan rahatsızlık duyduklarını basına açıklayan aileye rağmen film değerinden bir şey yitirmemiştir.

Sonuç

Resimlerinde boyayı tuval üzerine yumuşak ve tanecikli katmanlar halinde yayarak çizerken kusursuz bir yerleşim yakalayan Vermeer'ın tablolarında ön çalışmalara ait izler bulunmaz. Bu onun titiz çalışmasının göstergesidir. İç mekâna, özellikle de duvarlara birden çok renkte ışık yansıtma konusunda oldukça başarılıdır. Bunun en önemli sebebi lacivert taşı gibi oldukça pahalı boya maddeleri kullanmasıdır.

Yazımızın konusu olan film de tıpkı adını aldığı ressam gibi titiz bir çalışmanın ürünü. Derinlikli hikayeye birinci sınıf prodüksiyon tasarımı, nefis kostümler, oyunculukla emek verilmiş atmosfer eklenince sonuç tarih öğreten bir yapım olmuş. Bana The Dig 'i hatırlattı.

Johannes Vermeer tüm zamanların en büyük ressamlarından, Han Van Meegeren de sanat tarihinin en büyük sahtekârı sayılıyor. Bu iki sıra dışı yeteneğin buluştuğu, prömiyerini 31 Ağustos 2019'da Telluride Film Festivali'nde yapan ve küresel salgın sebebiyle gösteriminde gecikmeler yaşanan filmi Netflix de izlemek mümkün.

Yönetmen: Dan Friedkin

Senarist: John Orloff, Mark Fergus, Hawk Ostby

Oyuncular: Guy Pearce, Claes Bang, Vicky Krieps, Roland Møller, August Diehl…

Yıl ve Süre: 2019 – 1 saat 58 dakika


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 06.12.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 04.12.2023 10:15
705

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 98 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi