Türkiye'den Cepleye, Cihadın Mahkem Hikayesi

Türkiye'den Cepleye, Cihadın Mahkem Hikayesi

Türkiye'den Cepleye, Cihadın Mahkem Hikayesi

21.02.2014 - Ersin Kendir
Türkiye'den Cepleye, Cihadın Mahkem Hikayesi

Çeçenistan, Bosna, Afganistan, Keşmir, Filistin, Irak, Suriye, Etiyopya, Filipinler cepheleri ve cihad hakkında çok söz dinlemiş ve fikri kitaplar okumuş olabilirsiniz. 30 yıllık bir geçmişleri olmasına rağmen ufak notlar yâda yakalanıp sorgu altında anlatılmış hikâyeler haricinde kulaktan kulağa yayılmış, haklarında çok az bilgi bulunan mücahitlerle ilgili özellikle Türkiyeli mücahitler hakkında derinlemesine sosyolojik analiz sunan değerli bir cihad kitabı "Cihadın Mahrem Hikâyesi". Bu kitapta diğer cihad kitaplarından farklı olarak bu cephelerden Türkiye İslamcılığına bakmayı, analiz etmeyi de okuyacağız. Yazar hem öz eleştiri hem de durduğumuz yeri görmek açısından bulunması güç bir kaynak tadında bir eser ortaya koymuş. Küresel anlamda cihadı değerlendirip yeni düşünce kapıları açılması muhtemeldir. Cephede entelektüel edasıyla Arap, Türk, Boşnak ve İranlıları, olumlu-olumsuz yönlerini algıda seçicilik hassasiyeti ile irdelemiş. Arapların ibadete düşkünlüğü ve savaşçı cesur yürekleri, bunların aksine Şii'lerin namazlardaki gevşekliğinin yanında hitabet ve liderlik pozisyonuyla Şiiliği empoze için sistematik ve planlı çabaları. Türkiyeli mücahitlerin ise ülkücü kabadayı tavırları analize giren konulardan bazıları.  

İstanbul'da üniversite okuyup, Beyazıt sokaklarında slogan atan, çay evlerinde sigara dumanları arasında ümmetin selameti konuşulan zamanlardan "ölümle randevulaşmak, belki yaşamak sızısını dindiren bir merhem sunabilir" diyerek cepheye açılan bir kapı. "Yahya Konuk" müstear ismi ile yazılmış bir cihad kitabı. Bosna'da Selami Yurdan cephesinde şahadete sevdalanan yazar cepheden bakıldığında İranlılar(Şiiler) ve Şiileri Müslüman görmeyen Selefi Araplarla aynı cephede bulunup "İslam'ın güzelliği çoğumuzun ne kavline ne de ahvaline yansımıyordu" gibi iç eleştirilerleTürkiye ve cihad analizleri sunuyor. Yazar aktif mücahid olup cephelerde kalmaya devam ettiği için gerçek kimliğini ifşa etmemek adına müstearı ile yayınlamış kitabını. Yazar, kendini yazma konusunda yeterli bulmasa da hem cihadda hem de yazarlıkta gözlem ve tasvir kabiliyetleri gelişmiş, yeri geldiğinde eğlenceli bir kimliği olan kendini geliştirmiş entelektüel bir yapısı olduğu görülmektedir. Hikâye diye geçse de aslında bir hatırat kitabı diyebiliriz. Birinci elden yaşanmışlıklar, hatıralar ve derin analizler sunulmaktadır. Hem mücahit hem de kalem erbabı birinin elinden çıkmış bir cephe tecrübesi mutlaka okunmalı bence. Özellikle kuru kabadayılık taslayıp maceracı ruhunu yâda safi niyetli mücahit ruhunu cephede tatmin etmeden önce insanların kendini sorgulaması için güzel bir kaynak.

'İslami mücadele, ayrıcalıklı statüler meselesi değildir, liyakat ve takva işidir'.(s.75) Cihad denilen vazife yeri geldiğinde özel şart aranmadan herkesin katılması gerektiği, yerine göre de özel donanımlı yani bedenen ve kabiliyet noktasında yetişkin mücahitlerin olması gerektiği bir vazifedir. Yazarın burada vurgulamak istediği mesele de bundan ibarettir. 'Cephedekilerle oturup derinlere sondaj yapıldığında bilinç ve bilinçaltı çatışması olduğu görülüyordu'.(s.148) Yani Türkiye İslamcılığı derken cephedeki gördüğü Türkiyeli mücahitlerin dini yeterlilikleri ve hassasiyetlerinin olmamasının yanında bırakın subaylığı uzman komutan seviyesinde bile yeterliliklerinin olmayışıdır. Bunların üstüne bir de mezhepsel takıntılar çabası.

Kitabın ilk baskısı 2007 yılında basılmış, ikincisi ise 2012 yılında Ark Kitaplarından çıkmış. Yazar, kitaba yazdığı önsözünde kitabın anlaşılmadığını vurgulamış. Anlaşılamamanın nedeni okunmaması değil sadece cihada bakışın değiştiğini düşünüyor, yani Türkiye İslamcılığına vurgu yapmak istiyor. Gayen özendirmek mi caydırmak mı? Diye soranlara "düşmanın bildiğini dosttan saklamadım" diye cevap veriyor. Nice hayallerle gidip düşmanla çatışma yerine bilinç ve bilinçaltı ile çatışıp hayal kırıklığına uğramamak için iyi ki yazılmış diyorum.

İlim değil fikir Müslüman'ı olmak pasifliğin sebebi sayılabilir. İyi olmak yetmez aktif iyi olmalı. Cihad da bu bilinç ile gerçekleşebilir. Zaten zalimlere korku salan Müslümanların çokluğu değil bilinçli, aktif Müslümanların varlığıdır. Yazar, Türkiye İslamcılığını eleştirirken kendisinin de İran sempatisi İran düşmanlığına evrildiği 2. Baskının önsözünde gözlenmektedir.

Bosna nehirlerinde, Keşmir dağlarında, Afganistan mağaralarında cihada katılan yazar, mücahitlerin niteliklerini ve zaaflarını yazmış. Önsözde de belirtmektedir zaten, cihad ve cephe doğru anlatılmalı ki hayal kırıklığı olmasın. Bu bağlamda amaç cihadı sevdirmek mi yoksa cihadı baltalamak mı diye düşünen okurlar olabilir. Videolarda izlendiği kadarıyla birkaç roket atmak sınırsız mermi yağdırmaktan ibaret olmayan cihad bilinçsizce gidenlerin ayak bağı olma ihtimalini güzel bir şekilde anlatıyor.

Kitabı okuduğunuzda cevap bulacağınız sorular;

Bosna'da yabancı mücahitler neden sınır dışı edildi?
Yardıma gelen mücahitler toplama kampında toplanıp neden Guantanamo'ya gönderiliyor?
Bosna cephesinde Türkiyeli mücahitler neden kaybetti?
Türkiye cihad'ın neresinde duruyor?
Cemaatlerin cihada bakışı ve katkısı ne durumda?

Kitaptan bir not:
Adam kaptırma noktasında bu denli refleksif ve agresif olan cemaatlerin, adam harcama noktasında fevkalade bonkör oldukları da bir sır değildir. Şu ibretamiz anekdotu aktaracak bir yer bulabildiğim için mutluyum: Bir İslamcı, çevresinden, cemaatinden kopar ve zamanla mafyalaşır. Eski dava arkadaşları bir gün kendisine "duyduk ki çok para harcıyormuşsun" diye kıvrımlı bir şekilde sataşırlar. Mafyacı kıvırmaz: "Ben sizin adam harcadığınız kadar para harcamıyorum." (s. 81)

Mücahitlerin son sözü; See you in Cannah

Bosna'dan Afganistan'a Cihadın Mahrem Hikâyesi
Yahya KONUK
Ark Kitapları
328 Sayfa

Ersin Kendir - 21.02.2014

,

3062

Ersin Kendir Hakkında

Ersin Kendir

Ordu'da doğdu, İstanbul'da yaşıyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin