Üç İsim Dört Mevsim, Edebiyat, Hayrettin DURMUŞ

Üç İsim Dört Mevsim yazısını ve Hayrettin DURMUŞ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Üç İsim Dört Mevsim

13.03.2024 09:00 - Hayrettin DURMUŞ
Üç İsim Dört Mevsim

Kitap yürekli insanlar biliriz, ömürlerini kitap sevdasına adayan, gönülleri kelimelerle çiçeklenen insanlar. Medeniyetimizin inşası için karılan harç olurlar, taş taşırlar göz nuruyla.

Necmettin Türinay yaptığı çalışmaların hakkını veren, gönlü engin, eserleri yüksekte duran bir yazar. Samimiyeti hemencecik sezilen bir ağabey.

Yayıncılığın zor zamanlarında kalem oynatmış, Türkiye'nin gündemini belirleyen dergilerin yazı kadrosunda yer almıştır. Afyonkarahisar'ın yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden birisidir o.

Geleneğin Dünyası Yeniliği Ufukları kitabıyla köklerimize bağlı kalarak yeni bir teceddüde kapı açabileceğimizi anlatmış, Kültür, Dil ve Sanata Dair yazılarıyla bizi arı duru Türkçemizle bir kere daha buluşturmuş, Dua ve Yakarış içimize gözgü tutmamızı sağlamıştı. En yüce makama arz-ı hal sunmanın incelikleriyle ruhumuzu arındıran bir kitap olmuştu bizim için. En azından benim aklımda kalanlar bunlar. Elbette yazarımızın başka kıymetli eserleri de var.

Yakın denilebilecek bir zamanda Üç İsim Dört Mevsim kitabı yayınlandı. Akademik birikimini yansıtan, sıcak ve samimi bir dille yazılan kitabı okurken yazarın hem derin bilgi birikiminden hem de yoğun kültüründen faydalanmış oluyorsunuz. Pek çok bilgi yeni denilebilecek tazelikte.

Üç isim dediği kim? "Üç büyük hoca"; Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan ve Orhan Okay. Dört mevsimi söylemeye gerek var mı?

Ahmet Hamdi Tanpınar'ı "Düşünür bir sanatkâr" olarak tanımlıyor Türinay. Büyük hocaların ilki Tanpınar'ı anlatırken "Kuşkusuz büyük sanatçıların, büyük düşünürlerin hayranları eksik olmaz." (Türinay, 2022:14) tespitinde bulunuyor ve bunun olumlu olumsuz yönlerini irdeliyor.

"Nitekim sanatçı Huzur'u yazmış, lâyıkı seviyede bir ses yok. 1949'da yazdığı o müthiş romanı, okuyucusunu bulamamıştı." (s.16) tespiti bütün idealistlerin dramını bir cümlede ne güzel özetliyor.

"Ne var ki büyük dehalar kendileri ile meşgul olanları hem besler, hem tesiri altına alır, hem de görünmez biçimde yönlendirir dururlar" (s.18) derken dünyadaki soylu kafaların özelliklerine işaret etmiş oluyor. Yahya Kemal'in Tanpınar üzerindeki etkisi de anlatılıyor.

Günümüz edebiyat dünyasında maalesef bir ahbap çavuş ilişkisinin varlığı gizlenemez durumda. Hatta körler ile sağırların birbirini ağırladığı aşikâr. İnsanlar genellikle övgüden, iltifattan hoşlanıyor. Oysa kritik ve eleştiri bambaşka bir şeydir. Yazarımızın şu cümleleri fal taşı gibi açıyor gözlerimizi ve ince bir düşünceye sevk ediyor bizi:

"O büyük kabiliyetler bir düşünce eserini kritik ederken eş dost hatırı için meddahlığa soyunmazlardı… Eleştiri büyük sanatçıların ve düşünürlerin kendi dışlarına açılan, yönelen bir tür fetih gibiydi." (s.20)

Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin Tanpınar'ın okunuyor olması hatta 1980'lerden sonra içine düştüğümüz postmodern savrulmalardan Tanpınar sayesinde korunduğumuza, durduğumuz yeri anladığımıza ve tarihle yeniden bağ kurduğumuza dikkat çekiyor.

Tanpınar'la ilgili aradığınız her şeyi bulacağınız bir kitap. Eski ve yeni Tanpınar'ı, divan edebiyatı konusundaki tutumunu, hangi dergilerde yazdığını, Şark'ta kendini aramasını dikkat ve ibretle okuyacaksınız.

Mehmet Kaplan denince aklıma hep onun "Okumak bardağın dolması ise yazmak taşmasıdır" şeklindeki veciz sözü gelir.

Necmettin Türinay'a göre Mehmet Kaplan "Düşünceyi aksiyonda arayan adam"dır.

Uzun yıllar yazmanın sırrının sıkı bir disiplinden geçtiğini şöyle özetliyor yazarımız:

"Nitekim Kaplan'ın hayatına baktığımızda, kendine çok katı bir disiplin uyguladığını görüyoruz. Her sabah saat beş civarında kalktığını, ilk olarak Kur'an veya Mesnevi okuyarak güne başladığını, ardından da mutlaka ama mutlaka bir yazı veya deneme kaleme aldığını öğreniyoruz." (s.78) Dileyelim bu prensipler yazıyla haşir neşir olana herkese örnek olsun. Rahmetli Bahaettin Karakoç da özel sohbetlerimizde "Yazıyla nikâhlanın. Atınızın teri kurumasın, kalemi tökezletmeyin" derdi bize.

Tasavvuf'tan Alain"e uzanan yol, İstanbul Kültür dergisi macerası, Kaplan'ın Tanpınar'dan farkı, Bir yayıncı olarak Mehmet Kaplan ve nihayet Büyük Türkiye Rüyasını aksiyonda arayan adam. "Kaplan hocanın iki defter dolduracak şekilde, az çok bir fikir silsilesi de takip eden yazılarını 27 Mayıs 1960 ihtilâlinin baskıcı ve bunaltıcı ortamında kaleme almış olması ihtimali yüksektir." (s.118) yorumu da dikkat çekici.

Orhan Okay hoca ise Türinay'ın gözünde "İstanbul'da Bir Dolunay"dır. "Bilimin ve tefekkürün güzel yüzü"dür. Necmettin Türinay Orkan Okay'la olan ilişkisini şöyle anlatıyor:

"Ne olduysa oldu, kırk yaş civarında doktora yapmak arzusu nüksetti bende. Karşıma ilk çıkan fırsat da Erzurum!.. Meğer ben Erzurum'a değil de, Orhan hocaya girmiyor mu imişim? Dolayısıyla 1980 başlarından, hocanın vefat ettiği Ocak 2017'ye kadar sürüp giden bir ilişkiler ağı daha!" (s.9)

Bizimse hocayla öylesine derin ilişkimiz olmadı ancak onun "Kâğıt Medeniyeti "adlı eserini okuduğumda Fransız düşünür Georges Duhamel'in sorusunu düşünmüştüm günlerce. İşte o can alıcı soru şuydu:

"Bir gün yepyeni bir hastalık anî olarak kâğıtlara saldırır, bütün kütüphaneleri toz haline getirirse dünyamızın hali ne olur?"

Bir şeyin değeri daha çok kaybedildiği zaman anlaşılır nedense. Buz gibi akan suyun kıymetini bir ağustos sıcağında, çıtır çıtır yanan sobanın değerini zemheri de fark etmez miyiz? Buruşturup atılan, cildi eskimiş diye parçalanıp sobalarda yakılan, dededen, babadan kalma koli koli kitapları elden çıkaran bizler kitabın hayatımıza ne büyük anlam kattığını idrak edemiyoruz. Temenni etmeyiz ama bir gün kitapsız kalmakla sınanmayız inşallah. Ekmeksiz, susuz, havasız yaşayabilir miyiz ki, kitapsız yaşayabilelim?

Orhan Okay kimsenin yapamadığını yapmış Bir Başka İstanbul denemesiyle akıllara kazınmış, ve kendi tarihinden Batılılaşma devri edebiyatına doğru bir yolculuğa çıkmış. Bu yolculukta adeta bir Ashab-ı Kehf uyanması yaşanmıştır. Yazarımız "Orhan Okay ne kadar mütevazı ise eseri de o kadar büyüktür" (s.194) derken haklıdır.

Necmettin Türinay'ın "Üç büyük hoca" diye nitelendirdiği bu isimlerle hâlâ tanışmamışsanız kitap size güzel bir kapı aralayacak ve onların eserlerini okumanızı, anlamanızı zevkli hale getirip kolaylaştıracak.

Necmettin Türinay
Üç isim Dört Mevsim
Ketebe Yayınları
İstanbul, 2022


Yazar: Hayrettin DURMUŞ - Yayın Tarihi: 13.03.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 14.03.2024 15:41
1036

Hayrettin DURMUŞ Hakkında

Hayrettin DURMUŞ

Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesine bağlı Karapınar Kasabasında 1965 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu yerde yaptı. Liseyi yatılı olarak Ankara’da, Meteoroloji Teknik Lisesi’nde okudu. Daha sonra Çukurova Üniversitesi Seracılık ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimini bitirdi.

Şiir ve yazıları; Bayrak, Çınar, Yedi İklim, Yitik Düşler, Hikmet, Lodos, Şardağı, Diyanet, Güneysu, Altınoluk, Yolcu, Yüzakı, Söz Ola, Edep, Yeni Adana, Yaşam Sanat, Yörtürk, Bosna, Kültür Ajanda, Sincan İstasyonu, Gökmavi, Gergef, Ihlamur, Edebiyat Daima, Dil ve Edebiyat, Söğüt, Türk Edebiyatı, Türk Dili, Edebiyat Ortamı ile Hece gibi dergilerde ve internet sitelerinde yayınlandı.  Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir.

Değişik tarihlerde şiir, makale ve deneme dalında aldığı ödüllerin yanı sıra; şiir ve yazıları antolojilerde, Kültür Adamları Ansiklopedisinde ve MEB ders kitaplarında yer aldı. Halen bir kamu kurumunda yönetici olarak çalışmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri

Soylu Sevdalar (Şiir-1996)
Çağır Beni (Şiir-2001)
Kapına Geldim (Şiir-2003)
Araya Dünya Girdi (Deneme- 2006)
Bir Irmaktır Yaşamak (Deneme-2014)
Kitap Yürekli Adamlar (Deneme, Eleştiri-2017)

Hayrettin DURMUŞ ismine kayıtlı 16 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 6 kitap bulunmaktadır.

Kitapyurdu.com