Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı Ya Da Keşke Yüzüme, Edebiyat, Misafir Köşesi

Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı Ya Da Keşke Yüzüme Baksanız yazısını ve Misafir Köşesi yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizde

Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı Ya Da Keşke Yüzüme Baksanız

08.01.2024 09:00 - Misafir Köşesi
Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı Ya Da Keşke Yüzüme Baksanız

Zübeyde Andıç yazdı...

Öykülerin doğası, yapaylığı kaldırmıyor. Masa başında kurgulanmış acılar, hayata karışmamış sevinçler, şişirilmiş arzular, kavuşmanın da ayrılmanın da kutsal ve yakıcı tadını özümsememiş cümlelerle yazılmış öyküler; sunî bir iklim yaratmanın ötesine geçmiyor. Bu nedenle de kendi gerçeğinden beslenmemiş kelimeler, yüreğe değmeyen cümleler ve gerçeklik hissi yaratmayan paragraflarla doldurulmuş metinler, heba edilmiş zaman parçaları olarak kalıyor zihnimde.

Bahsettiğimin aksine yaşadığımız hayatın ve zamanın uzağına düşmeyen öyküler, bende bambaşka bir etki yaratıyor. Hızına yetişemediğimiz, yetişmeye çalışırken tökezlediğimiz hayatın bir kıyısından yakalayamamış, hayatın tam ortasındayken dışında kalmanın sancısını çekmiş, mekânda ve gönülde yersiz yurtsuz kalmanın faturasını bir ömür ödemek zorunda kalmış kişilerle öykülerde karşılaşmak; her şeyin gerçekliğini yavaş yavaş yitirdiği bu zamanda benim için ayrı bir anlam ifade ediyor. Sayfalar arasındaki yüzlerle benzer kırılganlıkları, küskünlükleri, sevinçleri, yalnızlıkları, tanıklıkları yaşamak; kitabın bende bıraktığı izleri belirginleştirirken uzağına düşmediğim hayatın gerçeklerini hafızamda canlı tutmamı, dolayısıyla da soluduğum havanın her türlü kokusunu almamı sağlıyor.

Son bir yıl içinde okuduğum öykü kitaplarına baktığımda bahsettiğim tercihlere uygun, anlatım dilini sevdiğim, kendine has bir ses yakaladığını düşündüğüm öykü kitaplarından biri Halil Yörükoğlu'nun 2022'de İletişim Yayınları'ndan çıkan Keşke Yüzüme Baksanız adlı kitabı oldu. 2017 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "Dikkate Değer" bulunan yazarın ilk öykü kitabı Kaçış Rampası, 2020'de Sel Yayınları'ndan çıkmıştı.

Keşke Yüzüme Baksanız; içine içine konuşmak zorunda kalanların, "Lütfen biraz kırılabilir miyiz?" diyerek acısını zarifçe anlatanların, en yakınındakiler tarafından bile yok sayılanların türlü hallerini ajite etmeden satır aralarında umudu her daim diri tutan bir bakış açısı ve kıvrak bir dille yazılmış, etkisi yalın söyleyişlerle pekiştirilmiş on yedi öyküden oluşuyor.

Halil Yörükoğlu; öyküsüne taşıdığı durumları, olayları hayatın içindeki doğallığında, akıcı bir dille anlatarak öyküde öncelediklerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitapta farklı sebeplerle çemberin dışında kalanların öykülerini yalın bir dille anlatan, nahifliği cümlelerine sinmiş bir anlatıcı ile karşılaşıyoruz. Yazar okura geçirmek istediği duyguları, anları, bakışları, duruşları, bekleyişleri, kaybedişleri kurgusal gerçeklik içinde çoğunlukla birinci kişili anlatımla yapıyor ve sıradanlığın arkasında kalan ayrıntıları gözlem gücüyle sahnenin önüne çıkararak öykülerine nitelik kazandırıyor.

Öykülerde hayata karşı hevesi kaçmış, hayattan alacağı olan kişilerin dert ettiği şeyleri, ünlem cümleleri kullanmadan akıp giden suya anlatır gibi kendi kendilerine anlattıklarını görüyoruz. İş yerinde, berberde, sokakta, AVM'de, çay bahçesinde, otobüste karşılaştığımız; tanıklıklarımız ortak, tanışıklıklarımız farklı olan bu yüzlerle bir sesin, bir kokunun peşinde sürüklenip gidiyoruz. Yörükoğlu, bakmakla görmek arasındaki çizgide konumlandırdığı "yaşamak ağrısı" çeken karakterleri, kurmaca ile gerçeğin iç içe geçtiği bir düzlemde ustaca buluşturmayı başarıyor.

Kitapta türlü insan hallerinin resmedilerek çok yakınımızdaki kişilerden biri gibi anlatılmış olması, yazarın detaylara hâkimiyetini ve bunları okura aktarabilme noktasında dili etkili kullanma becerisini ortaya koyuyor. Kısa, etkileyici ve yer yer şiirin ayak seslerini duyuran cümlelerle ördüğü öyküleriyle okurla arasındaki mesafeyi kısaltıyor. Yazar; "Sonrası değişirdi, öncesi değişik olsaydı belki." (Döngü), "Erken çıkılan geç girilen yer değil mi ev? Ben sevilmeyecek şeyleri babamdan öğreniyorum."(İbrahim),"Babasız ev ışıksız olur."(Erkek çocuk cabbar olur),"Perdelerin arkasındaki gözleri karanlıkta seçebilen de bizdendir." (Her şey) "Hareket halindeki bir otobüse düştüğüm halde ne hayat ne de otobüs durdu." (Yolculuk), "Kim nerden bilsin benim bir sözle hangi zindana girdiğimi." (Taze nohut) gibi vurucu cümlelerle okuru öykünün içine çekerek okurun kendi dünyasında üstünü örttüğü bazı şeyleri hatırlamasına, sorgulamasına kapı aralıyor. Ayrıca "Baharın ikindi vakti nasılsa öyle sevindim." (Burçak da beni sevmiyor), "Güneş denize limon gibi düştü." ( Her şey), "Bütün kokusu parmak ucuna birikmiş, akıverdi yanağıma." (On dört yaşındaydım) gibi cümleler, yazarın söyleyişteki özgünlüğünü açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Halil Yörükoğlu'nun kitapta yer alan öykülerinin tamamı "öğrenilmiş öykü"nün uzağında kalan öyküler olduğu için okura daha samimi geliyor. Kitaptaki öykülerin çoğunluğunda karakterlerin kendileri ve etrafındakilerle çatışmalarına, yalnızlıklarına, sıkışmışlıklarına, gidemeyişlerine, kaybedişlerine, içine içine konuşmalarına tanıklık ediyoruz. Bu tanıklıklar içinde Annem hâlâ kırk yedi kilo, Döngü, Erkek çocuk cabbar olur, Kısa kollu gömlek, Her şey, Kocamustafapaşa, İbrahim ve Yolculuk; en sevdiğim öyküler oldu.

Okuduğum kitaplarda yazarın/şairin dille olan aidiyet duygusunu hissettirecek, geçmişin kültürel yükünü geleceğe taşıyacak kelimelere/ifadelere yer vermesini önemsiyorum. Halil Yörükoğlu da, kitaptaki Erkek çocuk cabbar olur öyküsüyle bu "mesele"ye nereden baktığının ipuçlarını veriyor aslında. Öyküde doğduğu toprakların kokusunu ve rengini taşıyan kelimeleri, cebine doldurduğu misketler gibi yanından ayırmayan bir anlatıcıyla karşılaşıyoruz. Yazar, Yörük ağzına özgü kelimeleri/ifadeleri metne serpiştiriyor ve kendi öykü evrenini zenginleştiren bir anlatım dili yaratıyor. Öyküdeki "Alvala bir akşam vakti. Belli ki deniz sessiz. Balıklar karataşın oyuğunda uykuda. Rüzgâr yok. Rüzgârın getirdiği, insanı sersemletecek bir ıslık yok. Bir şey olacak da sanki, bir ses istiyor."(s.52) bölümünde olduğu gibi tabiatın farklı hallerinin insanın yaşayacağı olaylarla ilişkilendirilerek anlatılması, yazarın tabiatla kurduğu bağı ve iyi bir gözlem yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor.

Her şey adlı öyküde yazarın ikinci kişili anlatımı etkin bir şekilde kullandığını, öykü boyunca da okuru bir fotoğraf karesinin içine çekmede yetkin olduğunu görüyoruz. Ayrıca öykünün başından sonuna kadar zihnimizde canlanan fotoğraf karesinin ince bir ayrıntıyla okuru farklı bir durumla baş başa bırakması, bu öyküyü ayrı bir yere koymamızı sağlıyor.

Kısa kollu gömlek öyküsünü farklı kılan en önemli özelliklerden biri, anlatımın üçüncü kişiyle yapıldığı tek öykü olması. "Kir göstermeyen çekyatın üzerindeki, maaşlı tek tabanca erkek yalnızlığının çok da imrenilmeyecek uykusundan uyandı."cümlelesiyle tanıtılan maliyecinin, arkadaşları tarafından dâhil edilmeye çalışıldığı ortamda "gömlek çözme"yi beceremeyişiyle erkek kabullerine uymama durumu, çevresinde alay konusu olmasına neden olur. Omzundaki doğum lekesinin hatırlattığı zorunlu, anne yalnızlığından kurtulamayan karakter; onca ses içinden seçtiği, karşı balkonda sardunya sulayan kadının sesini/sessizliğini seçilmiş yalnızlığına katamamış olmasıyla gelişen sonda bilinçli(!) bir tercihle yüzleştirir bizi.

Yolculuk adlı öykü, tam anlamıyla yaşadığımız çağın hızında ve kargaşasında kaybolan insan portresine örnek olabilecek bir öykü. Öyküde bir taraftan dijital çağın ruhumuzdan eksilttiklerine işaret edilirken bir taraftan da Hasan'ın "Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında" dizesinin çözümlemesi olacak şekilde kendine ve yaşadığı hayata yabancılaşması anlatılıyor. "Bilmiyorum. Bir sürü şey söyleyip bir şey dinleyip bilmiyorumla bitirdiğimiz konuşmaların birinden sonra mı oldu tüm bunlar?" diyerek içinde bulunduğu çıkmaz(lar)ı kendi kendine sorgulayan Hasan, her şeye rağmen diri tutmaya çalıştığı yaşama arzusunu "Hayat baktıkça yaşanılası bir şey." cümlesiyle özetlediğinde Halil Yörükoğlu'nun öykülerine dipnot olarak düşülebilecek yaşamdan yana olma tavrını bir bakıma dillendiren bir öykü olma özelliği taşıyor.

İbrahim adlı öykü, anlattığı olayın etkileyiciliği yanında hatırlattıkları nedeniyle benim için ayrı bir yerde duruyor. Bu öyküde babası ile derdi olan, annesinin suskunluklarının nedenini bilen, ilkokuldayken arkadaşı İbrahim'in eşofmanını sebepsiz(!) yere sobaya atan Ali'nin yıllar süren vicdan azabı anlatılıyor. Ali'nin anne babasıyla olan ilişkisi, onlara bakış açısı, hayatı sorgulayışı esnasında gözümün önünde canlanan bazı sahneler, bana Jose Maurodo De Vasconcelos'un Şeker Portakalı adlı kitabındaki Zeze karakterini hatırlattı. Ayrıca "İbrahim'i değilse de eşofmanını sobaya attım." cümlesi, çok daha derin bir gönderme içermesi bakımından öykünün zihnimde ve gönlümde ayrı bir yer edinmesini sağladı.

Kitaptaki Kocamustafapaşa öyküsü, Halil Yörükoğlu'nun Sait Faik'e açıkça selam verdiğini düşündüğüm öykü oldu. Yörükoğlu'nun Sait Faik'in Havuz Başı öyküsünü yeniden kurgulayarak aynı inceliklere temas eden farklı bir öykü yazdığı izlenimini uyandırdı bende ve sadece bunun için bile olsa bu öyküyü çok sevdim. Yazar, bu öykü başta olmak üzere diğer öykülerindeki konu seçimi ve kullandığı yalın dille Sait Faik çizgisinde yürürken Sait Faik'te ön plana çıkan diyaloglar yerine iç monologları tercih etmesiyle ondan ayrılıyor ve kendine özgü anlatım biçimini geliştirdiği öykü evrenini yaratıyor.

Kitabı bitirdiğimizde öykülerdeki kişilerle birlikte alacaklısı olduğumuz hayatın yüzüne karşı içlenerek, derinden ve en önemlisi de her şeye rağmen saklı tuttuğumuz umudumuzla aynı şarkıya eşlik ederken buluyoruz kendimizi: "Sular akar ya köprü biliyor/Ben baharıma bir yol bulacağım/Acımadan sorar soruları kader/Ama benim de var alacağım"

Yörükoğlu'nun özgünlüğünü güzel, etkili ve kıvrak bir dille ortaya koyduğu; bizi yaşamın tam ortasına davet eden öykülerine bi' bakmak lazım.

Keşke Yüzüme Baksanız

Halil Yörükoğlu

İletişim Yayınları

127 sayfa

2023, İstanbul


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 08.01.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 07.01.2024 22:43
510

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 1007 yazı bulunmaktadır.