Veba Geceleri Üzerine- 4, Edebiyat, Mustafa ATALAY

Veba Geceleri Üzerine- 4 yazısını ve Mustafa ATALAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Veba Geceleri Üzerine- 4

22.03.2022 09:00 - Mustafa ATALAY
Veba Geceleri Üzerine- 4

Salgın-Polisiye-Politika

Bunkowski Paşa'nın öldürülmesiyle birlikte eser polisiye şekline dönüp, salgın komple ikinci planda kalacak hissiyatı okurlarda oluşmaktadır. Ancak polisiyeye dönen eser birden konudan kopar ve politize olmaya başlar. Aslında Pamuk, Bunkowski Paşa'nın öldürülmesi ve karantina heyetinin zehirlenmeleri için hazırlanan kurguyu parodisi için bir zemin olarak kullanmaktadır.

Vali Sami Paşa'nın karakterini çok yüzlü olarak kurgulaması, despot ve akılcı olmayan çizgisini sürekli vurgulaması, kendinden başka kimseyi düşünmeyen tavrı, toplumun bir kesimiyle sadece politik kaygılarla ilişkisi, basını kendi iktidarına göre dizayn etmesi, iktidarı için her şeyi meşru gören bir çizgide resmedilmesi aslında ada için bağımsızlığa yürünen yolun taşlarını oluşturmaktadır. Fakat eser aynı Sami Paşa'nın, Doktor Nuri ve Pakize Sultan'ın yanında adaya gelen Kolağası Kamil Efendi'nin karantina kolluklarının başına atanmasındaki rolünden kısıtlı bir şekilde bahseder. Osmanlı'nın başka bir vilayetinde Vali olmayı tercih etmeyerek, Minger'in Baş Nazır'lığını daha çok benimseyen Sami Paşa bir darbe sonucu dramatik bir şekilde bir cezaya çarptırılır. Birçok hatası bulunan ve hırsına kurban giden Sami Paşa, yine de okurların karakterle bütünleştirilmesi üzerinden bir taltife layık görülür.

Orhan Pamuk kurguladığı parodisi için her şeyi meşru gören bir anlayıştadır. İkinci Abdülhamit'i sadece zehir araştırmaları yapan, kendi vilayetlerinde olanlara artık müdahale gücünü yitiren, çevresindeki herkese gaddar olan, Sherlock Holmes'in romanlarını kendi imhaları için kullanan bir figür olarak ortaya koymaktadır. Oysa aynı Abdülhamit, Pasteur'un kuduz aşısını bulmasıyla oraya eğitim için bir heyet yollamış ve bir nişan hediyesi göndererek, gelen heyete Kuduz Enstitüsü kurdurmuş ve üç sene içinde kuduz aşısı üretilmesini sağlamıştır. Yine bakteriyolojihane kurdurmuş ve birçok aşının üretilmesine zemin hazırlamıştır. Tebhirhaneler kurdurmuş ve büyük etüv makinalarında salgın görülen yerdeki malzemelerin dezenfeksiyon işlemlerinin yapılmasını sağlamıştır. Sağlık alanında yapmış olduğu o kadar hizmeti görmezden gelip, Pakize Sultan üzerinden sadece kendisini zehirlemeye çalışanlar için zehirli bitkiler üreten, antidot araştırmaları yapan, bunlarla ilgili rapor isteyen ve bu yöntemleri raporlayan Bunkowski Paşa ve yardımcısından kurtulmaya çalışan bir Padişah profili ortaya konulmaktadır. Bunun taraflı ve haksız bir bakış açısı olduğunu ifade etmeliyiz.

Padişah'ın gerçekten her konuyla ilgilenmesi, her alanda uzman kişilerden raporlar istemesi, elbette sarayda yaşanan sinsi olaylar ve krizlerden bağımsız değildi. Kumpaslar, iktidar mücadeleleri ve ordudaki kirli ilişkiler elbette Padişahları her konuda ayrıntılı bilgiye vakıf olmaya zorunlu tutmaktaydı. Abdülhamit'in yaşamı bu tehditlerin ortasında olması nedeniyle, zehir ve zehirlenmeye karşı kayıtsız kalması mümkün değildi. Fakat bütün bu salgın sürecini bu konuyla bütünleştirmeyi ve arka planına Padişah'ın birilerinden kurtulma amacını esas mesele olarak oturtmayı olumlu düşünmemekteyiz.

Adayı idari bir kaosa hâkim kılmanın da yine polisiye sebepler nedeniyle olması, dolaylı olarak adanın gözden çıkarılmasının bir işareti olarak okunmaktaydı. Daha önce gözden çıkarılan adalar gibi, Minger Adası da padişahın kurduğu oyun için görevini ifa etmiş ve artık gözden çıkarılmasının merkezi yönetim için güya bir anlamı kalmamıştır. Buradan milliyetçilik zeminine geçiş elbette daha kolay ve gerçekliğe daha yakın olabilirdi. Osmanlı Dönemi'nde ada için bir şey yapılmamış gibi göstermek, yapılan modern hastanelere, salgın duyulur duyulmaz en özel kişilerin adaya gönderilmesine, adanın modernleşme hareketlerine katkıyı ve adanın güvenliği için yapılan harcamaları görmezden gelmek demektir.

Bütün süreç bu şekilde ele alınmasa, bir Kolağası olan (Modern tabirle Yüzbaşı ve Binbaşı arası bir rütbe) Kamil'i nasıl öne çıkarabilirdi. Kamil Efendi'nin çocukluğu, yetişmesi, subaylığı, kargası, devrimi, Padişah tarafından gönderilmesi veya Vali tarafından önünün açılması, Minger milliyetçiliği, dili değiştirmesi, eser yazması, vebadan ölürken bile ülkesini düşünmesi, cesareti, kargaların küçüklüğünden beri ağaçlara konup gitmesinin elbette bir şeyler ile ilintili olduğunu düşünmemek safdillik olsa gerektir. Kamil Efendi'nin kendisini ilk gösterdiği yer, eser derinleştikçe milliyetçiliğinin daha çok ön plana çıkarılması, sanki özellikle kendisinin bu adaya gönderilmesi gibi hususlar bir yerlere elbette göz kırpmaktadır.

Tabi Kamil Efendi ile Zeynep Hanım arasındaki büyük aşkın, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın kızıyla, Mısır'a atanan genç Yusuf Kamil Efendi arasındaki büyük ve zorlu aşktan (ki bu aşk politik sebeplerle zorlaşır) alıntılandığını da ifade etmeliyiz. Bu alıntılamanın Üsküdar'da Zeynep Kamil adıyla müstakil bir hastaneye dönüştüğünü de hatırlatmalıyız. İsim seçimlerinin bile bu kadar birbiriyle ilintili olduğu eserde, her ayrıntının bir yere atıf yaptığını düşünmemek mümkün değildir.

Polisiye ve Politika

Salgın hastalığın polisiye ve politika ile zemini de özellikle bir amaca matuf olarak ortaya konulmaktadır. İktidarın salgın hastalıkların ismini koymaktan tutun da, salgın hastalığın bütün aşamalarındaki hâkimiyeti; eseri, salgın hastalıklarla başa çıkmakta zorlanan aciz bir devlet yönetiminin ortaya çıktığına getirip oturtmaktadır. Osmanlı'nın merkezden verdiği desteklerin doğal bir karantina süreci olarak bütün yabancı ülke gemileriyle adanın çevrilmesi ve telgraf sisteminin kapatılmasıyla akamete uğradığı da belirtilmektedir.

Burada özellikle karantinanın doğal yollardan oluşturulması, adanın zaten bir tecrit içinde kalması ve Arap Feneri olarak adlandırılan yapının kız kulesini andırması da bir tesadüf değildir. Yine kız kulesi gibi dışarıdan gelenler için karantina yeri olarak kullanılması da aynı senaryonun bir parçasıdır. Hepsi bilinçli bir plana hizmet etmekte ve salgını polisiye kurguyla birlikte politikanın çetrefilli sokaklarına çekmeye ikna etmektedir. Zira okurda bütün bu süreçler, bir gerçekliğin parçaları olarak daha baştan zihinlere işlenmeye çalışılmıştır.

Polisiye kurgu sadece bir Paşa'nın öldürülmesi ve katillerinin bulunmasıyla ilgili kısıtlı bir mecrada kalmamaktadır. Sonradan ortaya çıkan her olay, kriz ve sokak olayları polisiye türün metinsel bağlantılarına yaslanarak eserin genişlemesine bir imkan oluşturmaktadır. Toplumsal kaos ve çıkmazların, iktidar mücadelesinin, dinsel ve ırksal tarafgirliğin, sahipsiz cinayetlerin, karışıklık çıkarmak için kullanılan sosyolojik argümanların hepsini bu polisiye tür içinde ayrıntılarıyla ele almak mümkündür.

Bu tür, gerçekleri ipucu ile bulmayı kolaylaştırırken, "kim yaptı?" sorusuna odaklanmayı zorunlu kılmaktadır. Meselenin "Niçin, Neden?" boyutu ise hep geride bırakılmaktadır. Sherlock Holmes'in eserde anılması, Padişah'ın özellikle bu seriyi okumasının belirtilmesi, Doktor Damat'ın Holmes yöntemleri ile suçluları bulmaya çalışması eserde özellikle ve tafsilatıyla aktarılmaktadır. Holmes polisiyeyi halka mal eden bir yazardır. Polisiye türün ilk başlangıç eseri hakkında farklı yorumlar olsa da, bu türü halka mal eden kişinin Sherlock Holmes'i kaleme alan Arthur Conan Doyle olduğu üzerinde ittifak vardır.

Peki, neden polisiye tür salgın eserinin merkezine yerleştirilmektedir? Birincisi eseri daha akışkan ve seri bir hale getirmek, ikincisi merak duygusunun satır aralarında ön yargısız bir şekilde kayıp gitmesini sağlamak ve üçüncüsü salgın hastalık temasının da bir polisiye vaka gibi çözümlenmeye olan ihtiyacıdır.

ı. yazı: Veba Geceleri Üzerine-1 - Edebiyat - Mustafa ATALAY (kitaphaber.com.tr)

ıı. yazı: Veba Geceleri Üzerine-2 - Düşünce - Mustafa ATALAY (kitaphaber.com.tr)

ııı. yazı: Veba Geceleri Üzerine-3 - Edebiyat - Mustafa ATALAY (kitaphaber.com.tr)


Yazar: Mustafa ATALAY - Yayın Tarihi: 22.03.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 05.03.2022 22:55
367

Mustafa ATALAY Hakkında

Mustafa ATALAY

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter: @atalaymstfa
Blog: http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Mustafa ATALAY ismine kayıtlı 110 yazı bulunmaktadır.