VERTİGO ETKİSİ ÜZERİNE DAĞINIK BİR İNCELEME

VERTİGO ETKİSİ ÜZERİNE DAĞINIK BİR İNCELEME

VERTİGO ETKİSİ ÜZERİNE DAĞINIK BİR İNCELEME

26.04.2021 - Ethem Erdoğan
VERTİGO ETKİSİ ÜZERİNE DAĞINIK BİR İNCELEME

“Sık sık sanıldığının aksine, sanatın işlevi, düşünmeyi teşvik etmek, bir düşünce iletmek ya da bir örnek oluşturmak değildir. Hayır, sanatın amacı daha çok, insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli köşesinden vurmaktır.”

Andrei Tarkovsky

Sinema eksenli her kitap, okuyucunun perde gerçekliğiyle perde dışındaki gerçekliği karşılaştırması ve sorgulaması içindir. En azından bu sonucu üretir. Perdeden yansıyan gölge figürlerle toplumsal gerçekliği oluşturan gerçek kişi ilişkisinin okuyucu için yeni düşünme alanları açması dolayısıyla kıymetli olduğunu yazının başında vurgulamamız gerekiyor.

Sinema; sosyal dokuyu okuyarak elde ettiği gerçekliği, sinema diliyle yeniden kurgular. Sinema dili bir tür illüzyon, fotoğraf etkisi (R. Barthes) ve yanılsamadan müteşekkildir. “Bu bir tür büyü oluşturmaktır zira olmayan bir şey var gibi gösterilmektedir. Perdede gösterilen şeyin yanılsama olup olmadığını seyirciyi düşünmeye koyulurken o çoktan perdeyi terk etmiş olmaktadır.” (Mencütekin, 2010)

Sinema dilindeki büyü ve bu dilin ürettiği büyülenme ötesinde var olan asıl gerçeklik toplumsaldır. Hayatın gerçekleri asıl gerçekliktir ve bunu yakalayabilecek olan da kameradır.
Kamera öncelikle insanı, mekânı, manzaraları ve insanın faaliyetlerini sonra da davranışları ve davranışların temel itkilerini gösterir.

Uğur Cumaoğlu’nun sinema eksenli araştırma ve incelemelerinden oluşan telif bir eser olan Vertigo Etkisi, 2021 yılı Ocak ayında İzdiham yayınları tarafından basıldı. Alanında önemli bir açığı-boşluğu doldurmaya aday bir kitap. Burada sözü edilen açık-boşluk; daha çok izleyici bilincine yönelik eksiklik üzerinedir. Sinemanın özellikle son çeyrek yüzyılda geldiği nokta itibariyle belli bir düşünsel ve davranışsal şablon sunma hali oluşmuş durumda çünkü. Bu savı desteklemek adına kitabın tanıtımından bir bölüm alalım: “Bu kitabın merkezinde yer alan asıl konu sinemanın toplumsal etkisi ve görünmeyen etken olarak bireyin düşüncelerinde ve davranışlarında meydana getirdiği dönüşümlerdir. Çünkü sinema, günümüzde sanatsal yönünü perdeye yansıtırken perdenin ötesine bakıldığında son derece aktif bir sosyolojik, psikolojik, politik ve teolojik bir aktör olarak misyon üstlenmektedir.”

Vertigo Etkisi ilginç bir kitap ismi. Kaynağını da Vertigo Efekti isimli 1958 yapımı Alfred Hitchcock filminden alan özel bir kamera tekniğidir. Dolly zoom, Hitchcock efekti olarak da bilinen kamera hilesi, ilk kullanıldığı günden bu yana sinema filmlerinde sıklıkla başvurulan bir anlatı yöntemidir. Genellikle baş dönmesi, yükseklik korkusu ve endişe içeren sahnelerde kullanılan bu efekt (seslenme-etkileme), izleyiciyi hikayenin duygu durumuna sokmakta, filmin içine çekmekte oldukça etkili bir yöntemdir. Teknik bir anlatımla Vertigo efekti, kameranın ileri veya geri hareketi sırasında, ters ve eşit oranda optik zoom (yakınlaştırma) yapılarak kadrajda bulunan konu büyüklüğünün sabit tutulmasıdır. Vertigo efekti konunun merkezini kameranın kadrajı içinde sabit tutarken, diğer objeleri yani konunun önü, arkası ve yanındaki nesneleri hızlı odak değişimiyle hareketli hale getirir. Görsel algıyı bozan teknik, seyircide farklı duygular uyandırır. Yönetmenler bazı durumlarda ise efekti hikâyede bir kırılmayı ya da alışılmadık durumları anlatırken tercih edebiliyor. Durumu Hitchcock şöyle açıklamış: “Aşırı içkili olduğum bir gece her şeyin benden uzaklaştığı bir hisse kapılmıştım. Vertigo filminin çekimleri sırasında Rebecca karakterinin de içinde bulunduğu durumu bu his ile anlatmak istedim. Görüntü yönetmeniyle yaptığım uzunca denemelerin sonucunda dolly ile optik kaydırma yaparak bu hissi görselleştirebileceğimizi anladık” (https://kulzos.com/entry/212752/).

Uğur Cumaoğlu, sinema üzerine hazırladığı yazıları anladığım kadarıyla zaten kitap dosyası şeklinde hazırlamış. Vertigo Etkisi (Cumaoğlu, 2021) adlı kitabı, her bölüm ve her bölümün alt başlıklarının içinde sinemanın bir meselesine eğiliyor, bir yönüne ışık tutmaya çalışıyor. “Sinemaya bir toplumsal tasarım aracı olarak yaklaşan eser, gerçekliğin kurgusu ve kurgunun gerçekliği arasındaki ayrımı okuyucuya aktarmakta. Sinemada tasarlanmış olan kurgunun, gerçekliğe alternatif olarak sunulduğu gerçeğini örneklerle inceliyor. (Suvağcı, 2021)

Anlatı esaslı bütün metinler ve sinema, temelde gerçeklik-kurmaca ikilemi üzerinden üretiliyor. Bu noktada kurmacanın gerçekliği taklit etmesi dolayısıyla varlıksal olarak gerçekliğin gölgesidir. Sinemaya evrilen kurmaca esasen fotoğraf gerçekliğinin hareketidir. Yazar burada imge-anlam üzerinden metne giriş yapıyor. Görsellik ve vicdan bağlamında gerçekliğe yaklaşıyor. Üretenin niyetine bağlı olarak sanatsal üretimin sonuçları olabileceğini ifade ediyor. Bilgi kaynağı olmadığı halde bilinç oluşturma faaliyetine dayanak olabiliyor çünkü sinema. Bütün anlatı türlerinin bir iletişim aracı olduğu gerçeği de düşünüldüğünde “sinemada tesadüf yoktur” ilkesini akılda tutmamız gerekiyor. Sektörel olarak büyük ağırlık belirli bir fikri şablon şeklinde bir kesimin uhdesindedir ve bu kesimin ideolojik yaklaşımı mihenk sayılmaktadır. “Buna bağlı olarak sinema ilhamını hakikatten alan bir sanatsal ufuk olmak yerine, doğru ile yanlışın istenildiği gibi verildiği, gerçekle yalanın çoğu kez yer değiştirdiği yozlaşmış ve hadsiz bir sektör haline gelmektedir.” (S. 26). Yazara göre sinema bir bakıma “yeni bir dünya meydana getirmenin ve bunu insanların zihnine işlemenin” bir yoludur. Sinemaya yatırım yapanlar çoğunlukla yeni dünya düzeni taraftarları ya da etkisindekilerdir.

Yazarın bilim kurgu ekseninde geliştirdiği yaklaşımlarında ise sinema daha çok “tasarım” üzerinden değerlendiriliyor. Bu dizaynın içeriğinde sadece sinemaya dair olgular yok elbette. Toplum ve bireyleri dönüştürme kabilinden bir tasarım da sözkonusu. “Geleceğin dünyasını / toplumunu ve bireyini tasarlamak isteyen için en önemli ve verimli alanlardan biri şüphesiz sinemadır.” (s. 33). İnsanın teknik becerilerinin sınırları özellikle son çeyrek yüzyılda hızlı bir sıçrama yaşadı. Sinemada kurgulanan geleceğin dünyasına “böyle bir dünyaya adım adım bizi alıştırıyor”. Bu duruma yazarın teşhisi de yerinde; “olağan üstü görünen bir dünya hayali ile bireyin hayallerini işgal altında tutarak toplumu tasarımlar ve geleceğin toplumu ve dünyasını bu şekilde kabul ettirir”. Yapay Zeka, Matrix ve Bulut Atlası filmlerini bu bağlamda inceleyen yazar; bilimkurgunun, geleceğin gerçekliği hakkında yorum olduğunu ileri sürüyor. Bulut Atlası filminden bir replikle bu bölümü bitiriyor yazar: “Gerçeklik tekildir ve gerçeklik hakkındaki yorumlar gerçek değildir”.

Yedinci sanat olarak tarif ediliyor sinema. Güzel sanatların geleneksel altı dalına (resim, heykel, mimari, dans, şiir ve müzik) sonradan eklenen sinema da sanatın bir dalı olmuş. Bu bağlamda sanatın temel estetik kurallarına ve işlevine tabi (olması gerekiyor). Bu bağlamda bahse konu işlev de “alımlayıcıda güzellik” uyandırması. Hatta bu işlevin alımlayıcıyı hakikat karşısında ya da yanında bir noktaya konumlandırması gerekiyor. Ancak bu gereklilik maalesef, alımlayıcıyı manipüle eden bir açıyla ve hakikatten uzaklaştırma temayülü ile ortada duruyor. Yazar bu noktada şunları ifade ediyor: “hakikate açılan beyaz bir ufuk olma potansiyeline sahipken; her sanat dalı gibi hakikat ile insan arasında bir perde olabilmektedir. Zira sanat, hakikatin varlık alanındaki izdüşümlerinin, insanın hayal dünyasında çizgilere ve renklere bürünmesidir. Bu çizgiler ve renkler ne kadar net algılanırsa, hakikatin varlık alanından kişinin hayal dünyasına yansıyan görüntüsü de o kadar net olur.” (S. 60). Oysa bütün sanat dallarında olduğu gibi sinema da insanın hakikati ile var olabilecektir. Bu varoluşu da yine yazarın ifadesiyle “membaı en derin yerlere ulaşan mecralar”a borçludur.

Sinemanın modern insan için bir tür motivasyon kaynağı oluşu üzerine eğiliyor yazar. Felsefe taşından kibrit-i ahmere, bütün bir birikimi sinemanın modern insana sunması üzerinde duruyor. Modern insanın konfor ile çile arasındaki gel-gitlerinin yaşam bilgeliği için çileden yana ağırlık kazanması gereğini anlatıyor. Senaryo yazımındaki “tümebakış” tekniği üzerinden anlatıyor alımlayıcının modern yaşantı tarzını. Bu yaşantı şekli içinde, bilgeliği oluşturan birikimin alımlayıcının konforu bozulmadan sinema perdesi üzerinden gerçekleşmesini aktarıyor. Bu bağlamı da yazardan bir iktibasla teyit edelim: “Yaşamak her halükarda kendini tanıma ve keşfetme yolculuğudur. Kendini bilmekle başlayan hikâye, kendini bulmakla devam edip olmak ile amacına ulaşacak ve hayatımız, başkalarının ibretle izlediği bir şaşkınlık olmaktan çıkarak hilkatinin sırlarında gönüller gezen bir gezgin olmanın örneği olacaktır.” (S.70). Aynı bağlamda arayışın bireyselden çok toplumsal oluşu; toplum ve kültürlerin de kendi hakikatini aradığını anlatıyor yazar.

Sinemadaki ana eksenin 11 Eylül 2001’den itibaren; batı zihniyetinin İslam’ı ve temsil ettiği değerleri “stratejik düşman” seçmesi, bir nevi İslam dünyasının da “soft İslam”, diyalogculuk, zararsız Müslüman şekline evirilmesi içindi. Bu anlamda sözünü ettiğimiz eksen İslamofobik bir sinema tasarımına kapı açtı. Yazar bu neviden filmleri sıralar ve incelerken esasen batının ikiyüzlülüğüne de değiniyor. Rambo 2, Charlie Wilson’un savaşı, Üç Kral, Ölümcül Tuzak, Sniper gibi filmlerdeki İslamofobik sahneler üzerinde duruyor. Batının Ortadoğu’da yaptığı işgaller ve zulümleri İslamofobi üzerinden haklı gösterme çabasını anlatıyor.

Sonuç.

Uğur Cumaoğlu’nun Vertigo Etkisi adlı eseri; sinemanın tarihini, literatürünü, sanatsal ve ideolojik yönünü örneklerle anlatan aynı zamanda geniş bir terminoloji sunan iyinin üstünde bir eser. Sanatla ve özelinde sinemayla ilgili herkesin faydalanabileceği; sonra da bir bakış açısı kazanacak farkındalığı yakalayabileceği özelliklerle teçhiz edilmiş. Sinemanın sanatsal yönü dışında ideolojik olarak da kullanışlı bir argüman oluşunu temel alırsak, bu kitaptan sonra ‘yapılabilecek çok şey olduğu’ gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız. Kitap hem durumu anlatıyor hem de bakış açısı sunuyor. Dil ve anlatım sorunu yok. Dolayısıyla ilgilisi için ideal bir eser. Bu türden çalışmaların azlığı dikkate alındığında da altın değerinde bir eser. Mesela atlamış olduğum yedi film tekrar gündemime girdi. Bu yazının, Vertigo Etkisi kitabına giriş mahiyetinde yazıldığını, daha geniş ve teknik bir incelemenin bilahare yapılacağını ifade ediyorum. Son söz; bu kitap sizin de gündeminize girmeli.

Kaynakça

Cumaoğlu, U. (2021). Vertigo Etkisi. İstanbul: İzdiham Yayınları.

https://kulzos.com/entry/212752/. (tarih yok). 2021 tarihinde alındı

Mencütekin, M. (2010). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/165747.

Suvağcı, A. (2021). http://www.edebifikir.com/kitap/itiraf-et-artik-tek-gerceklige-inanmiyorsun.html. http://www.edebifikir.com/. adresinden alınmıştır

Ethem Erdoğan - 26.04.2021

,

620

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin