Yeni Kitap Söyleşisi: Uğur Cumaoğlu, Söyleşi, Tuba YAVUZ

Yeni Kitap Söyleşisi: Uğur Cumaoğlu yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Yeni Kitap Söyleşisi: Uğur Cumaoğlu

22.01.2024 09:00 - Tuba YAVUZ
Yeni Kitap Söyleşisi: Uğur Cumaoğlu

Yazım süreciniz nasıl? Hemen hemen her yazarın belli başlı bazı uygulamaları var. Örneğin Hemingway her sabah 500 kelime yazması, Balzac'ın günlük 50 bardak kahve içmesi, Milton'un kör olduktan sonra her sabah yardımcısının ona İncil'den pasajlar okuması ve ardından bu pasajlardaki imgeleri zihnindeki yansımalardan hareketle yazması gibi. Sizin de böyle bir rutininiz var mı?

Her yazar gibi benim de kendime has rutinlerim var elbette. Neredeyse yazılarımın tamamına yakınını gece yazarım. Gündüz yazdığım yazıların sayısı birkaç taneyi geçmez. O da gece yazamadığım durumlarda, gündüz yazmaya mecbur kaldığımdan. Gece, herkesin uykuda olduğu ve zihnimi yoran tüm frekansların kesildiği zaman dilimi olması nedeniyle tercih ettiğim bir vakit. Bu vakitte zihnim daha dingin ve berrak olur. Dikkatimi dağıtan uyarıcılar çok az olduğundan çok daha rahat yazarım. Yazarken bir de yanımda çay olsun yeter. Gündüz bunu çok beceremem o nedenle gündüzlerimi çoğunlukla okumaya ayırmayı tercih ederim.

Sizin için yazmak hayal kırıklığının dışa vurumu mudur yoksa hayal kurmanın en güzel yolu mudur? Nedir yazmak size göre?

Yazmak, bana göre kalbin kalemle dertleşmesidir. Bu dertleşme bazı durumlarda hayal kırıklıklarının dışa vurumu da olabilir. Zira hayatta yer işgal etmenin bir bedeli var. Ancak her ne kadar hayatın presine karşı durmak ben de hayal kırıklığına dönüşmeye çalışsa da ben hayal kurmayı tercih ederim. Zihnimin, ufkumun, imge dünyamın dünyanın dar kafesine hapsedilmesini kabullenemiyorum. Gözümün ve görme kabiliyetimin sınırlarında bir hayatı benimsemek yerine ötelerin de ötesine dikkat kesilmiş kalbimin peşinden gitmeyi tercih ederim. Sonuçta ufuk dediğimiz şey, yaradanın kudret kaleminin sınırsızlığında keşfe çıkan kalbin kendisidir. Kalp, kalemle dertleştiğinde anlatmaya çalıştığı her şey, kudret kaleminin insanda gizlediği sırları ifade etmeye çalışmak olmalı. Ya da asıl anlamıyla söylersek kalp, kudret kalemine ayna olmalı. Zaten insan ve tüm varlık âlemi, kudret kaleminin bıraktığı mürekkep izinden başka nedir ki?

Ben yazar olmalıyım dediğiniz anı hatırlıyor musunuz? Neydi yazmalıyım dediğiniz ilk olay yahut durum? Sizi özellikle teşvik eden biri oldu mu?

Aslında yazar olmak gibi bir idealim veya iddiam olmadı. Hâlâ da yok. İlk yazdığım yazı da insan üzerine bir betimlemeydi. Fakat zamanını tam olarak hatırlamıyorum. Uzun zaman geçti. Okurken etkilendiğim, onlarla karşılaştığım ve tanıştığım için çok memnun olduğum birçok kıymetli yazar ve mütefekkir oldu. Ancak beni yazmaya zorlayan neden bu isimlerden çok inancım ve değerlerimdi. Evet, bir itirazım, bir çığlığım var! Bunun için de yazarak sesimi duyurmaya çalışıyorum. Her insan gibi birçok derdim var ve tüm dertlerimi 'bir'lemeye çalıştıkça, hayatın akışının tersine giden biri olmaya başladığımı fark ettim. Herkes bu akışa kapılmış giderken benim tersine gidiyor oluşum da galiba bu duruma itirazım olarak kendini gösterdi. Ya da herkes doğru yönde giderken, onların bu gidişi benim tersine gidişime karşı bir itiraza dönüşüyor. İnsan olmak da böyle bir şey işte. Yazar da bu hallerin betimleyicisi olmaya çalışan kişi oluyor galiba.

Yazar olmak isteyenler genellikle kendilerine bir usta seçip onun önerilerini kılavuz bilir. Yazar adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Yazar olmak, belli bir kariyer planı olan ve bu basamakları çıktıkça başarılı olunacak bir meslek değil fikrimce. Bugün kültür endüstrisinin bir çıktısı olarak, belli bir süre yazarlık eğitiminden geçtikten sonra kitap yayınlayan birçok yazar örneği karşımıza çıkıyor olabilir. Hatta bunu meslek olarak yapanlar da gün geçtikçe çoğalıyor. Zira bu çarkın içine girince bunun mümkün olduğunu tecrübe eden çok kişi var. Ancak ben yazarlığı kendi doğal seyri içinde ve zamanı gelince ortaya çıkan bir kabiliyet olarak görmeyi tercih ediyorum. Büyük yazarların ve ölümsüz olan büyük anlatıların da bu doğal süreçte ortaya çıktığına inananlardanım. Yazarlık kumaşı olan kişi zamanı gelince zaten kalemi eline almak zorunda kalacaktır. Fakat unutulmaması gereken asıl mesele, iyi bir yazar olmak isteyen kişi, her şeyden önce çok iyi bir "okur" olmalı.

Yazmasa çıldıracak yazarlardan mısınız; yazmasanız ne yapardınız?

"Yazmazsam çıldırırdım" diyemem. Sürekli veya sistematik bir yazı periyodum yok. Bu konuda çok fazla kendimi kastığımı da söyleyemem. Yazma zamanım gelene kadar birçok şey zihnimde kendiliğinden yazıya dönüşmek için birikiyor. Bu birikmeler artık taşma kıvamına gelip taşmaya başladığında da yazma zamanının geldiğine dair sinyaller çoğalıyor. Ama ben o zamanın gelip gelmediğini kalbimin sesini dinleyerek anlamaya çalışıyorum. Çünkü yazıya akacak her kelime ve cümlenin kalpten çıkması gerekir ki başka kalplere de aksın. Yine de eğer yazmasaydım, çoğunlukla yaptığım şeyi yapar, yine mağarama çekilirdim. Bence herkesin bir mağarası olmalı.

Kendinize en yakın bulduğunuz roman kahramanı yahut bir şiir var mıdır?

Kendime en yakın bulduğum roman kahramanı Filibeli Ahmet Hilmi'nin Âmak-ı Hayal'indeki Râci karakteridir. Üstad Sezai Karakoç'un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri için de hayatımın şiiri diyebilirim.

Her yazarın bir derdi var derler, sizin derdiniz nedir?

Sivas yöresine ait Ali Ekber Çiçek'in seslendirdiği anonim bir türkü vardır "Geldim şu âlemi ıslah edeyim. Özümü meydanda gördüm sonradan" diye başlar. Herkes bu âleme aynı iddia ile gelir ama yine herkes özünde ne olduğunu meydana çıktığında görür. Şeyh Galib'in de buyurduğu gibi insan bu âlemin özüdür. Benim de derdim bu özü(mü) keşfetmek. İnsan, kendi varoluşunun anlamını, yani özündeki o cevheri ya da değeri keşfettiğinde varlık âleminde neden yer işgal ettiğini de anlar. Ya da Matrix filminde kâhini ziyarete giden Neo'ya onun dediği gibi "Sen buraya bir tercih yapmaya gelmedin. Sen tercihini çoktan yaptın. Sen buraya bu tercihi niye yaptığını anlamak için geldin."

Enformasyon çağı olarak tanımladığınız bu çağda yaşamak sizi ürkütüyor mu?

Yirminci yüzyıl için enformasyon çağı diyebiliriz, ancak içinde bulunduğumuz yirmi birinci yüzyıl dijital çağ olarak tanımlanıyor. Enformasyon çağının bir sonraki, daha yırtıcı ve teknolojik aparatlarla daha çok işgal altına alındığı bir üst evresindeyiz. Teknolojik araçlar veya onun sunduğu imkân ve konfor insan ile insan, insan ile toplum arasında kapanması ve doldurulması gittikçe zorlaşan daha büyük boşlukların oluşmasına sebep oluyor. Bu da insanın insan olmasının ve kendi hakikatine dönüp yönelmesinin yolunu daha da kapatıyor. Dünya giderek güneş sisteminin açık hava akıl hastanesine dönüşüyor ve bu durum, elbette herkes gibi beni de ziyadesiyle ürkütüyor.

Kitaplarınıza bakınca ben yeni dünya düzenini ve bu düzenin çarpıklıklarını anlamaya çalışan biri olduğunuzu düşünüyorum bu bağlamda okurlarınız açısından da bu dünyayı anlama ve anlamlandırma konusunda kaygınız var mı?

Ben ona "yeni dünya düzensizliği" demeyi tercih ediyorum. Bu açından bakınca zaten hiçbir şeyin düzenli olmadığı ve belirttiğiniz gibi her şeyin çarpık göründüğü net bir şekilde karşımıza çıkıyor. Aslında düzensizlik bir süreklilik arz ediyor. Buna da "yeni" demek çok yerinde bir tanım olmuyor. Sadece eski düzen tasfiye edilerek onun yerine yine eskiyecek başka bir düzen kurulmak istendiği için "yeni" denilerek algı oluşturulmaya çalışıyor. Tamamen aldatmaca. İnsan, özü ve tabiatı itibariyle düzen kuran veya oluşturan bir varlıktır ve bunu da asıl öze ve tabiata uygun yapar. Kaos veya düzensizlik "insan" eliyle ortaya çıkabilecek bir şey değildir. Yani demem o ki tanım ve anlam insanın özüne ve hakikatine uygun değilse bunun sonucu her halükarda herkes için düzensizliktir.

Dataizm esasen bu toplumda özellikle gençler arasında bilgiyi kutsallaştırma çarpıklığı için de önemli bir eser bana kalırsa. Siz bu eseri yazarken neyi hedeflediniz?

Bilgi, eğer metafizik bir arka planı varsa ona kutsallık atfedilebilir. Ancak bugün bunun karşısına putlaştırılan katı bir bilimcilik konuluyor. Bu durum da haliyle belirttiğiniz gibi bilginin ya da bilimin kutsanmasına sebep oluyor. Bilim, bize nedenler hakkında istediğimiz kadar genel geçer bilgi sunabilir. Fakat bilim, onun ne için olduğuna, yani onun anlamına dair bir şey söyleyemez. Çünkü anlam, bilimi aşan bir durumdur ve zaten bu anlam problemini de boşlukta bıraktığı için ortaya katı bir bilimciliğin çıkmasına sebep oluyor. Nitekim kimse o boşluğa basıp dibe düşmek istemiyor. Bununla birlikte günümüzde bilimin sihirli değneği olan teknolojik araçlar bilgiye ulaşmayı o kadar kolaylaştırdı ki, bilgi tamamen önemsiz ve sıradan, herhangi bir zahmeti olmadan kolay ulaşıldığı için de öğrenilmesi gerekmeyen veriye dönüştü. Nasıl olsa teknoloji istediğimiz her şeyi anında parmaklarımızın ucuna kadar getiriyor. Bunun konforu varken öğrenme zahmetine neden katlanılsın ki? Elbette yararlarını göz ardı etmek haksızlık olur. Fakat gelinen noktada insanlık konuşma kabiliyetini bile yitirmeye başladı ve artık emojilerle iletişim kuruyor. Yani artık primatların yaşadığı dönemin dilini kullanmaya başladık. Dataizm başlıklı çalışmamdaki amacım da giderek sanallığa evrilen bugünkü dijital dünyanın öyle bir anda ortaya çıkmadığını anlatabilmektir. Teknolojik etki, bilgiyi ve kutsalı önemsizleştiriyor. Teknolojiyi amaç haline getiren dataizm de, her şeyi sıfır noktasından beri bir veri akışı olarak görüyor ve yine her şeyin veriye dönüştürülmesiyle kutsal olan ne varsa tümünün de ortadan kalkacağını iddia ediyor. Bu durum en başta yaratıcıya ve kutsal olan her şeye bir meydan okumadır. Ezcümle bu çalışmam ile yeni teknolojik din olarak tanımlanan ve dataizm denen yeni ideolojinin, aslında yeni bir aldatmaca olduğunu gösterebilmektir.

Eserleriniz birbirlerini destekleyici ve bütünleyici konular etrafında şekilleniyor. Sizi yeni okuyacaklar için önce şu kitabımdan başlanmalı dediğiniz ya da şu sıralama daha verimli olur dediğiniz bir sıralama var mıdır?

Okumaya yeni başlayacaklar için çağı ve onun insanını daha iyi tanımak amacıyla 'Zaman ve Ruh' adlı çalışmamdan başlanması, diğer kitapların anlaşılması için iyi bir zemin hazırlayacaktır. Sonrasında teknolojik insanı tanımak için 'İnsan Tasarlanan mı Tasarlayan mı?' başlıklı çalışmam okunabilir. Teknolojinin insanı nasıl kurguladığını, dönüştürdüğünü veya dönüştürmek istediğini anlamak için de onun görselliğini ve felsefesini öne çıkaran, bilimkurgu sinemasının analizini yaptığım 'Cenneti Yeryüzüne İndirmek' ve 'Dataizm' başlıklı kitaplar devamında okunabilir. Ayrıca sinema ve film analizlerini merak edenler için de 'Vertigo Etkisi' bu okumaları destekleyici bir eser olarak tercih edilebilir. Edebiyatseverler için 'Hiç ile Şey' adlı çalışmam en başta veya en sonda okunabilir.

Cevaplarınız için teşekkür ederim.

Bu samimi sohbet için ben teşekkür ederim.


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 22.01.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 18.01.2024 02:30
1215
Yorumlar
  • Misafir 2024.01.22 13:32

    Bu söyleşiden sonra yazarımızın kitaplarını alıp okumak farz oldu.

  • Orhan 2024.01.22 14:47

    Kitaplarını merak ettiğim bir yazardı. Bu söyleşi ile düşüncelerim netleşti. Artık listeye almam lazım. Kitaphabere bu söyleşi için teşekkür ederim.

  • biyolog 2024.01.23 01:08

    Uğur Cumaoğlu'nun film analizlerinden birine katılmıştım. unutamadığım bir film analiziydi. bir filmin nasıl izlenmesi gerektiğini orada öğrendim diyebilirim. kitapları içinde aynı fikirdeyim. bakış açısı çok değişik biri. bu söyleşide bir kez daha gördüm bunu.

  • Sevda Özsoy 2024.02.01 00:45

    Uğur Cumaoğlu ve kitapları ile tanıştığım için memnun oldum

  • feyzanur kalkan 2024.02.02 02:25

    çok farklı bir kafa. kitap arkası yazılarına baktım ele aldığı konular ilginç. bana henüz keşfedilmemiş bir hazine gibi geldi.

  • rabia pelit 2024.02.15 02:26

    keşke yazarımızla çok daha önce karşılaşsaydım. keşke yüzyüze konuşma imkanı olsa.

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 44 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.