Kore Sineması: 7. Koğuşun Mucizesi, Sinema, Necla DURSUN

Kore Sineması: 7. Koğuşun Mucizesi yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Kore Sineması: 7. Koğuşun Mucizesi

24.06.2024 09:00 - Necla DURSUN
Kore Sineması: 7. Koğuşun Mucizesi

2019 yılı Ekim ayının ikinci yarısındaydık. Günlerden pazardı. Kahvaltı sonrası 'Hadi sinemaya gidelim!' dedik. Birkaç ay sonra küresel salgının başlayacağından, koruma tedbirlerinin kapımızı çalıp bizi sinema salonlarından uzak tutacağından habersiz hazırlanıp çıktık. Tabii vizyonda neler var diye de şöyle bir baktık. Suç ve komedi türündeki 'Cinayet Süsü' adlı film ilğimizi çekti. Çünkü ilgiyle takip ettiğimiz Ali Atay hem filmi yönetmiş hem de senaryo ekibinde yer almıştı. Filmin kadrosunda Uğur Yücel ve Binnur Kaya'nın bulunduğunu okuyunca 'Tamam, bu filmi izleyelim!' dedik.

Yakınlardaki bir salona gittik, henüz biletlerimizi almıştık ki bir sürprizle karşılaştık. Kızım alt yaş sınırına takılınca içeri giremedik. Görevlileri ikna edemeyeceğimizi anlayınca da başka film tercih etmek zorunda kaldık. Yeni tercihimiz; '7. Koğuştaki Mucize' oldu. Aslında bu filmden haberdardım. Çünkü aslını izlemiş ve bir hayli gözyaşı dökmüştüm. Şimdi bu güzel pazar sabahında gözlerimizin yaşla dolmasına istekli olmasam da başladık izlemeye.

Evdeki Hesabın Çarşıya Uymadığı Sabahın Getirdikleri

Günümüzde dünyanın dört köşesinde sayısız film üretilmekte. Ancak dil ve kültür etkenlerinin ışığı yetersiz olunca üretimin küçük bir kısmı dünya çapındaki sinemaseverler tarafından izlenebiliyor. Hal böyle olunca yerli yapımlara rağbet artıyor ve seyirci kendi dilinde ve kültüründeki filmleri izlemeye yönelik taleplerde bulunuyor. Nitekim biz de o pazar günü yerli bir yapım izlemek isteğindeydik. İzlemek üzere olduğumuz filmin senaryosu Güney Kore uyarlamasıydı ama varsın olsundu. Nitekim Güney Kore'de gişe rekoru kıran film, Türk yapımcılar tarafından yerel unsurlarla donatılmıştı. Kadroda Türk oyuncular vardı. Böylece özbe öz Türk filmi izliyor gibi hissetmiştik.

Yazıma film hakkındaki duygu, düşünce ve tespitlerimi aktararak devam edeceğim ancak onun öncesinde Güney Kore'den ve sinemasından söz etmek istiyorum bir miktar. Güney Kore halkı 20. yüzyılın neredeyse ilk yarısını yani 1910-1945 aralığını Japon işgali altında geçirmiştir. İnsani acılara ve kültürel tahribata maruz kalarak büyük bir yıkım yaşayan Kore Yarımadası bölünerek Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri kontrolü altına girmiştir. 1948 yılındaki seçimlerden sonra yarımada komünist ve kapitalist rejime teslimiyetle, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) olarak ikiye bölünmüştür. Remi kayıtlara göre Türkiye'den 14.936 Mehmetçiğimizin görev aldığı 1950-1953 arasındaki Kore Savaşında yarımada enkaza dönmüş, ardından gelen otuz yıl; darbeler, askeri yönetimler, suikastlar gölgesinde geçmiştir. Sokak gösterileri, baskı ve sansürle geçen bu uzun yıllarda kişisel haklar ve özgürlüklerde ciddi kısıtlamalar yaşanmıştır. Demokrasi yanlılarının artmasıyla anayasa 1987 de değiştirilmiş ve bu değişimle top yekün bir değişim içine girilmiştir. Milenyum yıllarına gelindiğinde ülkede ekonomik gelişimin başladığı 60'lı yıllarda gelişerek ilerlemiş ve çağı yakalamayı başarmıştır. Teknolojik açıdan da önemli gelişimlere ev sahipliği yapan Güney Kore kaydettiği ilerlemeyle pek çok ülkeye örnek teşkil etmiştir. Bu olumlu gelişmelerden nasibini alan Kore Sineması sansüre yönelik yasalardan nispeten arınarak yeni yapımlarla yoluna devam etmiştir. Ancak eskisine kıyasla yeni yapımlarda konular oldukça çeşitli olur. Bu çeşitlilik dünya sinema endüstrisinin gözlerini Kore Sineması'na çevirmesine sebep olur. Dünya çapında festival ve organizasyonlarda boy gösteren yapımlarıyla yurtdışı satışlar yapmaya başlayan Güney Kore Sinemasının alıcılardan biri de Türkiye'dir. Öncelikle Güney Kore dizi uyarlamaları ile başlayan sektörel ilişkiler zamanla Güney Kore sinemasına yönelir. 'Evim Sensin', 'Mazisi Olmayan Adam', 'Sadece Sen', 'Aşk Mektubu' gibi uyarlama yapımlar bu yeni temas döneminin ürünleri olur.

Ülkenin bu kısa tarihi geçmişini göz önüne aldığımızda Türkiye ile benzer yanları bulunduğu dikkat çeker. Nitekim yazımıza konu olan film Türkiye'deki 80 darbesi dönemine uyarlanmasıyla bu husus daha anlaşılır olmaktadır. Senaryo hakları satın alınarak yeniden üretilen 2013 yapımı 'Miracle in Cell No. 7' ülkemize göre yorumlanarak 2019 yılında '7. Koğuştaki Mucize' adıyla gösterime girdi. Bir baba-kız hikâyesini konu alan bu iki filmde engelli babanın işlemediği bir suçla yargılanmasını ve buna bağlı olayları içeriyor. Senaryodaki temel anlatı bu iken Güney Kore ve Türkiye; kendi tarihi, siyasi ve kültürel varlıkları senaryoya yansıtarak filmi ait olduğu ülkeye özgü kılmakta yani onu öznelleştirmekte. Bu öznelleştirmeye olanak sağlayan; kimi zaman giyim kuşam, kimi zaman yeme içme, kimi zaman da din ve inanca yönelik farklılıklardır. Hal böyle olunca 'yerelleştirmeler' ön plana çıkar. İşte tam burada yeniden çevrim devreye girerek bir bakıma bu farklılıkları yeni seyirci kitlesi için düzenlemektedir. Böylece de senaryo yeni üretimle farklı bir topluma yani biz Türk seyircisine hitap eder konuma getirilmiş olur. Bu nokta yazımız konusu iki filmdeki 'askeri güç' ve ona ait olan her şeyin ağırlığı söz konusu olduğundan hayli nettir. Çünkü her iki ülkenin yakın tarihi geçmişi benzerlik göstermektedir.

'Miracle in Cell No. 7' yani '7. Koğuştaki Mucize' düşük bütçeyle kayda alınmasına rağmen Güney Kore'nin en çok ilgi gören ve en fazla gişe geliri elde eden filmlerindendir. Filipinler ve Endonezya'da yeniden çevrilen film ülkemizde de yeniden çevrilerek dünyayı etkisi altına alan Covid19 salgınının öncesinde gösterme girmiştir. Şimdi her iki filmi; olay örgüsü, karakter, zaman ve mekân bağlamında ele alacağız.

Güney Kore ve Türkiye Versiyonu Hakkında Kısa Kısa

yedinci_kogustaki_mucize Filmin Güney Kore versiyonundaki ana karakterler; Lee Yong-gu adlı zihinsel engelli bir baba ile altı yaşındaki kızı Lee Ye-seung'dur. Zekâsı altı yaşındaki bir çocuğunkiyle eş değerde olan baba ile kızı kimseye muhtaç olmadan kıt kanaat geçinirken mutludurlar. Lee Ye-seung bir gün bir mağazanın vitrininde, üzerinde çizgi film karakteri 'Ay Savaşçısı' nın bulunduğu bir sırt çantası görür. Babasının maaşını aldığı gün mağazaya giden baba kız çantanın vitrindeki yerinde olmadığını görürler. Çünkü çanta az önce polis şefinin kızına satılmıştır. Baba-kız hayal kırıklığına uğramış halde çantanın kendilerine ait olmasını çok istediklerini anlatmaya çalışırlar polis şefine. Polis şefi onları dinlemez ve Lee Yong-gu'u darp eder.

Bir süre sonra polis şefinin kızı Lee Yong-gu'yu çalıştığı otoparkta gördüğünde çantanın aynısından satan başka bir mağaza olduğunu ve ona gösterebileceğini söyler. Bunu duyunca heyecanlanan Lee Yong-gu kızı takip etmeye başlar ve birbiri ardınca koşmaya başlarlar. Aniden kız kayar, düşer ve oracıkta ölür. Lee Yong-gu ilkyardımda bulunmaya çalışsa da bir görgü tanığı tarafından yanlış algılanarak cinayetle suçlanır. Polis şefinin davayı hızlıca sonuçlandırmak istemesi nedeniyle suçu kabul etmesi yönünde baskı yapılan baba tutuklanarak cezaevine gönderilir. Tek başına kalan Lee Ye-seung ise yetiştirme yurduna gider.

Lee Yong-gu bulunduğu cezaevinin 7 numaralı odasını farklı suçlardan hüküm giyen mahkumlarla paylaşır. Başlarda iyi gitmeyen hapishane günleri Lee Yong-gu'un oda liderinin hayatını kurtarmasıyla değişir. Bu iyiliğin ardından bir mahkumun çıkardığı yangında cezaevi müdürünün de hayatını kurtarınca etrafındakiler onun akli melekelerinin yerinde olmadığına ve suçsuzluğuna inanamaya başlar. Ceza almaması için yapılan birçok şeye rağmen baba, kızının doğum gününde idam edilir. Yıllar sonra avukat olan Lee Ye-seung, babasının dosyasının tekrar açılması için mücadele verir. Yeniden soruşturulması için mahkeme heyetini ikna ederek babasının suçsuzluğunu kanıtlar, ismini temize çıkartır. 'Geç gelen adalet adalet değildir' sözünü hatırlatan bu sonda Lee Ye-seung'a gökyüzüne uçurduğu balonla babasına veda eder.

Türkiye'ye uyarlanarak izleyicisiyle buluşan film tıpkı orijinali gibi başarılı olur. Ana hatlarıyla senaryoya bağlı kalının yapım çok izlenenler arasında hatırı sayılır bir yer edinir. Sonrasında Netflix'te de gösterilerek farklı ülke izleyicilerinin ilgisine de sunulur. Kaynak senaryosunun ülkemize uyarlanışındaki olay örgüsü, karakter, zaman ve mekân gibi temel unsurlardaki yerinde konumlandırmalar dikkat çeker. Örneğin karakter oluşumundaki en belirgin özellik yapımın orijinalinde baba-kızdan oluşan iki kişilik ailenin üç kişilik aileye dönüştürülmesidir.

Yerinde konumlandırmalara ve yerele uyarlama değişikliklerine karakter isimlerinden söz ederek başlayalım. Filmin başkarakteri Lee Yong-gu'un Türkiye uyarlamasında 'Mehmet Koyuncu' olur. Hatta yer yer 'Memo' olarak kısaltılmıştır. Mehmet, Türk askerinin anlatıcısı, ülkemizde erkek çocukları için en çok tercih edilen isimlerden biridir ve çok da sevilir. Soyadı olarak seçilen 'Koyuncu' ise onun meşguliyetini ima eder. Abartıdan uzak ortalama bir köylüdür Memo. Nenesinin 'Memoş' u hayatın içindedir. Geçimini sağlar. Temiz-saf karakterdeki Mehmet'in aklı bir çocuğunkine eştir. Lee Yong-gu, modern bir şehirdeki alışveriş merkezinin otoparkında çalışırken Memo kırsal yaşamın içinde bir çobandır.

Her iki yapımdaki çocuk karakterlerin yaşları ve eğitim hayatları benzer olup Lee Ye-seung'un adı 'Ova Koyuncu' olmuştur. Ova'ya göre daha yetişkin davranışlar sergileyen asıl karakter babasına yardım etmek için evin giderlerini hesaplamak, faturaları yatırma gibi işleri üstlenir. Yukarıda değindiğim gibi; hayatı devam ettirmek için gerekenleri yapan bir karakter ilave edilmiştir senaryoya. İki kişilik aile; Memo'nun babaannesi yani 'Nene' ile üç kişilik yapılmıştır. Nene, yaşı ve hayat tecrübesiyle evin idaresini sağlar, baba kızın arasında köprü olur. Nenenin senaryoda baskın bir yeri bulunmaz. Nitekim yapımın ortalarında tıpkı Ova'nın annesi Ayşe gibi 'melek olur'.

Evde durum buyken Lee Yong-gu'un cezaevinde karikatürize edilen oda arkadaşları nispeten eğlenceli karakterler olarak çıkar izleyicinin karşısına. Odanın lideri So Yang-ho, kaçakçılık suçlarından içeridedir. Shin Bong-shik yankesicidir. Choi Choon-ho dolandırıcıdır. Gösterişli Kang Man-beom zina suçundan içerdedir ve burada bir dip not iletelim ki bu suç 2015 Güney Kore yasalarında suç olmaktan çıkarılmıştır. "İhtiyar" lakaplı Seo ise adam yaralamıştır.

Yerli çevrimde; koğuşun karakterlerinin yeniden oluşturulduğunu görmekteyiz. Bu değişim senaryonun daha bizden bir hikâye gibi algılanmasına katkı sunmuştur. Örneğin koğuşun lideri 'Askorozlu' çok kez adam öldürse de Karadenizli şivesiyle bizden ve mert biridir. 'Hafız Dayı' ise inancın temsiliyetini üstlenir. Başındaki takkesi, elinde tespihi, dilinde Kur'an-ı Kerim'den açıklamalarla koğuşun yol göstericisidir. Tüm bunlara rağmen kutlama yapılacak anlarda arkadaşlarının yanındadır, ayrışmaz. 'Yusuf Ağa' ülkemizdeki toplumsal sorunlarından biri olan namus davalarının temsilcisidir ve kızını öldürmenin vicdani muhasebesini yansıtır beyaz cama. Diğer koğuş mahkumları arasında öne çıkan bu karakterler Anadolu panoramasını resmederler.

Cezaevinde otoriteyi temsil eden cezaevi müdürü, karakteri korunarak devşirilir. Cezaevi müdürü Nail Bey'i sanatsal yönü ön plana çıkartılmıştır ve Memo'nun infaz emrini sorgulayabilecek nitelikte donatılmıştır. Acımasız Kore polis şefi ise Sıkıyönetim Komutanı Yarbay Aydın olmuştur. Asıl senaryoda olmayan fakat ülkemizdeki yeniden çevrim senaryosuna ilave edilen iki karakter vardır ki bunlardan biri; askeri yönetimin temsilcisi Jandarma Yüzbaşı Faruk ile görgü şahidi kaçak askerdir.

Güney Kore versiyonunda film şimdiki zamanda yani 2013'de başlar. Yerli versiyonunda yıl 2004'tür. Ova'nın beyaz elbiseler içindeki görüntüsüyle başlayan yapım, TV'den duyulan anonsta; TBMM-Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idam cezasının kaldırıldığını söylenmektedir. Son idamın 1984 yılında uygulandığı da verilen bilgiler arasındadır. Bu bilgilerle kameralar Ova'nın yedi yaşındaki haline, bandosunda davul çaldığı 23 Nisan 1983 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesine çevrilir.

Sahnede zikredilen yıllar Türkiye için siyasi ve askeri açıdan sancılıdır. Ordunun ülke yönetimine el koyduğu 12 Eylül 1980 darbesi üzerinden henüz birkaç sene geçmiştir ve seçimler yaklaşmaktadır. Buradan askeri otoritenin ağırlığının toplum üzerinde sürmesi sebebiyle dönemin atmosferine uygun düzenlemeler yapıldığı görülür. Filmdeki en belirgin nesne, hikâyeye yön veren okul çantasıdır. Orijinal hikâyenin geçtiği zaman diliminde Kore'de çok bilinen 'Ay Savaşçısı-Sailor Moon' karakteri resimli çanta değişerek Türkiye'de o yıllarda çok ünlü olan televizyon karakteri 'Heidi' ye dönüşür.

Toplumlar arasında gündelik yaşam pratiklerinde farklılıklar olması doğaldır. Bunlar incelediğimiz her iki yapım özelindeki temel farkları oluşturmaktadır. Şehirde geçen orijinal filmdeki mekân dönüşerek Ege Denizi kıyılarında bir kırsal alan olur. Ana mekân dışındaki cezaevi, okul, mahkeme salonu ve ev gibi mekânlarda ülkemiz kültürüne özgü nesnel yerleştirmeler göze çarpar. Türk Bayrağı, Atatürk portresi, dönemin ünlülerinin posterleri ve büyük futbol takımlarının flamları gibi. Karakterlerin sivil hayattaki giyim kuşamlarıyla Kore versiyonundaki cezaevinin tek tip giyim kuşam başat olmak üzere; yeme içme, hediyeleşme, milli bayram kutlamaları, düğün merasimlerinde bu hususlar daha bariz olarak belirir. Bunu en çok Ege köy yaşantısının resmedildiği sahnelerde ve cezaevi koğuşunun duvarlarındaki objelerden anlayabilmekteyiz. Yerel semboller arasında Türk Halk ve Türk Sanat Müziği ezgileri de bulunur. Örneğin 'Yüzündür cihanı münevver eden' sözleriyle başlayan Dede Efendi'nin muhteşem eseri ben gibi Türk Sanat Müziği severleri bir anda yakalayarak peşi sıra sürükleyecektir.

Senaryo hakkında şunu söylemek mümkündür ki; kök hikâye olan engelli baba ve kızının adalet arayışı olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Temelde aynı kalan hikâyede küçük kızın ölüm şeklinin boğulmaya dönüştüğünü, aslı hikâyedeki cinsel suçlamanın ise tamamıyla anlatıdan çıkartıldığını görmekteyiz. Senaryoya ilave edilen görgü şahidi kaçak askerin üstlendiği fonksiyonla olay örgüsündeki temel değişim filmin sonunu da değiştirmiştir. Memo'nun suçsuzluğu kaçak görgü tanığı asker sayesinde kanıtlanır. Türk versiyonunda film mutlu sona erişir erişmesine de; masum kızını öldüren ve tahliyesine bir buçuk yıl kalan Yusuf Ağa'nı bir başka kız çocuğunun mutluluğu için yaptığı mutlu sonda en etkin noktadır. Ancak Kore versiyonunda resmi otoritenin acı intikamıyla sonlanır film.

Gerçek Hayat Hikâyesi Olan Güney Kore Senaryosu

Gerçek bir olaydan esinlenilen Güney Kore yapımı filmin gerçek hayattaki kahramanı şartlı tahliyeyle serbest kalıncaya kadar on beş yıl hapiste kalmıştır. Yetmiş yaşlarını sürdüğü 2005 'de başından geçen bu olay Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'nun önüne gelir. Otoriter ülke yönetiminin sebebiyet verdiği bu ve benzeri insan hakları ihlallerini araştıran komisyon sayesinde olay gün yüzüne çıkar. Sadece bu değil yaşanan kaotik sürecin hikâyeleri belirir birer birer. Böylece bir kez daha görürüz ki; baskı altında alınan ifadelerle şekillenen hayatlar yeryüzünün her yerindedir. Nitekim ülkemizde de 12 Eylül 1980 askeri darbesinde komutanların sıkıyönetimi altında gerçekleşen olaylar çok sayıdaki filme konu edilmiştir. Bunlardan ilk akla gelenler; 'Babam ve Oğlum', 'Beynelminel' ve 'Vizontele Tuuba' dır. Sadece film değildir akla gelenler. 'Çemberimde Gül Oya' ve 'Hatırla Sevgili' gibi dizleri de hatırlarız.

Yüzbaşı Faruk'un ölen kızın sıkı yönetim komutanı yarbay Aydın'ın kızı olduğunu koğuştakilere haykırdığı sahnede; 'Ölen kızın babası yarbay yani Allah!' demesi dikkate alındığında; kendi kızını öldürmenin pişmanlığını yaşayan babanın başka bir mahkum yerine idam sehpasına yürümesi 12 Eylül ün sıkıyönetim koşullarında ne kadar mümkündür bilinmez. Ancak şu var ki; izleyicinin kalbindeki terazide kendi kızını öldürülen birinin bir başka baba-kızın ilişkisine hayat vermek olarak nitelenebilecek fedakârlık örneği olarak ağır basması muhtemeldir.

Baba ve kızının sevgisini izlediğimiz filmde ortak bir sevgi dili bulunmakta. Örneğin, öğretmeniyle birlikte babasını ziyarete giden Ova, Memo'nun kimseyle görüştürülmeyeceğini öğrendiğinde hapishanenin etrafını dolaşır. Hem dolaşır hem de 'Lingo, Lingo!' diye seslenir Duvarların ardından kızının sesini duyan Memo: 'Şişeler!' şeklinde cevaplar. Bu diyalog baba kızın ezelden beri oynadığı bir oyunun parçasıdır. Arada yüksek ve kalın bir duvar, üzerinde de dikenli teller bulunmaktaysa da bu seslerin iletilmesine mani değildir. Böylece baba – kız iletişim kurmuş olur. Seven ve sevilen baba kız ilişkisinde yetişkin bedenindeki baba çocuk saflığıyla sever kızını. Nitekim Memo, hapishane müdürünün aracının bagajında gizlice dışarı çıkarıldığında aynı işletişim dili türü yine görünür olur.

Filmdeki baba-kız ilişkisine verilecek iki örnekten biri Yusuf Ağa'dır. Kaçak olarak koğuşa girdiğinde Ova'nın sürekli duvardaki bir noktaya bakan Yusuf Ağa'ya 'Ağaca mı bakıyorsun?' sorusuyla iç hesaplaşmasında bir yere ulaşamayan babayla kurulan bir diğer (bir bakıma) baba-kız iletişimi olur. Zira o lekeyi kızını gölgesine gömdüğü ağaca benzeten Yusuf Ağa bu iletişimin gecesinde ölmüş kızını ilk kez rüyasında görür. Bir diğeriyse; kızını kaybetmenin acısıyla başka bir çocuğun canını acıtan polis şefidir. Esasında filmde sadece bu üç baba değildir var olan. Diğer karakterlerden; koğuşun üç çocuklu ağası Aşkorozlu'nun Memo'yu gördükçe kendi babalığını sorgulaması, öğretmeninin Ova'ya babasından söz ederken; 'Hep çok iyi baktı bize' dedikten sonra 'Ama senin baban gibi bir kerecik sarılmadı bana' demesi gibi…

Sonuç

Günümüz sinemasında yeniden çevrim filmlerde birebir uyarlamalar yapılabilirken farklı teknikler de kullanılmakta. Asıl senaryoya kültürel yerleştirmeler yapılarak yeniden yorumlanması en çok başvurulan tekniklerdendir. Senaryoda bazı değişiklikler yapılması, farklı karakterler ilave edilmesi, mekân ve zamandaki değişikliklerdir bunlar. Yerli bir yapım gibi algılansa da esasında başka bir ülkeden ve kültürden uyarlanan filmlerden birini konu alan bu yazımda; Güney Kore kültüründe üretilen bir filmin Türk kültürüne uyarlamasına değindim.

Babasının davasını gündeme getiren bir evladın iade-i itibar hikâyesi olan asıl filmin siyasi sistem gölgesindeki senaryosu; dezavantajlı kişilerin mağduriyetlerini, insan haklarını, adalet mekanizmasını, baba kız ilişkisini, hukukun anlamını gözden geçirmeye iten her iki ülke yapımında bu temaların izlekleri mevcuttur. 'Miracle in Cell No 7' ve '7. Koğuştaki Mucize' filmleri arasında büyük değişiklikler olmamakla birlikle anlatı yapısında farklar; yeni karakterler, diyaloglar, metaforlar, imgeler ve duygular olmuştur.

Her iki filmin senaryosunda; kırın saflığı ile şehrin kirlenmişliği, asker ve sivil çatışması, yetki tartışmaları, cezaevi ve dışının adalet kuralları izleyicinin vicdanını işaret eder. Koyunlarına bile Rıza, Hasan gibi insan isimlerini veren Memo'daki saflık ve temizlik izleyicide kendisini armaya teşvik eder derecededir. Senaryoda doğruluğa inan masajların aracısıdır Memo. Heidi'li çantayı satan Osman Emmi'nin çantayı veresiye alması ısrarına 'Olmaz' diyen ve daima doğruyu söyleyen Memo. Hem diliyle hem duygularıyla hem de bedeniyle doğruyu söyleyen Memo. Ova'nın öğretmeninin 'Doğru söyleyene herkes inanır' demesidir Memo. Hapse girdiğinde kendisini dövenlere iyilik yapmaya devam eden Memo kötülüğe kötülükle cevap vermeyerek gönülleri fetheder. Mahkumlardan birinin 'Sevmek, biri için ölmek değil, her şeye rağmen yaşayabilmekmiş!' cümlesinin öznesidir. Bir zamanların çok izlenen dizisi Kurtlat Vadisi'nin 'Ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım' repliğini hatırlatsa da aslında filmin özetidir.

Hücre 7 Mucizesi
Orijinal adı: 7-beon-bang-ui seon-mul
İngilizce adı: Miracle in Cell No. 7
Yönetmen: Hwan-kyung Lee
Senarist: Hwan-kyung Lee, Yoo Yeong-ah, Hwang-seong Kim
Oyuncular: Ryu Seung-ryong, Kal So-won, Oh Dal-su
Yapım Yılı: 2013
Süre: 127 dk


7. Koğuştaki Mucize
Yönetmen: Mehmet Ada Öztekin
Öykü: Lee Hwan-kyung
Senarist: Kubilay Tat, Özge Efendioğlu
Oyuncular: Aras Bulut İynemli, Nisa Sofiya Aksongur, Celile Toyon, İlker Aksum
Yapım Yılı: 2019
Süre: 132 dk


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 24.06.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 10.06.2024 13:27
201
Yorumlar
  • Sabri Ünal 2024.06.26 23:35

    Filmi izlemiştim fakat sonundaki inceliği kaçırmışım. Filmin sonunda saf karakterin idam edildiğini değil de kurtulduğunu ve kızın babasını hapisten çıkarmak için uğraştığını zannediyordum. Adalet konusuna ve suç ve adalet arayışında "pardon" konusunun dönülmezliğine dair güzel bir anlatıydı. Elbette Ay Savaşçısı göndermeleri de unutulmamalı.

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 100 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi