Kadınlar Ve Cadılar, Düşünce, Mustafa BUĞAZ

Kadınlar Ve Cadılar yazısını ve Mustafa BUĞAZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Kadınlar Ve Cadılar

07.11.2022 09:00 - Mustafa BUĞAZ
Kadınlar Ve Cadılar

''Kadın gördüğünde dur ve düşün; O bir şeytan olabilir.'' (Papa II. Pius)

Giriş

Çocukluğumuzda cadı denince, uzun düz saçlı, çok sivri burunlu, uzun zayıf parmaklı yaşlı bir kadın canlanırdı hayal dünyamızda. Sivri dişleriyle, büyük ağzıyla, uzun parmaklarıyla, sivri uçlu, siyah bir fötr şapkasıyla, vahşi görünümlü bir kedinin eşliğinde uzun bir süpürgeye biner gökyüzüne uçardı. Görünüşü ve gülüşü ürkütücü bu kadın imajının yarattığı korkuyla geceleri karanlıktan çok korkar, tek başımıza sokağa çıkamazdık. Çizgi filmlerde karşımıza çıkan kötü imajın arkasında büyük bir trajedinin yattığını yıllar sonra okuduğum bir kitapta daha iyi idrak edecektim.

Orta Çağ'da bir kısım kadınların cadı olarak yakıldığını okuduğumda çok şaşırmıştım. İnsanoğlunun nasıl böyle bir katliama girişebileceğini ve sağduyudan bu kadar uzaklaşabileceğini anlayamamıştım. Fakat Orta Çağ tarihini okuduğumda kafamdaki birçok soru aydınlığa kavuştu. Prof. Dr. Pınar Ülgen'in yazmış olduğu ''Kadınlar ve Cadılar" isimli kitabı belki de bu alanda yazılmış en güzel kitaplardan biridir. Çünkü hem çarpıcı bilgiler veriyor hem de akıcı ve anlaşılır bir dille insanları sıkmadan böylesine ciddi bir konuyu kolaylıkla anlatabiliyor. Peki, nasıl oldu da kadınlar bir anda cadılıkla suçlanarak Kilisenin dolayısıyla engizisyonun hedef tahtası haline geldiler?

CADI: Şeytanla İşbirliği Yapan Büyücü

Cadı kavramı ilk defa Orta Çağ'da ortaya çıkmış değildir. Antik Çağ'a kadar uzanan bir geçmişi vardır. Yalnız Antik Çağ'da cadılar daha çok kâhin veya büyücülerle özdeşleştirilirdi. Olumsuz anlam taşımıyorlardı. Çünkü eski Yunan'da büyücüler, şifa dağıtan ve insanların müşküllerini çözen gayet iyi niyetli ve iyiliksever insanlar olarak bilinirdi. Özellikle bitkilerden ve sudan şifalı ilaçlar yaparlar, kadınların sağlıklı doğum yapmasını sağlar, insanlara zenginlik ve refah getirirlerdi. Gelecekten haber verir, insanlara yön gösterirdi. Hayırseverdiler ve toplumda saygın bir yerleri vardı.

Orta Çağ'ın 1350'li yıllarında cadı algısında bir değişme yaşanır. Şehirleşmenin artması ve her yeri kasıp kavuran kara vebanın ortaya çıkmasıyla beraber Kilisenin endişeleri daha da şiddetlenir. Böylece Kilisenin dikkatleri cadılar üzerine yoğunlaşmaya başlar. Çünkü bu kadar büyük bir felaketin ortaya çıkması sebepsiz olamazdı. Bu düpedüz Tanrının insanlara gönderdiği bir lanetti. Fakat bu laneti hak edecek ne yapmıştı Avrupalılar? İşte bu noktadan sonra Kilise bir günah keçisi aramaya başladı. 16. yüzyıla gelindiğinde cadılığın şeytanla ilişkilendirilmesiyle beraber cadılık olumsuz bir anlam taşımaya başladı:

''On altıncı yüzyıla gelindiğinde ise bu tür doğa üstü gücün, ona mutlak itaat etmeleri karşılığında kadınlara bahşeden şeytandan geldiğine dair yeni bir inanca sahip olmaya başladılar.'' (sf-20)

Cadı, kendini şeytana hizmet etmeye adayan kişiydi artık. Orta Çağ'daki cadıların imajı aşağı yukarı, çirkin, yaşlı, kırışık yüzlü, kamburu çıkmış veya dişleri dökülmüş titrek kollarıyla ve bacakları ile yürüyen bir kadın profili oldu. Üstüne üstlük çocukları öldüren, insan eti yiyen, salgın hastalıklar yayan, insanları büyü yoluyla hayvanlara dönüştüren, yine büyü yoluyla yağmur yağmasını engelleyerek ülkeye kıtlık getiren bir canavar algısı da eklendi bu kötü imaja: ''Yaygın anlamıyla cadı, çocukları öldüren, insan eti yiyen ve geceleri geziye çıkan dişi bir hayalettir. Ancak bu kelimeleri kapsayan hayalet, sihir veya büyü yapan olağandışı varlıkları kapsamasa da insana benzeyen bir varlık oluşu da dikkat çeken bir özelliğidir.'' (sf-25) Bunların yanı sıra bu büyücülerin ruhlarının bedenlerinden ayrılması sonrasında süpürge ile uçarak toplantılara (şabbat) gittikleri yerlerde buldukları sopa, balta, orak ve diğer bazı nesnelerle birbirleri le bağırıp ağlaştıkları ve ardından evlerine tekrar uçarak geri dönüp derin bir uykuya daldıkları söylenir.

Orta Çağ'da cadılar üzerine yazılan önemli bir kaynak kitap olan Mallevs Maleficarvm (Malleus Maleficarum) göre cadılar, karanlığın tanımıydılar. Gecenin kraliçeleri idiler. Tanrı onlara güç verdiği zaman, dünyevi olan her şeyi kontrol altına alabilirlerdi. Ve onlar, büyü ile herhangi bir bağlantısı olmayan bağımsız olan bilgiyi de açığa çıkarabilirlerdi.

İşkence Yöntemleri

Engizisyon kadınların cadı olduğunu ispatlamak için çok ağır işkence yöntemlerine başvurdu. Ne de olsa suçlu suçunu itiraf etmeliydi. Ve Kilise babaları büyük bir vebalden kurtulmalıydı. Büyük işkenceler altında zaten kadınların itiraflarda bulunması gayet doğaldı. Çünkü acıyı sona erdirme umuduyla yargının duymak istediği şeyleri söylerdi:

''Burada en çok uygulanan işkence yöntemleri arasında ayaklara darbe uygulanması ya da parmakların çekiçle ezilmesi yanında cinsel içerikli işkencelerden olan kerpeten, pense ya da göğüs pençesi gibi aletlerle göğüs uçlarının kesilmesi, ağız rektumu denilen ve ağız sonuna kadar açılarak ağzın içini parçalayan bir alet kullanılması gibi işkenceler bulunmaktaydı. Bunun yanında kurbana huni yardımıyla su içirilmesi diye bahsedilen su işkencesi de en çok uygulanan metotlardan biriydi.'' (Sf- 52)

İşkence aşamasında en acı verici olan son safhada inanılan psikolojik realiteye varabilmek için derinin soyulması zorunluydu. Bunun sebebi ruhun bedenle ilişkisinin zalimler ve cadılar tarafından paylaşılan bir anlayışın parçası olduğuna inanılmaktaydı. Sorgulamanın yetersiz kaldığı zamanlarda ise bir kişinin cadı olup olmadığını anlamak için bazı testler yapılırdı. Bunlar:

Su Testi: Cadılıkla suçlanan kadın üzerine kaynar su dökülürdü, yaralar çabuk iyileşirse zanlı suçsuz, geç iyileşirse cadı demekti. Bazen ırmak ve dereye atılır eğer su yüzüne tekrar çıkarsa cadı olduğu anlamına gelirdi.

Ateş Testi: Ateşe atılan bir nesneye dokunması istenir, açılan yaralar tez iyileşirse kadın masum sayılırdı.

İğne Testi: Kadının vücudundaki benler, siğiller, lekeler… vb işaretler cadılık alameti olarak kabul edilirdi. Buralara iğne batırıldığında zanlı acı hissediyorsa masum hissetmiyorsa cadı olarak kabul edilirdi.

Gözyaşı Testi: Cadıların ağlamadığına inanılırdı. İşkence sonucunda kadın ağlamazsa cadı olarak kabul edilirdi.

Kantar Testi: Kantar üzerine koyulan ağırlığa denk gelmeyen zanlı cadı sayılırdı.

Tabut Testi: Suçlu olduğu düşünülen kişi kendi büyüsüyle öldürdüğü düşünülen bir cesede dokunduğunda bir değişiklik olursa cadı sayılırdı.

Yüzdürme Testi: Kıyafetleri çıkarılıp nehre atılan zanlı batmazsa suçlu, boğulursa suçsuz kabul edilirdi.

Suçlamaların Dini Kökenleri

Bu dönemde cadı avının kadınlara yönelmesindeki en önemli etken de Orta Çağ'daki kadın algısını yaratan paradigmalardır. Erken Orta Çağlarda kadınlar, uğursuzluk kaynağı, doğaüstü güçlerle kurdukları etkileşim yüzünden doğal afetlerin tetikleyicisi, depremler, hayvan ölümleri, kıtlık, açlık ve hastalıkların dolaylı nedenlerinden biri olarak görülürlerdi. Bu felaketler için ne zaman günah keçisi aransa kadınlara yapılan suçlamalar anında işleme konulurdu. Genel anlamda cadıların ve bu konuyla ilgili davaların engizisyonun temel odak noktası haline gelmesi için gerekli zemini hazırlayan unsurlar, İncil ve Tevrat'ta kadınlarla ilgili olan bölümlerdir aslında. Cadı avının başlamasında sadece dini kaynaklı unsurlar yoktu. Aynı zamanda sosyal karmaşa, kimlik çatışmaları, ekonomik krizler, bilge kadınların -ki bunlara sıklıkla ''Weise Frauen''denilirdi- yok edilmek istenmesi, korku teorileri ve her türlü felakete bir suçlu bulma çabası gibi faktörler vardı.

İşte kutsal kitaplarda bulunan bu tarz suçlamalara dayanak oluşturabilecek ayetlerden bazıları şunlardır:

Korintoslular 2-11: Ama yılan Havva'yı nasıl kurnazlıkla kandırdıysa, sizin anlayışınızın da Mesih'e içten ve suçsuz bağlılıktan saptırılmasından korkuyorum. (sf-89)

Timiteos 2-13/14: Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. (89)

Levliler 18/23: Bir hayvanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kendini kirletmiş olursun. Kadınlar cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşmayacak. Sapıklıktır bu. 18/29 Kim bu iğrençliklerden birini yaparsa halkın arasından atılacaktır.'' (Kadınlar hayvan görünümlü şeytanlarla birlikte olduğu için yok edilmesine dayanak sunulan ayet) (sf-90)

Mısırdan Çıkış 22/18: ''Büyücü kadını yaşatmayacaksınız.'' (Sf-90)

Levliler 20/27: Cincilik yapan ve ruh çağıran ister erkek olsun ister kadın olsun kesinlikle öldürülecektir. Onları taşlayacaksınız. Ölümlerinden kendileri sorumludur. (sf-90)

Tesniye 18/10: Büyücüler (sorcerers) ve sihirbazlar (wizards) toplum dışı bırakılır. (sf-90)

Kutsal kitaplara ve ayetlere bakacak olursak kadınların günah işlemeye erkeklerden daha yatkın olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. O yüzden kadın-cadı-şeytan üçgeninin oluşumunda büyük öneme sahip oldukları söylenebilir.

Sonuç

Orta Çağ'da kadınların cadı olarak hedef alınma sebeplerini kısaca özetlersek: Kadınların büyücülükle erkeklere oranla daha fazla ilgilenmeleri, doğa üstü güçlere sahip oldukları için şeytanla iş birliği yaptıklarına dair inancın yaygınlık kazanması, dini inançların kadınları günaha daha yatkın bir doğaya sahip olarak görmeleri, Ortaç Çağ'da ortaya çıkan sosyal buhran ve heretik (sapkın) akımların kilisenin otorite kaybetmeye başlamasına sebep olmaları, bu yüzden kilisenin otoritesini tekrar kurmak için günah keçisi olarak kadınlara yönelmeleri gibi etkenler etkili olmuştur diyebiliriz.


Kadınlar ve Cadılar
Pınar Ülgen
Yeditepe Yayınları
İstanbul 2022
224 sayfa


Yazar: Mustafa BUĞAZ - Yayın Tarihi: 07.11.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 30.01.2023 16:53
1092

Mustafa BUĞAZ Hakkında

Mustafa BUĞAZ

Hakikatin peşinde koşan, münzevi, mütecessis bir fikir işçisiyim.

Mustafa BUĞAZ ismine kayıtlı 30 yazı bulunmaktadır.

Twitter