Günümüzün Anlatıcıları: Metin Nart İle Konuştuk, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Metin Nart İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyab

Günümüzün Anlatıcıları: Metin Nart İle Konuştuk

04.08.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Metin Nart İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

"İnsanın varlığını sorgulaması," falan diye başlarsam yeni Zeitgeist'in okurları tarafından tiye alınacağımı biliyorum. Doğrusu hikâyenin doğrusunu anlatmak. Merhum Kemal Koton'un, "Hatıralar gerçekte yaşadıkların değil, uydurduklarındır," özdeyişini okuyunca, üzerinde biraz düşünüp merhumu haklı buldum ve karar verdim uydurmaya. Uydurduklarım mı yaşadıklarım, hatıralarım mı yazdıklarım karman çorman oldu. İşte bu güzel karmaşa meğer yazarak yaşanıyormuş.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

İnsanın arkaik yanı metafizikle işgal edilmiştir ancak modern insan ise metafiziği işgal etmiştir. Her çağda var olan ve belki de olmaya devam edecek olan metafizik ebedi ise, anlatının kendisi edebi olacaktır. Kutsal yanı mı? Bilmem zira kutsallık oldukça öznel bir kavram.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Kastedilen edebiyat türleriyse türlerarasılık hem kurguyu çarpıcı kılmak hem de duygu paylaşımında ortak zemin oluşturmak üzre şiir, öykü, roman iç içedir. Çünkü yazar tüm edebiyat türleriyle haşır neşirdir. Diğer sanat dallarıyla dahi ifade teknikleri açısından yine ortaklıklar geliştirildi. Mesela resim sanatının dış dünyayı ifade etmek için girdabına girdiği empresyonist, sürrealist gibi akımların fırça ve renklerle yarattığını, yazar sözcüklerle yarattı. Ressamın kendi gerçekliği için gördüklerinde yaptığı deformasyonu yazar sözcüklerle oluşturduğu metaforlarla yaptı.

Modernist edebiyat pozitivist açılımlarla ne kadar hemhal olsa da dönemin ortalarından itibaren postmodernist söylem de gelişmeye başladı. Postmodernist açılım modernist olana tepkiden doğsa da onun içinden çıkmadır. Dolayısıyla bir şablona ihtiyaç yok zira postmodernistler modernistlerin de klasiklerin de imkânlarını kullanırlar.

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Pek göründüğüm söylenemez. Göstermek isterlerse itirazım olmaz. Allah onların eksikliğini göstermesin çünkü edebiyat dergileri edebiyat dedikodularının en lezzetli kaynağıdır. Dedikodu olmadan edebiyat olmaz.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Evet, alıyorum. Bir başkasını değil, bilinçli yarattığım alterlerimi. Dolayısıyla muhatabım kendim gibi görünsem de değilim zira kendimi hiç muhatap almam. ????

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmazsanız ne olur?

1

Benim açımdan yazmasam sorun olmazdı, sadece okur olurdum ki konforlu olan da budur. Fakat alterlerim küserdi. Hem uydurduklarım mı yaşadıklarım, hatıralarım mı yazdıklarımın karmaşası mutlu ediyor beni. Gördüklerimin göreceklerimi çoktan geçtiği bu yaşımda kendimi mutluluktan neden mahrum edeyim ki?

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Radikal seküler bakışın hâkim olduğu modernist edebiyat döneminde, bir dini kavram olarak kadere dudak büküldü ancak Postmodernist edebiyatla birlikte, pozitivizmin düşünsel hayatta sesi kısıldığı için, Kelebek Etkisi, Karma vb. gibi metafizik kavramlar popüler hale geldi ve gerçeğin, özneldir bu, diye binbir hali yaratıldı. Böyle bir deneyimim olmadı ama her kurmaca kahramanın başına gelebilir. Merhum Kemal Koton şöyle derdi: Sömenli mi ankesörlü mü, hiçbirimiz bilemeyiz.

Öykücüler, romancılar genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Öykücüler ve romancılar diye kategorik yaklaşmıyorum aslında. Biri diğerinin varlık sebebi değil aksine dikotomik bir bütünlük içinde birbirini destekliyorlar sizin de buyurduğunuz gibi. Ama pratikte öykücüler-romancılar diye de bir ayrıksı duruş var. Bence bir misnomer. Sorunuza dönersem, çağdaşlarımdan Hakan Sarıpolat'la bilek güreştirip aramıza Çilem Dilber'i de alıp, bir parti 3-5-8 çevirmek isterdim.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Hikâye ile öykü elbette farklı türler değil. Hikâyeler vardı. 1935'ten sonra bu metinlere öykü de denmeye başlandı. Yani yeni bir adlandırma. Bir kavram karmaşası, kafa karışıklığı doğdu aslında. İçinde bulunduğum İshak Edebiyat oluşumunun konuyu nasıl değerlendirdiğini söylersem kendi durduğum yeri de belirlemiş olacağım. Edebi türün adını Öykü olarak düşünüyor İshak Edebiyat grup üyeleri. Hikâye kavramı da heba olmasın diye, romanın da öykünün de vardır bir hikâyesi diyorlar. Ben de ikna oldum. Zamanla, yaşayan dil neye karar verecek göreceğiz. O ne eylerse güzel eyler.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

İyi bir öykü okuru olmadığımı iddia eden varsa alnını karışlarım.

Dergilere dargın değilim, elbette takip ederim nefesim yettiğince.

O kadar çok yeni kitap çıkıyor ki, İshak Edebiyat grup üyeleriyle bir komün oluşturduk, hemen hemen her çıkan öykü kitabını alıyoruz. Komün kurun ama komün dışında yaşayın.

Zellenbur'un Sıradan Bir Günü, hariç her mihnet kabulümdür.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 04.08.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 03.08.2022 23:55
1026
Yorumlar
  • Resul Bulama 2022.08.04 10:58

    Değerli Metin Hocam keyifli okudum söyleşiyi. Karşılıklı sohbet ediyormuş gibi hissettim, üstelik Kemal Koton da vardı aramızda. Ona gösterdiğiniz vefa dikkat çekici :)

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Nasiruddin Tusi, 2020, Kaşif Çocuk Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları
Akşemseddin, 2021, Diyanet Vakfı Yayınları
Kudüs’e Yolculuk, 2022, Mecaz Çocuk Yayınları
Mutlu Dinozor Tontinosoruz, 2023, Tulu Kitap

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 87 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 7 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com