Körlük Üzerine Birkaç Değerlendirme, Edebiyat, Ülker GÜNDOĞDU

Körlük Üzerine Birkaç Değerlendirme yazısını ve Ülker GÜNDOĞDU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Körlük Üzerine Birkaç Değerlendirme

17.07.2023 09:00 - Ülker GÜNDOĞDU
Körlük Üzerine Birkaç Değerlendirme

Kitaphaber Okuma İstanbul Grubu Toplantısı, Jose Saramago'nun Körlük adlı eserinin değerlendirmesini gerçekleştirdi. Zengin görüşlerin hararetiyle kaosu irdeleyerek dolu dolu geçen toplantımız, ufuk açıcı kazanımlarla tamamlandı.

Jose Saramago, Körlük eserini kızı Violante'ye ithafen başlar. Sonrasında Nasihatler Kitabı'ndan "Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et." alıntısıyla düşünce açılımı yaparak esere etkili bir giriş yapma amacını: Körlük'ün Platon'un Devlet adlı esere atıfta bulunduğunu düşündürmektedir. Eseri bu açıdan da değerlendirmek Saramago'nun niyetini anlamamızda yararlı olacaktır.

Saramago, bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir şehrinde trafik lambasını bekleyen bir karakterin; beyaz ışık diye tanımlandığı körlüğe tutulur. O an süt beyazı bir ışık körlüğü salgın halinde tüm kente hâkim olmaktadır. Beyaz körlük olarak adlandırılan bu körlüğün nasıl bulaştığı anlaşılamamaktadır. Körlüğe tutulmamaktan kaçılamadığında kent karantinaya alınmaktadır. Saramago, kakotopya olarak nitelendirebileceğimiz bu eseriyle aslında ters ütopik bir toplum kurgular. Bu anlayışının anti tezini, distopik türün sınırlarında aktarmaktadır. Kurgulanan kent, otoriter bir toplum modelidir. Baskıcı bir sistem içinde yönetilir. Körlük salgınının yayılmasıyla kötüyü, karamsarlığı ve tüm olumsuzluğu kurgulayarak aktardığı kötü, hastalıklı ve anormal bir toplum üzerinden kaosu aktarmaktadır.

Körlük ve Saramago

Körlük eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü alan Jose Saramago, Portekiz'in Lizbon kentinde küçük bir köyde yoksul bir ailede doğar ve büyür. Kanarya Adaları'ndan Lanzarote adasında ölene dek yaşamını sürdürür. 1995'te noktalama işaretleri kullanmadan kaleme aldığı Körlük eseri ile 1998'de ödül alarak büyük başarı sağlar. Ben ödüllü eserleri okuma listeme ekleyerek okuduğum yıl 1999'du. Deneme, şiir gibi eserler ortaya koyar. Evrensel anlatım dilinde etkili ve farklıdır. Öğüt niteliği taşıdığı görüşlerinde, kendine özgün sitili, diyalogları düz yazı biçiminde ve noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmayarak eserlerini ortaya koymuştur.

Saramago, inanç ve yönetim sistemlerine olan eleştirilerini eserleri üzerinden sıra dışı kurgularla aktarmaktadır. Körlük eserinin karakterlerini sıfatlar kullanarak nitelemektedir. Aracında trafikte körlüğe tutulan karakteri: "ilk kör adam" diye niteler ve yedi kişiden oluşan başkarakterleri: "ilk kör adam, şehla çocuk, doktor, doktorun karısı, albay, koyu renkli gözlüklü genç kız, polis, taksi şoförü" karakteri tanımamızı ve olay örgüsünü takip etmemizi sağlamaktadır. Bu beyaz körlük içinde sadece gözü gören bir kadın bulunmakta ve görmeyen gözlere rehberlik etmektedir. Ancak hayatta kalma mücadelesi içinde o kadar kötü yaşam karelerini görür ki zaman zaman kendi gözlerinin de kör olmasını çok istemektedir. Doktorun karısı burada bir ve nevi umudu, cesareti, sabrı, iyiliği, sadakati simgelemektedir.

Dil ve Anlatım

Saramago'nun Körlük üzerinde noktalama işaretsiz kurduğu anlatım dili sade, akıcı, yıkıcı, yakıcı, zaman zaman anlatımı ile mide bulantısına bile neden olmaktadır. Diyaloglar sadece virgül ile ayrılmış ama birkaç sayfa okuduktan sonra zihin otomatik kontrolü sağlayarak kitabın sayfaları arasında kelimelerin gücüyle anlama kapılarak akıp gidiyorsunuz. Sözcük oyunlarına gerek duymayan sade ve derin bir anlatımla bu kadar vurucu bir kitap yazılması gerçek bir dehanın yeteneğini gerektirmektedir.


Yer ve Zaman

Kitaptaki olayların geçtiği yer belirsizdir; adı verilmemiştir. Bunun nedeni, evrensel konulu bir eser ortaya koymak isteğiyle bu ağır, korkulu, ahlâkî değerlerin çöktüğü ortamı herhangi bir mekândan soyutlamaktadır. Adı olmayan bir ülkenin, bilinmeyen bir şehrinde, bilinmeyen bir zamanında, arabasının içinde trafik ışığının yeşile dönmesi için bekleyen bir adamın ansızın kör olması ile başlayan bir roman bu. Şehirde yavaş yavaş yayılan ve sonrasında önü alınamayan bu bulaşıcı körleşme, karanlık içinde değil beyazlık içinde. Beyaz, sütbeyazı bir boşluk.


Durum

Saramago, insanın tek amacının bu beyaz körlük içinde ne pahasına olursa olsun hayatta kalma mücadelesini dikkat çekici şekilde içimize işleyerek aktarıyor. Ne pahasına olursa olsun derken yazar bunun içini; açlık, zorbalık, cinsellik, pislik, ahlak çöküntüsü, ölümler, sosyal statünün yok olması ve tecavüz ile doldurmaktadır. Kaotik bir dünya tasvir edilmektedir ki bu, insanın derinliklerinde bulunan karanlık yüzünü yansıtmaktadır. Bu karanlık yüzlerin ortaya çıkması ile insanlar artık tüm değer yargılarını kaybetmektedir.

Olay

Roman, Nasihatlar Kitabı'ndan alınan "Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et." sözleriyle başlamasındaki gaye; inkâr ve isyan, ümitsizlik, zina ve yalan, haram ve haksızlık, ihanet ve saygısızlık, hile ve büyü, kendini ve başkasını öldürmek üzerine kurulan yaşam döngüsünde iradeye olan körlüğümüzü görmemizi sağlamaktır. Yedi karakterin her biri yedi büyük günaha gösterilen iradenin işleyişini temsil etmektedir. Devleti insana benzeterek ortaya koyan Platon'un eserine Körlük eseriyle bir atıf yapmaktadır Saramago. Devletin ve insanın yönetiminin irade kontrolüyle en ideal yaşamın kurulması üzerinedir iki eserin ana fikri.

Yedi kişinin beyaz körlük içinde kalması ile başlayan ve sonrasında yayılan bu körlüğün kontrol altına alınabilmesi adına bu kişiler, eskiden akıl hastanesi olarak kullanılan bir bina içinde karantina altına alınmaktadır. Karantina gibi değil de aslında hapishaneye dönen bu yerde idare sadece anonslarla yapılarak kurallar okunmaktadır. Karantina bölgesi askeri bir disiplinle yönetilmektedir. Hastaneden yani hapishaneden dışarı çıkacak kişiler ölümle cezalandırılmaktadır. İlk başta her şey kontrol altında gibi görünse de içeride ve dışarıda hiçbir şey yolunda gitmemektedir.

Bu arada karantinaya alınan ilk grup, yaşamlarını kolaylaştıracak şekilde düzenlerini kurmaya çabalarken, iktidar tarafından alınan önlemler ve baskıcı politikalar körlüğün yayılmasını engelleyemediği gibi salgın da her geçen gün artmaktadır. Akıl hastanesinin tüm koğuşları dolar ve bu kaos içinde körler ülkesinde kısa sürede karmaşayla kaos başlamaktadır. Bu karmaşa, kamplaşmaların ve sonucunda yeni güç dengelerini oluşturmaktadır. İçeride çeteler kendi hükümdarlıklarını ilan etmekte gecikmeyerek diğer körleri acımasızca sömürmektedirler. Dışarıda da bu durumun daha büyük ölçeklisi yaşanmaktadır.

İnsanlık olarak ne yazık ki; körüz, hatta gören körleriz. Nelerin körlüğü içerisindeyiz; en başta umursamazlığın körlüğü içerisindeyiz. Bilgi körleriyiz ve ilgi körleriyiz. Sosyal yapıların hemen çökebileceği ve bunun karşısında anında ilkelleşildiği gerçeği ne kadar acı. İnsani değerlerin; açlığa yenik düştüğü apaçık. İktidarın elinde bulundurduğu güçle halkı ne ölçüde güçsüzleştirdiği anlaşılmakta. İktidara göre insanlığın, istatiksel bir veri olduğunu göstermektedir Körlük. Hal bu ki; biz diğer insanlar sayesinde insanız.

Sonuç Olarak

Dünyada yaşanan suç, sosyal adaletsizlik, cinsel istismar, haksızlık, açlık, bencilliğin; insanı nasıl kör ettiğinin anlatmaya çalışmaktadır. Romanda metaforik olarak işlenen "körlük" ile uygar insanın tüm coğrafyalarda zulmün devam etmesine dolaylı katkıda bulunmasını da anlatan Saramago, toplumda işlenen zulümlerde devletlerin ve bireylerin vicdani körlüğünün etkisi olduğunu düşündürmektedir. Ona göre, kilise metaforu; dini kurumların, tüm bu olumsuzluklar karşısında kılını kıpırdatmamasına yöneliktir. Zulüm yaşanmaması için daha etkin bir mücadele sergilemelidir. Romanda öne çıkan Doktorun karısı ise toplumu aydınlatan umudu ve cahillere rehberlik ederek güzel günlere eriştiren bilgedir. Bu karakter ile nihayetinde sağ kalan körler, karantinadan kendi çabaları ile kurtulur. Doktorun eşi, birkaç kişi ile birlikte evine gidip eski yaşamını ve kuralları hatırlamaya başlar ve yavaş yavaş her şey eski hâline döner. İlk kör olan kişiden başlayarak herkes aniden kör olduğu gibi aniden görmeye başlayarak eser son bulmaktadır. Bahsettiğim yedi karakter, zorlu mücadeleler sonrasında eski hayatlarını devam ettirdikleri evlerini ziyaret ederler. Doktorun karısı dışında, insanın perişanlık hallerini, en dipte nasıl olunur, kanıtlamaktadırlar. Kimse bilmez, kimse görmez. Bir de Görmek adlı eserinde vurguladığı gibi: Biz, biliriz ve görürüz. Gören gözleriz biz aslında.

Kitap Okuma Toplantısında Katılımcıların Yorumları

Necla Dursun

Benim kitap hakkında söyleyeceklerim şöyle olacak: "Körlük" distopik bir kitap. Görmek yetisini sonradan kaybedenlerin söylediklerine göre: "karanlığa gömülmek" olan körlüğün kitapta "süt denizinde yüzmek" olarak anlatılmasıyla büyülü gerçeklik türünün tozu serpilmiş de denilebilir. Apolitik olsa da sistemi düşünmeye, gözden geçirmeye ve ölçüp tartmaya sevk eden bir eser. Karakterlerin adının, olayın geçtiği ülkenin ve şehrin adının olmayışı okurun kendi dünyasıyla eşleştirmesine olanak sunuyor. İmlasız oluşu ise kitabın diğer önemli özelliği. Odakta bir yaşam mücadelesi varken insanın doğasındaki olağan dürtülere dikkatleri çeken ve temel ihtiyaçlarını karşılamak için neleri yapabileceğini sorgulatan etkisi var. "Sarı ışık yandı" cümlesiyle başlayan kitap yeşilden önce kırmızıdan sonraki anda yaşananları anlayacağına işaret ediyor gibi. Kitaptan bir cümle almak söz konusu olsa 286. Sayfadaki: "Kaybolmayın, kaybolmanıza izin vermeyin." olurdu.

Kader Gedik

Süremiz dolmadan ben de kısaca yazayım Ülker Hanım. "Körlük" insanda kötülüğün sınırının olmadığını gösteren bir eser oldu benim için. Tam bu kadar da olmaz dediğim noktada daha da kötüleşti her şey. Aslında "Körlük" her ne kadar distopik bir eser olsa da ülkece yaşadığımız afetler, sorunlar, sıkıntılar vs. Olunca, sürecin yanı başımızda her an yaşanmakta olduğunu gösterdi bana. Şartlar ne kadar zorlaşsa da insani kalabilmenin ne kadar önemli olduğunu bir de elbette. Bu açıdan eserdeki iki söz hafızamda hep kalacaktır. Birincisi "Tam anlamıyla insan gibi yaşayamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım. (s. 123)

İkincisi ki eser bu sözle başlıyor." Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et. " (Nasihatlar Kitabı)

Son olarak eklemek istediğim şey☺️ eserde virgül ve nokta hariç (hatta bazen onlar da yok☺️) bir noktalama işaretinin kullanılmaması beni başta çok rahatsız etse de sonradan alıştım. Kurguyu anlayınca noktalama işaretlerini kendinize göre belirliyorsunuz zaten. Ama yine de noktalama işaretlerinin kullanılmasını kendimce elzem görüyorum. Seviyorum onları: )

Nihal Reyhan

İçeriği dolu bir kitabın insana pek çok şey kattığını herkes bilir fakat donanımlı kişilerle aynı eseri okuyup üzerine hasbihal etmenin ufku ne denli açtığını yalnızca o ortamda bulunanlar bilebilir. Kitaphaber'in okuma grubuna şans eseri katılmıştım fakat ne kadar şansı olduğumu asıl toplantılara katıldıktan sonra anladım.

Güldane Sürgit "KÖRLÜK"

.....bütün bunlar için gören gözler bulunması gerektiğini unutuyoruz. Şu tabloyu görmek için de gören göz gerek,.... (syf.236) Körlükle tıkanan tümü insana bağımlı işleyişin felç olması ile birlikte kalplerinde körleşmesinin doğru orantılı ilerlemesi insanlık tarihine kara lekeler-tanıklar bırakmış. Yakın zamanların lekeleri Arjantin, Ruanda, Bosna; topraklarımızda ki Haçlı seferleri, Yunan vahşeti sebepleri her neyse tamamen körleşen toplulukların yaşattıklarını yaşayanların kurtuluşlarındaki, Jose Saramago'nun kalemiyle 'iliklerimizde hissettiğimiz' gördüğü halde görmeyen körlerle 'başlayan silsileler zincirinin tekerrür etmemesini dilerken velev ki bu kurguyu bizzat yaşarken zaten ölmüşüzle ölmeyi mi dilemek ya da sonuna kadar ıstıraplara dayanıp gerçek gören olma bahtiyarlığına mı erişmek; git gelini yaşatan kitabın, hiç yaşanmaması dileğiyle...

Jose Saramago

Körlük

Kırmızıkedi Yayınları

Çeviri: Işık Ergüden

331 sayfa


Yazar: Ülker GÜNDOĞDU - Yayın Tarihi: 17.07.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 16.07.2023 12:51
1095

Ülker GÜNDOĞDU Hakkında

Ülker GÜNDOĞDU

1977 yılının Ocak ayında Konya Ereğli’de dünyaya geldi.  Ereğli Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra iş hayatına; Ankara’da IBM Bilgisayar Satış Temsilcisi olarak atıldı. İstanbul’da kendi şirketlerini kurana dek çeşitli işlerde çalıştı. İstanbul’da yaşamakta. Kütüphanesini oluşturduğu yirmi üzeri alandaki, beş bini aşkın kitabının anlamını, canına okudu. 

Bilgisayar, dil, gitar, estetisyenlik alanlarında eğitimler aldı. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere yirmi şehri, kültürel gezme imkanı buldu. Kitaplara, yazmaya, tablolara, eski ve yeni objelere, tüm renklere ve dört sitil yüzmeye tutkun. “O kadar derinim ki” diyen okyanusu kıskanmakta.

18.08.2020 tarihinde Kitap Haber ailesine katıldı. Kitap Haber Kültür Sanat Editörü olarak biteviye yazmaya devam etmekte. Kitap Haber Dergisi, Yolcu Dergisi, Şehir ve Kültür Dergisi, Teferrüc Dergisi, Aydos Edebiyat Dergisi’nde yazdı ve yazmakta. İlk yazmaya amatör olarak bir roman ile başladı. Şu ana kadar bir roman, bir deneme, bir öykü, bir Kadıköy’ün Semtleri, iki değerlendirme dosyaları; en güzel haliyle gün yüzüne çıkmak için naçizane enikonu hazırlanmakta. 

1998’de evlendi. Bir oğul ve bir kız evladı var. Ailesi ve kitaplarıyla huzurlu bir yaşamın diğerkâm ve müptezel yolcusu. Bibliyomani değil sadece bir kitap daha okuyacak…

Ülker GÜNDOĞDU ismine kayıtlı 143 yazı bulunmaktadır.

Twitter Instagram LinkedIn Kişisel