Şairler Geçidi: Hayrettin Taylan ile Konuştuk, Söyleşi, Ethem ERDOĞAN

Şairler Geçidi: Hayrettin Taylan ile Konuştuk yazısını ve Ethem ERDOĞAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Şairler Geçidi: Hayrettin Taylan ile Konuştuk

13.09.2022 09:00 - Ethem ERDOĞAN
Şairler Geçidi: Hayrettin Taylan ile Konuştuk

Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
-Kendini arayan. Kendisiyle zaman zaman rastlaşan. Bu rastlaşma faslında doğuştan verilmiş özelliklerle cuzî lirizmle şiire, şuura şiar olan. Aynı zamanda kendi arayış mecrasında çağın sosyolojik arketiplerine karşı kelamların dirilişi için kalem direnişçiliği yapma savaşı yapan diriliş elçisi. Elazığlı, kendi doğusunu bilen Batı ve Batıl ile savaşını sürdüren edebiyat emekçisi.

Şiir yazma biçiminizi anlatır mısınız? Şiirin mutfağı sizde nasıldır?

Şiir, duygu, bilinç, sözcük, anlam, estetizm kaosudur. Şiir, içsel bir çıkartmadır. Duyumsamaların bilinçaltından ruha, kaleme, sözcüklerin dansıyla edebî bilincin diliyle çıkmasıdır. Bazen telkindir, içsel duyuların haremidir. Kendini aşmanın imgesel sihridir. Bazen bir dizeyle onlarca romancıyı, fikir yazılarını dize getirmektir şiir. Dizelerde kalabalıklaşmaktır, yalnızlığın dilinden kaçıştır. İmgesel, edebî limanlara sözsüz kayalar bırakmaktır, duyguların çarpmasına zemin hazırlamaktır. Yersizlikleri arındırmaktır, içsel bir arınmadır, ruhsal duruşu sızdırmaktır yaşama. Duygu külliyatıyla estetik ve poetik lirizmi yakalamaktır.
Şair, ruh, duygu dünyasında kendi su kuyusunu kazıp şiirsel sular çıkarandır. Suyun içinde duyguya su isteyen kişidir. Kendini bulma savaşında, bir başkasını bulandır. Özünü, ütülü sözcüklerle sunandır. Şair, kendi içyüzünü dünyanın vitrinine sunandır. Bilinçaltındaki besleniş kaynaklarını yadsılı zamanla estetik alana taşımaktır.

img-20220617-wa0005 Herkesi, aynı duyguda bırakandır. Bütün dünyaya sololarını söyleyen duygu şefidir şair. İçten bir yanışın inadını dizelerde coşturandır. İmgesel zenginliğin ağası, derin anlamların derin kuyucusu, felsefi temlerin tematik aynası, insan ama biraz daha eşit insandır şair. Yani hünerin dilsel, imgesel, duyusal sesidir şair. Güzel duyguların kliniklerini açıp içsel dünyamıza hekimlik yapmaktır.

Yıllarca bizi ısıtan güzel duyguların söz mimarıdır şair. Duygu iğnesiyle güzel yaşamlar dikip şık demlere bizi sunandır şair. Zekânın, dehanın, ince duyguları özelce bize sunan derinliğin iç sesidir. Dahası, kendisine verilen özel yetenekle, duygu külliyatını besleyendir, bu külliyatı sözcüklere giydirip estetik, tematik ve poetik devrim yapandır. Mutfağım bu kavramların içindedir. Şiir, en eski edebî türdür. Yazıdan önce, tüm sosyal bilimlerden önce vardı. Kaynaklarım, tarihsel sürecin tümünü kapsar. Ama en çok bin yıllık medeniyet, kültür, gelenek, inanç bağıyla bağlantılıdır. Geleneksel öz üstüne modern gerçeklikle kuruludur. Gen, genetik, medeniyet, kültür, çağ, zaman, medeniyet öncüleri, gelenek, din, Türkiye, İslâm coğrafyası gibi güçlü dinamiklerin üstüne kuruludur.

Günümüz şiirlerinin sorunları nelerdir? Çözüm ne olabilir? Şiirimizin bugünkü durumu hakkında neler dersiniz?
Cumhuriyet devri şiiri zayıf doğdu, zayıf devam etti. Büyük şiirler, büyük şairleri az olan bir devirdir.

Zayıf bir şiir medeniyeti üstüne güçlü şiirin inşası zor. Cumhuriyet devri şiiri, siyasî erkler ve sosyolojik kültler üstüne kuruldu. Şiir, "öz ve nesnedir." Şiir, lirizmin ötesidir. Siyasî kültür üstüne kurulu şiir başarılı olamaz. Şiirin tarihsel sürecinde böyle evrilme yok. Şiir, mitostan, logosa, lirizme evirildiği devirden itibaren üst lirizmin özüyle yazıldı. Şiirin ideolojik yanı, şiiri zayıflattı. Üç sağlam siyasi damardan beslenen şiir dar bir kıskacın içinde oldu. Diğer yandan, geleneksel şiirimiz çok güçlüydü. Divan şiirindeki saflaşma, poetik güç, tematik zirve, üst lirizmden uzak bir şiir gelişti. Edebi akımlar, siyasi tarzlar, savaş, sosyolojik birkaç olay şiirin alanını daralttı. Şiir, öz ve nesne olarak kıskaca alındı. Yenileşme adına atılan her şey yeniliğin sosyo-antropolojik sürecini tamamlamadığından yeni olarak kabul etmek doğru değildir. Yenileşmenin sosyo-antropolojik kronolojisini tamamlayan tatlandırıcı adlandırmalarla "Yeniciler"demek sözde kaldı. Tanzimat, Servet-i Fünûn gibi yeni şiir diye ad edilen dönemcikler de Türk şiirinin çöküşüne zemin hazırladı. İdeolog ile şairlik arasında bocalayan bir kitleden güçlü şiir çıkamazdı. Bu sorunun cevabı bir kitaba konudur. Kısa bir çözüm, üstadımız Sezai Karakoç gibi geleneksel şiir üstüne modern şiiri inşa etmekten geçer. Bunu da şiiri besleyen güçlü dinamiklerle yapabiliriz. Din, medeniyet, kültür, gelenek, şiirsel doku, sosyolojik arketipler gibi…

Dergi takip ediyor musunuz? Hangi dergilerde yazdınız/yazıyorsunuz? Dergilerdeki şiirler üzerine neler söylersiniz?

Dergiler, küçük sanat, edebiyat, kültür, algı, medeniyet vs. gibi devlettir. Her şair, bir şehirdir. Dergiler, edebî ocaktır. Birçok dergi sanatsal topraktır. Birçok şair, birçok şiir orada ürün verir. Yedi İklim, Hece, Dil ve Edebiyat, Ay Vakti, Bir Nokta, Aydos, Teferrüç, Gözlük, Asanatlar sıklıkla ürünlerimi yayımladığım dergilerdir. Dil ve Edebiyat dergisinin yayın yönetmeni Üzeyir İlbak ile tanışmak ve orada uzun yıllar yazmak bendimi aşan bir şeydi. Dergiler, şairin" olma" vatanıdır. Dergiler, şairin "bilme ve sevme ocağıdır. Dergiler, sanatsal pişme hamlığını aşıp ustalaşma yolculuğudur. Şehrengiz, Yedi İklim, Türk Edebiyatı ile başlayan yolculuğum, Dil ve Edebiyat, Ay Vakti, Yedi İklim, Hece, Bir Nokta ile devam etti. Her kesimdeki dergileri takip ediyorum. İyi bir şiir okuru, aynı zamanda şiir eleştirmeni olarak çok güçlü şiirlere rastlayamıyorum. Güzel şiirler var, fakat büyük şiirler çok nadir. Dahası, büyük şiir nedir bunun farkında mıyız? Su Kasidesi gibi şiirimiz yoksa büyük şair miyiz? Şiirin alanı çok derin. Şiir yazan herkese hürmetle. Bir dizesi olsa dahi saygı ve sevgi beslemeliyiz.

Piyasada meşhur edilmiş, fakat büyük şiir yazamayan bir sürü şair var. Cumhuriyet şiirindeki zayıflık dergilerimizde de devam ediyor. Kendini tekrar eden, şiirini geliştirmeyen, imgesel derinlik vermeyen kendince piyasası olup şairler borsasında olmaya devam eden şairlik ile ideolog kıskacında kalmış şairler yığını arasındayız. Büyük şiirden uzak fakat ara sıra güzel şiir yazanların çağındayız. Fakat bir kısım şair poetik ve teknik anlamda güçlü olmadığı halde şairler borsasında endeksi iyi olup kendini iyi pazarlayanlar var. Meşhur edilmiş bir borsa var. Şiirimiz bu yüzden dolar karşısında Türk Lirası gibi değer kaybetmeye devam ediyor.

img-20220617-wa0004

Hikâye / öykü türü günümüzün popüler edebiyat türleri arasında. Şiire ilginin az olduğunu düşünüyor musunuz? Evet, ise neden?

-Şiir, her devrin en önemli türüdür. Günümüzde roman türü revaçta bu doğru. Fakat şiir başat olmaya devam ediyor. Şiirin gücü hiçbir devirde zayıflamaz. Şiir, tüm sosyal bilimleri, hatta tüm edebî türleri besler. Durum hikâyesi, modern hikâye, küçürek hikâye şiirin ta kendisidir. Postmodernist, modernist romancıların kullandığı teknikler şiirseldir. İç çözümleme, bilinç akışı, iç monolog, üstkurmaca, betimleme vs gibi tekniklerin özü şiirdir. Şiir her yerdedir. Şiir her edebî türü besler. Şiir, zayıflamadı, tam aksine tüm türleri de kapsayarak büyüdü. Hikâyeci ve romancıların şiirsel dili bu yüzdendir.

Şiir sadece bireysel bir düşünüşün eseri mi yoksa toplumsal olay ve olgular da aynı oranda etkili midir?

-Fizyoloji, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, teoloji, felsefe, coğrafya, tarih gibi temel ilimler hem şiiri besler hem de şiirden beslenir. Şiirin bireysel yönü elbette var. Ancak, şairlere doğuştan verilen genomlar, ilham, yetenek, sezgiler, şairanelik, teolojik anlamda Rabbimizin verdiği özelliklerdir. Karakterimizin %60 bireysel ve sosyal çevrenin sonucudur. Bilinç, bilinçaltı, yaşadığımız çağ, kültür, medeniyet, sosyolojik olaylar, kültür, din gibi bir sürü dinamik şairi ve şiiri besler. Şiir, teolojik, psiko-biyolojik, sosyolojik, psikolojik edimlerin bireysel yetenek, birikimle tematik ve poetik alana kazandırılmasıdır. Şiiri besleyen onlarca büyük edim var. Hepsinin ortalamasıdır.

Şiiri ortaya çıkartan koşullara ek olarak neler söyleyebilirsiniz?

-Şair olunmaz, doğulur. Şairliğin sosyo-gen, psiko-biyolojik, sosyo-genetik bağı vardır. Yüce Allah, Kur'an'dan sonra ilahi mesajlarını; hassas kulları şairler, veliler, ermişler gibi toplumsal öncülere mülhem yoluyla ulaştırdı. Yani, şair vekildir. Hassas kullardandır. Onun genetik ve gen yapısındaki özel hassaslar rahmanidir. Herkes şair olmaz. Şairlik, doğuştan verilmiş özel ve hassas bir yetenektir. Bu yeteneğin Rahmani kısmı iki şekildedir, yetenek ve ilham. Yani, şairin kutsal bir bağı vardır. Bu kutsal damar olmadan da şair olunmaz. Yetenek ve ilham, sosyo-gen ve psiko-genetik yapının içindedir. Şair, kendi çağının sosyolojik olaylarıyla beslenir. Darbeler, savaşlar, sosyal ve kültürel olaylar, bireysel yaşantılar, etkilenişlere göre değişir. Şairin içinde bulunduğu duruş ve duruşma da önemlidir. Şairi besleyen her edim bilincini, bilinçaltını besler. Şiir, psiko-sosyolojik verilerin, beslenişlerin, etkilenişlerin, birikimlerin ürünüdür. Her şair, kendi çağının, kültürünün, medeniyetinin, inancının, bireysel dünyasının, birikimlerinin, sosyolojik ortalamasıdır. Her şair, yaşadığı çağın ve toplumun sosyolojik ortalamasıdır. Günlük aldığı veriler bireysel ve sosyal çevreye göre değişir, gelişir, dönüşür.

Şiir ve şuur arasında birbirini etkileyen ya da tetikleyen bir ilgiden söz edebilir miyiz? Toplumun akıbeti açısından şiiri değerlendirmek mümkün müdür?
-Şiir, tüm sosyal bilimleri etkileyen türdür. Şiirin retorik yönü vardır. Şiirin sosyolojik arketipleri vardır. Şiirin ruhsal doyumu vardır. Şiir, içimizi besler. İnsanın en önemli iki merkezi kalbi ve ruhudur. Şiir, bu iki merkezi çok iyi besler. Bu anlamda şiir ruhsal şuurun güneşidir. Şiir, Sezai Karakoç 'un sosyolojik arketipleri gibi temeller, duruşlar, duruşmaları da verir. Şiir, insanın iki önemli merkezini beslediği için büyük şiirler, insanı büyüler.

Şiirin metropol ya da taşra ile bağı nedir? "Büyük şiir büyük şehirlerde mi yazılır"?
-Şiirin temel edimleri bellidir. Şiiri çevreleyen onlarca edim var. Retorik, arketipler, metaforlar, metafizik, felsefe, din, kültür, gelenek, telmihler, menkıbeler, İslâm tarihi, çağ, yaşadığımız çevre, şehir, köy, gelenek, sözlü kültür… gibi uzayıp giden temeller var. Bu temellere sahip olan bu temellerle beslenen, bu temelleri yaşayan, kendini aşan, bulan, sanatsal bir duruşu olan biri için coğrafya sadece yaşadığı yerden ibarettir. Elbette medeniyet şehirleri, psiko-sosyolojik anlamda şairi besler. İstanbul beni çok besledi. Dergiler, sosyal etkinlikler, şair dostlar, kültürel merkezler, şehrin kendi kültür dinamiği, gibi birçok sosyolojik birikimi var. Ama her şeye rağmen yazmak, duruştur, direniştir, sanatsal diriliştir.

Şiirde kuşak kavramı üzerine değerlendirme yapmak ister misiniz? Bu konuda neler söylersiniz?

Cumhuriyet devri Türk şiirini, en iyi anlatan kavram kuşaktır. Kuşak, sosyolojik ve siyasî bir kavramdır. Kuşak kavramının psiko-edebî yanı da vardır."Kuşak"başlı başına birkaç kitabın meselesidir. Tanzimat'la başlayan şiirde "sorun"u olma olgusu, beraberinde kuşak ve kuşak sorunu doğurdu. "Kuşak" çağı, çağın sosyolojisini, ideolojisini, iktisadî bağını, sosyo-teknik akışını da verir. Bu temel dinamiklerle beraber, din, çağ, coğrafya, kültür, medeniyet, medeniyet öncüleri gibi birçok güçlü edimle edebî duruşunu bulur. 1990 ve 2000 ve sonrasındaki kuşağın poetikalarını oluşturma noktasında, kuşağın edebî sosyolojisi hassas olarak görülür. Edebiyat tarihçileri, şiir tarzlarından çok yeni devir şairleri yaşadıkları kuşaklara göre edebî anlayış izleklerini veriyor. Şairlerin edebî anlayışlarını tasnif etme sorunsalı farklı bir yazı konusu.2000 kuşağı şairleri demek sosyo-antropolojik, edebi-kronolojik ve sanatsal gerçeklik izleği açısından doğru değildir. Bir kuşağı, ya da edebî devri, edebî anlayışı bir kritere ya da birkaç kritere göre belirlemek sorunsal bir şey." Kuşak" demek yetmiyor, fakat edebiyat tarihçileri, eleştirmenleri, tatmin edici bir şey.

img-20220617-wa0003

Şiir eleştirisi var mı günümüzde? Bir şiir eleştirisi nasıl olmalıdır? Bu alanda dikkatinizi çeken isimler kimler?
-Şiir eleştirisi yapanlar var. Eleştiri mi değerlendirme mi bireysel saldırı mı bilmiyorum? En zor eleştiri şiir eleştirisidir. Şiiri eleştirisi yapmak zor iştir. Sanatsal olgunlaşma olmadan bunu yapmak zordur. Büyük şiirler yazan, çok iyi şiir okumaları yapan, şairlikte ustalaşıp olgunlaşan, Türk ve dünya şiirine hakim olan, şiirin teknik konularından hepsine hakim olan, eleştirdiği şairi her yönden tanıyan, şiir eleştiri tekniklerine hakim ve aynı zamanda kalemi güçlü birisi olmalıdır. Büyük şiir yazamayan biri, şiir eleştirisi yapamaz. Şiiri etkileyen tüm unsurları bilmeliyiz. Mitoloji, fizyoloji, arketipler, metafor, tarzlar, ekoller, felsefe, şiir tarihi, şiir psikolojisi, şiir sosyolojisi, gen, genetik bağ, din, kültür, medeniyet, retorik, poetika, imge, metafizik, mülhem, form, fantasma, Antropolojik uzlaşım, vs. gibi uzayıp giden şiirin edimleri var. Bütün bu edimlere hakim olmak, şairi iyi tanımak, şiirlerini iyi tahlil etmek bununla beraber eleştiri tekniklerini bilip klasik eleştiren öte yeni bir eleştiri anlayışıyla yapan büyük eleştirmen yok. Mehmet Kaplan gibi klasik şiir tahlilini aşmıyor. Şiir üstüne bir şey yazanlar azlığı da bu işin zor olduğunu zaten ele veriyor. İsimler vermiyorum. Şiirle ilgilenen herkesi takip ediyorum. Ayağı yere basan güzel metinler var. Fakat bazı şiir dergilerinde yeni yetme gençlerin şiir eleştirisi sosyolojisine uymayan "kusma yazıları" can sıkıcıdır. Akademik anlamda hava kalan yazılar, şiir eleştirisi değil, salt papağanlıktır. Bu ülkede yapılacak en zor şey şiir eleştirmenliğidir. Şiir eleştirisi nasıl yapılır anlatmak gerekir.

Şiir, kurucu bir unsur olarak geçmişten günümüze birçok toplumun duygu ve düşünce bütünlüğü içerisinde hareket etmesini sağlayan bir etkiye sahip tür. Bu bakımdan şiirin kurucu rolü üzerinden kültür ve medeniyet okumaları nasıl yapılabilir.
-Şiir, konuşma dili ve söyleşmeye yakındır. Şiirin retorik yönü her çağda yerini korumuştur. Şiir, en eski edebi türdür. Yazıdan önce var. Bu bağlamda tüm ilimleri besleyen başat türdür. Mitos, logos, lirizm üçgeninden her alanı kapsayan gücü vardır. Sosyolojik lirizm her zaman bireysel ve toplumsal etki sağlamıştır. Şarkılar, türküler, marşlar, maniler, ninniler, ağıtlar, destanlar, söyleşmeler gibi insanın her duygusunu besleyen bir merkezdir. Şiir, sosyolojik lirizmin güneşidir. Şiir, bireysel lirizmin doyumudur. Şiir, ruhu, yüreği besler. Şiir, kalbin zekasıyla oluşmuştur. Bu bağlamda şiir içsel durulanıştır. Geleneksel şiirlerin öncüleri üstünde medeniyet tarih, sosyolojik tarih okumaları yapılabiliriz Fuzuli, Karacaoğlan, Sümmani, Yunus Emre gibi medeniyet öncüler üstünde şiirin mistik, metafizik, dinsel, kültürel bağı üstünde okumalar yapmalıyız. Ya da bu gelenek üstünde modern şiiri inşa eden Sezai Karakoç gibi isimler üstünde okumalar mümkündür.

Şiirde usta-çırak ilişkisi bağlamında bu ilişkinin eğitim-etki/gölge riski üzerine neler düşünürsünüz?
-Metinlerarasılık, etkileniş, besleniş doğaldır. Şairler, kullî lirzmden beslenir. Allah'ın kullî lirizmden beslenene şairlerin yetenek, şairlik genleri, sezgi, duygulanış gibi kullî lirizm kaynak dışında birisinden etkilenmeleri doğaldır. Fakat usta-çıraklık sakattır. Son dönemdeki usta çıraklık, sosyolojik çeteye dönüştü. Usta-çıraktan ziyade, birilerinin kendisini usta modunda sokup birilerini şiir arenasına sokarak kendini usta olarak sunma savaşı var. Şiir geleneğimizde usta-çıraklık var. Taptuk Emre-Yunus Emre, halk ozanlarımız buna en güzel örnektir.

Günümüzde usta az olduğu için çırağın olmasının anlamı yok. Yani, kendine ustalık ego dağlarını oluşturma savaşı gibi çirkin bir mecraya dönüştü. Büyük şiirler yazamayanların etrafında toplanmış çakallara usta demek lükstür. Sosyolojik çetelerini oluşturup bir şair borsası kurmak usta-çıraklığa girmez. Sezai Karakoç, İsmet Özel gibi büyük şiirler yazmayanlar kendi çevresinde taşıdığı isimlerle ancak kendi ego borsasını kurar. Günümüzde maalesef böyle usta-çıraklar var. Ricamızdır, üstatlar gibi büyük poetik şiirler yazamayanlar çırak yetiştirmeyi de bıraksınlar. Zaten hava kirliliği, sosyolojik kirlilik yaşıyoruz. Bir de şiir ve şair kirliliği yaşamayalım.

Roman, hikâye/öykü yazarların birbirleriyle çekişmeleri pek gözlemlenen bir durum değilken şairlerin çekişmeleri, Türk edebiyatında en sık rastlanan bir durum olarak görülmektedir. Şiirin ve şairlerin çekişmeleri hakkında neler söylersiniz?
-Şairlik, tamamen iç lirizmdir. Şairi, yeteneğine rağmen, eseriyle esir alır kendini. Şiir, iç lirizmdir. Yaratıcı faaliyeti sürekli komplikasyonlar üretir. Şair, psiko-biyolojik yapısı genlerinden farklıdır. Şairlik gücünden çok onun bilinçaltından kaynaklanan yaratıcı dürtü, onu kaprisli karaktere sürükler.

Yaratıcı dürüstlük, inanç, asalet, sağlam duruş, bilgi birikimi, ustalaşma, olgunlaşma gibi temel edimler bu kaostan şairi arındırır. Bu, özerk bir komplekstir. Zihin, bilincin hiyerarşisi dışında kendi yaşamına sürüklenen ve onun kendince ayrılmış bir parçasıdır. İyi yönetilmeyen zihin, kendince ego zirveleri yaratır. Egoları olan şairler, çatışmayı sever, bu yüzden çoğu şair sürekli komplikasyonlar üretir. Sezai Karakoç, hayatıyla, şiiriyle, ölümüyle, ilmiyle, düşünürlüğüyle, modern ermişliğiyle bize örnek bir çizgi çizdi. Onu anlayan şairin bu tür hasta komplikasyonları olmaz.


Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 13.09.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 09.08.2022 23:59
1158

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 178 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.

Twitter Kitapyurdu.com