S. Çelebi yazdı: ‘Sıkıcı Cennet Hayatından Dünya Macerasına

S. Çelebi yazdı: ‘Sıkıcı Cennet Hayatından Dünya Macerasına Sürüklenişin Hikâyesi’

S. Çelebi yazdı: ‘Sıkıcı Cennet Hayatından Dünya Macerasına Sürüklenişin Hikâyesi’

24.06.2019 - Misafir Köşesi
S. Çelebi yazdı: ‘Sıkıcı Cennet Hayatından Dünya Macerasına Sürüklenişin Hikâyesi’

S. Çelebi Yazdı....

Şebnem İşigüzel'in hoş kapaklı akıcı başlangıçlı kitabı Gözyaşı Konağı...

‘1876 yılı baharında gayrimeşru bebeğimi doğurmak üzere evin erkeklerinden habersiz Büyükada’ya gönderildim’ diye başlıyor kitap.

Niyet ettim genelleme yapmamaya ve önyargısız olmaya diye başlıyorum ben de yazarın 17 yaşındaki kahramanına söylettiklerini okumaya.

Lâkin bu genç kızı okurken niyetimin gereksiz olduğuna karar veriyorum.

Yazar Türkiye’deki sol feminist kimliğin tüm karakteristik özelliklerini açıkça yerleştirmiş her bir sayfaya.

Belki de zaten olması gereken bu. Yazarlar ve okurlar, yönetici ve hukukçu olmadığına göre, tarafsız olma kaygısı gütmeleri hem gereksiz hem de zorlama oluyor.

Bu iç muhasebe sonrasında zoraki takındığım nesnel okuyucu gözlüğünü çıkartıp kuşanıyorum kalemimi ben de.

Çelişkili Klişeler

Klişe diye düşüyorum notumu hemen, kahramanın küçükken kardeşine, dine inanmadığını söylediğini bu yüzden de ilk dayağını yediğini ifade ettiği paragrafın yanına.

Küçükken camiye gitmiştim hoca beni dövdü bir daha önünden geçmedim hikâyesi...

Aynı dönemlerde cetvelle sıra dayağı yese de eğitim aşkından vazgeçmeyen aydınlarımızın, hile hurdanın cirit attığı ticaret dünyasından soğumayan iş adamlarımızın, torpillere, yalanlara, hilelere rağmen politikaya sırt çevirmeyen siyasetçilerimizin pek sevdiği bir klişedir bu.

Sevsinler naif ve kırılgan din algınızı, diyemiyorsunuz tabi, incinirler...

Kaldı ki olaylar yaşanırken 17 yaşında olan bu kızcağız, 1800’lerin Osmanlısında, okula gitmeyen, çay partileri ve alışveriş dışında sosyalleşmesi olmayan bir çocuk, nasıl bir mecrada inanmamak bahsi üzerine tefekkür edecek malzemeyi buldu? Bu da ayrı bir mevzu...

Aynı karakterimizin en büyük eleştirisi ise erkeklere tanınan özgürlüğün toplumda kadınlara tanınmıyor oluşu.

Delili ise, sırf meraktan ötürü, müstakbel eniştesi ile birlikteliği sonucu hamile kalmasına gösterilen bunca tepki...

Romanda dert edinilen şey; bir baldız ve eniştenin birlikteliğinin gayri ahlakiliği değil de, bu mevzudan ötürü kızın çevre tarafından hırpalanıyor olması.

Yazarın bakış açısı; erkek yapıyorsa kadın da yapsın iken benim bakış açım; kadının da yaptığı erkeğin de yaptığı günahtır, inanmıyorsa da ahlaksızlıktır.

Yazarın kahramanına bu merakı gidermek için seçtiği kişinin enişte olması savunmaya çalıştığı tezi zayıflatıyor.

Zira dini değerleri olmayan bir insan için bile kardeşinin nişanlısı ile birlikte olmak ahlaksızca bir tutumdur.

Dolayısıyla okuyucu gözünde, kadın erkek eşitliği söylemini gölgede bırakabilecek bir sorgulamaya zemin hazırlıyor bu seçim.

Diğer kocaman bir çelişki ve klişe... 17 yaşında bir kız nişanlanırsa mor fularlarımız, kızıl saçlarımız ve siyah tişörtlerimizle ‘Çocuk gelinlere hayır ‘ yürüyüşü yapmalıyız.

17 yaşında bir kız nikâhsız olarak sevgiliyse yaşarsa, birlikte olursa, ‘Yaşasın özgürlük.’

Hiçbir hukuki, dini ve toplumsal sözleşmeye bağlı olmayan bu birliktelikten ötürü erkek kadını mağdur ederse o zaman da ‘Kahrolsun erkekler'...

‘Küller Altında Yakın Tarih'

Aralara serpiştirilmiş Abdülhamit’in zalim olduğu yönündeki temellendirilmemiş eleştiriler de, ‘bunu da söyleyeyim içimde kalmasın’ tadı veriyor romanda. Abdülhamit’i eleştiren karakterlerin bir Fransız olmak için her şeylerini feda edebilecek dönem özentileri olması ve sefih hayatlarının yanıp bitip kül olması ise trajik bir ironi adeta.

Yazarın bir röportajında söylediği ‘Havva olmasa Adem hala o sıkıcı cennette olacaktı’ Cümlesindeki bakış açısı, kahramanını hayatının mahvolması pahasına yasak olanın cazibesine feda edişinin gerekçesidir belki de...

Hafif eski Türk filmleri hafif Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu esintileri hissettiğim bu ada öyküsünde sona gelince, Şebnem Hanım’dan müsaade istedim. Okuma teçhizatımı topladıktan sonra denize doğru yürümeye başladım yavaş yavaş.

Belki Şebnem Hanım’da eril bakış açısına sahip dini söylevlerin etkisinde kalmış muhafazakâr bir okur olduğumu, kendisini anlamadığımı düşündü ben gittikten sonra.

Ya da belki de zaten o da biliyor, anlamanın hak vermeyi beraberinde getirmek zorunda olmadığını.

Ve ne olursa olsun, bir kez daha edebiyatın, ayrı fikirlerden, ayrı coğrafyalardan ve bambaşka inançlardan insanları bir kalem ve kâğıt marifetiyle buluşturuşuna hayran kalarak yazı masasına dönmüştür, kim bilir...

Şebnem İşigüzel

Gözyaşı Konağı Ada 1876

İletişim Yayınları

2016

Misafir Köşesi - 24.06.2019

,

414

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan ya da talepleri üzerine daha önce yayınlanan yazıları misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin