Görüş: ❝Kitabın Değeri Düşer Mi?❞, Düşünce, Hayrettin DURMUŞ

Görüş: ❝Kitabın Değeri Düşer Mi?❞ yazısını ve Hayrettin DURMUŞ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Görüş: ❝Kitabın Değeri Düşer Mi?❞

14.02.2024 09:00 - Hayrettin DURMUŞ
Görüş: ❝Kitabın Değeri Düşer Mi?❞

Söz gönülden söylenir yürekte konaklardı. Kelimeler satıra değil, sadra yazılırdı. Kitap kıymetli, hürmete lâyıktı. "El aziz eller aziz, Kuran tutan el aziz" denmesi ondandı. Anna Masala'nın Türkiye'ye Aşk Mektuplarım kitabında bahsettiği anekdot ne kadar ilginç. Kuran satın almak isteyen Masala'ya yaşlı kitapçının "Kızım biz kitabımızı satmayız, hediyesi 20 lira (1980'li yılar) demesi latifeyle karışık kitaba verdiğimiz önemi anlatmıyor mu? Kitap önemini yitirir mi, değeri düşer mi? Taş altın kâseyi kırmakla ne kazanır ya da taş kırdı diye altın kâse gözden mi düşer?

Asil olan zarif olur. Bilge kişi nezaket sahibidir. Güzel koku hapsedilemez. Tıpkı çağların eskitemediği kitaplar gibi. Kıymetli olan sarılıp sarmalanmaz mı? Yeni doğan bebeğin kundağa sarılması, gözümüz gibi korunması neden acaba? Pazardan aldığımız sebze meyveyi poşetlerde taşırız da kuyumcudan alınan altını, pırlantayı çuha keselerde, özel kutularda muhafaza ederiz.

Çağımızda her şey var ama hiçbir şeyin kıymeti hakkıyla bilinmiyor. "Babamın Bavulu" ya da "Dedemin Sandığı" açılınca deri kaplamalı, şamua kâğıttan oluşan kitaplar nasıl gülümser yüzümüze. Onlardan içimize bir aydınlık yayılır. O ciltlere dokunmak, sayfaları koklamak ayrı bir huzur kaynağıdır. Onun değerini bilmeyen birisinin elinde hoyratça tüketilir, çöpe atılmasa bile bir sahafın mahzeninde sürgündür. Kaşgarlı Mahmut'un Divan ü Lügat'it Türk kitabının orijinal nüshasının başına gelenler hepimizin malumudur.

Bizim çocukluğumuzda bile bir kitaba ulaşmak, bir kitap almak zannedildiği kadar kolay değildi. Onun için kitaplara gözümüz gibi bakardık. Yaşadığımız internet çağında kitabın yüzüne bile bakılmıyor ve kurtulunması gereken bir yük olarak görülüyor kitap.

Dergiler için de durum çok farklı değildir. Çoğumuzun yazarlığa adım attığı ilk yer dergilerdir. Hangimiz ilk yazımızın yayınlanacağı derginin gelmesini dört gözle beklemedik? Yıllar geçer, kitaplarınız yayınlanır ama dergi sevdası bambaşkadır. Hâlâ yazınızın çıktığı dergileri saklar hatta ciltletirsiniz. Sadece sizin yazınızın çıkması da önemli değildir. Bazı yazarlar vardır ki adı o dergiyle bütünleşmiştir ve siz sırf o yazarı okumak için alırsınız dergiyi. Kuşkusuz dergide her yazısı yayınlanan yazar olamaz. Yıllar geçtikçe bazı yazarların isimleri belirginleşirken yaprak dökümü dergilerde de kendini gösterir ve bazılarının adı silinir gider.

Günümüz dergilerinde 60'lı, 70'li yıllarda yayınlanan dergilerin heyecanını, sıcaklığını, samimiyetini ben göremiyorum. Siz görebiliyor musunuz? İmkânlar arttı, daha albenili, renkli, kuşe kâğıda basılan onlarca dergi var ama o siyah beyaz kurşun baskılı dergiler kadar cezbetmiyor insanı.

Hangimiz; Hareket, Büyük Doğu, Türk Düşüncesi ve Diriliş dergisini merak etmiyoruz ki? O zamanlar sadece kendi yazısını okumazdı insanlar. Derginin köşe taşı yazarlarını okur, bilmediği kelimeleri öğrenirlerdi. Önemli yazılar kesilip saklanırdı yıllarca.

Kitap Kitap Olalı

Yayınevlerinin sayısı çoğalıyor, basılan kitap adetleri artıyor, ortalık yazardan geçilmiyor. Tam bir yazar ve kitap enflasyonu var. Kalite pek çok kimsenin umurunda değil. Estetik hak getire. İki karton kapak arasında sıkıştırılmış, sayfaları tıkıştırılmış sözüm ona kitaplar; renk renk… Dopdolu değil, tıkış tıkış metinler. Kimisi güya özenilmiş izlenimi veren incecik dal gibi, kimisi hantal, kalın mı kalın tuğla gibi. İnsanın başını yaran, kafasını ağrıtan cinsten. Sular çekiliyor, ırmak kurumaya yüz tutmuş, sığ derelerde debeleniyoruz sanki.

Elbette kimseye yasak getirecek değiliz ama eğer estetikten, kaliteden ve daha da önemlisi özden, muhtevadan yoksun metinleri kitap diye yayınlarken biraz utanıp sıkılmamız gerekmez mi? Öyle yazılsın ki kitaplar raftan gülümsesin bize, elimizden bırakamayalım, okudukça zenginleşsin gönül dünyamız, canımızı sıkmasın, ferahlatsın içimizi, nefes alalım.

Kitap çile çekilerek sabırla yazılabilirse, içindeki bilgi size bir birikim kazandıracak yoğunluktaysa ve rüştünü ispatlamışsa yeni keşfedilmiş bir hazine gibidir. Hazineye sahip olan kimse mutlaka ondan faydalanır. Mirasyedi edasıyla tüketse, kıymetini bilmese de ondan bir fayda elde edebilir.

Her kitap böyle değildir kuşkusuz. Nasıl ki sağlıklı beslenmesini bilmeyen bir kimsenin midesi bozulursa, hangi kitabı, niçin ve nasıl okuyacağını bilmeyen kimsenin de zihni bulanır, gönlü bozulur. Elimizde tuttuğumuz iki karton kapak arasına sıkışmış cümleler topluluğu zihnimizi açan, ışıklarıyla yolumuzu aydınlatan bir hazine olabileceği gibi, pis kokular arasında çırpındıkça bizi yutan bir bataklık da olabilir.

Kitap kitap olalı böylesine dar kapaklara hapsedilmemişti hiç. Süleyman efendi "hiçbir şeyden çekmemişti nasırından çektiği kadar." Kitap da az çekmedi yontulmamış kalemlerden. Zaten o yüzden geldi başına ne geldiyse. Kitaba uymak yerine kitabına uydurmaya başlayınca onun da değersizleşti sözleri…

Meselenin bir başka yönü daha var. O da şudur:

Umberto Eco, Jean Claude Carrière ile "dereden tepeden" konuşurken ortaya çıkan nehir söyleşisi Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın adlı eserinde "Kitapların hiçbir zaman ölmeyeceğini, yakarak ya da yasaklayarak yok edilemediğini, kıymetli kitapların kalın ve ciltlenmiş olanlardan değil bazen küçük ebatta bir kitap olabileceğini hatta en değerli kitapların James Joyce gibi bir yazarın renkli kalemlerle altını çizerek sayfa kenarına notlar yazarak bize bıraktığı kitaplar olduğunu, bütün yayınlanan kitapların aslında bir post-incunabula kabul edilmesi gerektiğini, bazı kitapların illa bize ulaşmak için çırpındığını, kendini göstermek için kılıktan kılığa girdiğini anlatıyor. Cemil Meriç'in Jurnal'de "Kitabı cildine, insanı kürküne göre değerlendiriyorsan sen çocuksun" sözünü hatırlamanın vaktidir.

görsel: https://www.pexels.com/tr-tr/@jibarofoto/


Yazar: Hayrettin DURMUŞ - Yayın Tarihi: 14.02.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 14.02.2024 12:37
795
Yorumlar
  • Elif Mert 2024.02.15 10:01

    Kendinizi kutlayın Hayrettin Bey , çok güzel bir yazı olmuş.

  • Hayrettin Durmuş 2024.02.15 13:04

    Elif Hanım nezaketiniz, güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. İnsan kendini beğenmemeli ama bir yazar yazdıklarını önce kendisi beğenmelidir. Selamlar.

Hayrettin DURMUŞ Hakkında

Hayrettin DURMUŞ

Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesine bağlı Karapınar Kasabasında 1965 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu yerde yaptı. Liseyi yatılı olarak Ankara’da, Meteoroloji Teknik Lisesi’nde okudu. Daha sonra Çukurova Üniversitesi Seracılık ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimini bitirdi.

Şiir ve yazıları; Bayrak, Çınar, Yedi İklim, Yitik Düşler, Hikmet, Lodos, Şardağı, Diyanet, Güneysu, Altınoluk, Yolcu, Yüzakı, Söz Ola, Edep, Yeni Adana, Yaşam Sanat, Yörtürk, Bosna, Kültür Ajanda, Sincan İstasyonu, Gökmavi, Gergef, Ihlamur, Edebiyat Daima, Dil ve Edebiyat, Söğüt, Türk Edebiyatı, Türk Dili, Edebiyat Ortamı ile Hece gibi dergilerde ve internet sitelerinde yayınlandı.  Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir.

Değişik tarihlerde şiir, makale ve deneme dalında aldığı ödüllerin yanı sıra; şiir ve yazıları antolojilerde, Kültür Adamları Ansiklopedisinde ve MEB ders kitaplarında yer aldı. Halen bir kamu kurumunda yönetici olarak çalışmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri

Soylu Sevdalar (Şiir-1996)
Çağır Beni (Şiir-2001)
Kapına Geldim (Şiir-2003)
Araya Dünya Girdi (Deneme- 2006)
Bir Irmaktır Yaşamak (Deneme-2014)
Kitap Yürekli Adamlar (Deneme, Eleştiri-2017)

Hayrettin DURMUŞ ismine kayıtlı 16 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 6 kitap bulunmaktadır.

Kitapyurdu.com