Günümüzün Anlatıcıları: Olvido Ayşe Akan İle Konuş, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Olvido Ayşe Akan İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden

Günümüzün Anlatıcıları: Olvido Ayşe Akan İle Konuştuk

16.03.2023 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Olvido Ayşe Akan İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Kişiyi yazmaya yönelten müdahale etme ihtiyacı gibi gelir bana. Varlığımızın başlaması bizimle ilgili değil, o sürece hiçbir dahlimiz bulunmuyor. Devamında da bir insan oluşumuzda etkin bir rol oynamıyoruz. Başarmamız gerekenler, yapmamız gerekenler, istediklerimiz, istemediklerimiz hepsi bize öğretilen şeyler. Kimimiz kendilerine sunulan bu hayatı doğruca alıyor ve yaşıyor. Türlü şeyler başarıyor. Bazımızsa reddediyor ve yoldan sapıyor. İşte bu sapkınların işleri sanat oluyor. Yazmak bu işlerden biri. Kendimizi çiziyoruz, kendimizi çalıyoruz, kendimizi söylüyoruz ve biz kendimizi yazıyoruz. Kendi serüvenimize dokunmak istiyoruz. Bu sebeple yazıyoruz. Benim sürecim okula başlamadan önce kendi kendime konuşmakla başladı. Yazmayı öğrendikten sonra da kendi kendime konuşmayı bıraktım ve yazmaya başladım. Hayatımın hiçbir noktasında herhangi bir gerçeklik ve ciddiyet yok. Her zaman hayaller, kurmacalar, oyunlar var. Hiçbir zaman gerçekten üzülemem, gerçekten sevinemem, gerçekten sevemem ve gerçekten nefret edemem. Çünkü varlığımın gerçekliğine inanmıyorum. Beni yazmaya iten şey varlığıma inanmaya çalışma çabam olabilir.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Anlatmanın arkaik yanını ele alacaksak öyle gibi görünüyor. Bize anlatılmış, öğretilmiş, biz de bizden sonrakilere öğreteceğiz, anlatacağız. Yaratıcı hiç durmadan zaman zaman bize, neler olduğunu, neler olacağını anlatmış. Onun anlattıkları kutsal olabilir. Ben kutsalın peşinde değilim. Doğru ve güzelin peşinde de değilim. O sebeple benim anlattıklarımın kutsal olduğunu düşünmüyorum. O kadar büyük değilim. Büyüğe doğru giden zorlu yoldaki duraklardan birinde bir hayrat olabilirim içip ferahlayabilirler.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Tüm kavramları ve şablonları kullanmakla birlikte, hiçbir kavram ve şablonu vazgeçilmez görmüyorum. Metnin konusuna göre şekli de değişebilir. Bir yazar bazı öykülerini geleneğe göre yazarken bazılarında çok avangart bir anlatım kullanabilir. Yazar sayısı kadar şablon sayısı vardır. Sınırları çizmek, vazgeçilmez görmek hatta bazen öğrenmek bile yazarı kısırlaştırabilir. Bazen yaptığımız şeyin adını öğrendiğimizde hevesimiz kaçabilir.

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Çocukluğundan beri yazan birisi olarak belli bir yaşa kadar edebiyat dergilerinde yer alan kişileri büyülü görürdüm. Lisede Türk Edebiyatı dergisindeki öyküleri ve isimleri tek tek dikkatle okuduğumu ve heyecanlandığımı hatırlıyorum. Büyüyünce o sihir bozuldu. Kitabımdaki öyküler 6-7 senede yazıldı. Yazıldıkları dönemde iki üç şans denemesi dışında hiçbir yere göndermedim. Bir yerde çıkmadılar. Sonra işin mutfağındaki kişilerle organik bağlar kurmuş bulundum. Benim de öykülerim var aslında deme cüretini gösterdim ve o şekilde yayınlanmaya başladı. Zaten büyük dergilerde kemikleşmiş kadrolar oluyor. Fakat son dönemlerde biraz yumuşadı, geçirgenlik arttı diyebilirim. Tabii ki bir dergide görünmek insanların seni okuyacağını bilmek tatlı bir his ama bu his için yazılmaz. Bende en azından yazılmış olan şeyleri verme olarak gerçekleşti bu. Yani hiçbir zaman x dergisinde çıksın diye bir öykü yazmadım. Hâlihazırda yazmış bulunduğum öyküyü x dergisine gönderdim.

olvido

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Yazarken her zaman geniş kitlelere yazıyorum. Belki üç kişi okuyor ama ben tüm insanlığa yazıyorum. Hiçbir zaman öykücülere ya da yayınevlerine yönelik bir hitabım yok. Tüm öykülerimi saf duygularla bomboş okura yazıyorum ve yazarların okuyup, yorumlaması değil, herhangi bir insanın okuyup bir şeyler söylemesi beni cezbediyor. Karşıma alıp öykümü okuttuğum, bu işle ilgilenmeyen bir insan kahkaha attığı zaman ya da ağladığı zaman "Ben bu işi beceriyorum ya." duygusu oluyor. Şiir böyle değil mesela, şairlerin kendi forsları var. Herkes tarafından anlaşılmayı hakaret sayıyorlar. Öyküde durum farklı ben anlatıcıyım, anlaşılmak ve okuyanı hissi anlamda(fikren bir şey vaadetmiyorum) etkilemek istiyorum.

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasanız ne olur?

Öykü yazmak için haklı bir nedenim yok fakat yazmazsam gördüğüm, duyduğum, öğrendiğim yani bana katılan her şeyi israf etmiş olurum. "Öykü yazmam için alıcılarım bu kadar açık." diye düşünüyorum. Yazmazsam kendi fizyolojime ihanet etmiş sayarım kendimi ve evrenden aldığım bunca şeyi ne yapacağımı bilemem.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Böyle bir deneyim yaşamadım. İnşallah yaşamam. Bir teleferiği hamile bırakmak istemem hiç. Bir ejderhayı kesip derisiyle çatı yalıtımı yapmayı da Rabbim nasip etmez inşallah bana.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Öykücüler birbirini sever çünkü okuyup eleştirecek kadar önemsemezler birbirlerini. Eleştiri olmayınca kavga da olmuyor. Ben de tüm öykücüleri seviyorum. Yalnız Olvido Ayşe Akan'ı geçmeyi isterim.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Hikâye mi öykü mü konusunda yeni bir şey söyleyecek yetkim yok fakat derler ki hikâye kadim olandır. Bir meseleyi sözlü anlatarak nesillere aktarma ve şimdi de yazıya geçirme durumudur. Öykü ise daha modern ve genelde kurmaca olan bir türdür. Hatta artık öykü yerine kurmaca diyenler var. Ben daha önceki sorularda belirttiğim gibi kavramları ya da kuramları sadece bilmiş olmak adına öğreniyorum ama çok fazla bu tür işlere kafa patlatmıyorum. Öykü benim için bu kavramların ötesinde çok daha organik içten gelen hatta ümmi bir şey. Benim tanımımı sormuşsunuz. Bir mevzuyu Sait Faik anlatıyorsa hikayedir, ben anlatıyorsam öyküdür.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

İyi bir öykü okuru değilim. Güncel öyküleri sadece diğerleri neler yapıyor diye okuyorum. Çoğunu bitirmiyorum. Yeni çıkanları takip etme tutkum yok. Daha önceden bir öyküsünü okuyup çok beğendiğim bir yazarın yeni kitabını alırım tabii ki. Dergileri, toplulukları, muhitleri çok önemsemiyorum. İyi işlerin ulaşmasına bazen vesile oluyorlar ama genelde garip dengeler var. Hepsinden uzağım.

Son çıkanlardan birkaç isim önermem istenmiş. Bir insan Mehmet Fazlı Gök'ün Çirkin Sevgilim'ini okursa ve bu işlerden anlıyorsa yeryüzünde böyle bir kitabın mevcudiyeti onu heycanlandırır. Çok tatlı bir iş. Neredeyse tamamına yakını zihin akışı fakat akan çok değişik bir zihin.

Hüseyin Safa Ak'ın Ölülerin Uğrak Mahallesi adlı kitabı da benim öykü nedir nasıl olmalıdır sorularına verdiğim cevaptır. Kitaba başladığınız an yepyeni bir evrene geçiş yaptığınızı anlıyorsunuz ve gerçeklikten uzaklaşıyorsunuz. Yani bu türün adı kurmacaysa en iyisini sanırım Hüseyin Safa kuruyor. Sanırım deme sebebim belki ben ondan biraz daha iyiyimdir orada emin olamıyorum.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 16.03.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 13.04.2023 12:26
1210
Yorumlar
  • Şulenur 2023.04.12 18:38

    Yazı için teşekkür ederim. Fakat cürret kelimesini yazar kullanmış olamaz, klavye hatası desem, benim klavye doğrusunu yazdığı için birkaç kez cürret yazmaya çalışmak zorunda kaldım.

  • Şulenur 2023.04.12 18:41

    Daha önceki yorumumun yayınlanmamasını tercih ederim. Derdim kusur aramak değil, yanlış yazılan bir kelimeyi düzeltmek.

    edit. not: düzeltildi, teşekkürler. 

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Nasiruddin Tusi, 2020, Kaşif Çocuk Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları
Akşemseddin, 2021, Diyanet Vakfı Yayınları
Kudüs’e Yolculuk, 2022, Mecaz Çocuk Yayınları
Mutlu Dinozor Tontinosoruz, 2023, Tulu Kitap

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 89 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 7 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com