Su Gibi Duru, Edebiyat, Necla DURSUN

Su Gibi Duru yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Su Gibi Duru

05.04.2024 09:00 - Necla DURSUN
Su Gibi Duru

Su gibi aktı yıllar, deryada bir damla kadar
Yaşadım, şahidimsiniz, yıllar sizden kim korkar?

Üzerinde su damlacıkları olan kitabın adını ilk gördüğümde Sezen Aksu'nun bu şarkısı çınladı kulaklarımda. Şöyle usul usul ilerleyen müzik ve üzüm buğusu sesiyle Sezen… İçimizdekini taaa uzaklardan sezerek şarkılar yazıp söyleyen Sezen… Su Gibi aktı yıllar diyen Sezen…

Suyun varlığı bir felsefedir aslında. Bazen yağmur olur, bazen kar. Buz da olur, buhar da. Buhar olup son sürat gökyüzüne yol alsa da yağmur olur kar olur gene geri gelir yeryüzüne. Hayat verendir. Tarih boyu çoğu yerleşim yeri bir nehrin, bir gölün yahut denizin kenarına kurulmuştur. Besleyicidir. Bitkileri, insanları, hayvanları kurumaktan korur. Hayat verir. Berraktır, şeffaftır. Olduğu gibidir yani. Su fırsat buldukça ilerlemeye, yayılmaya ayarlıdır. Bir nehrin suyuysa eğer aktıkça temizleneceğini bilir gibidir. Eğer bir birikintinin suyuysa durdukça bulanıklaşacağını, üzerine misafir etmek istemediklerinin üşüşeceğini ve gökyüzünü göremeyeceğini bilir. Bu yüzdendir ki aklar, paklar, yeniler. İstikameti daima ileridir. Dünü dünde bırakıp yüzünü hep geleceğe yöneltir. Yeni yerler görmek, yeni şeyler öğrenmek, yeni kişiler tanımak ister gibidir. Akışı ileridir ya, hiç durmak istemez. Önüne çıkan engeller onu yolundan döndürmez. O hep akmalı menziline ulaşmalıdır. Önüne çıkan her ne ise onu karşısına değil önüne alır. Baktı olmuyor, etrafından dolaşır. Etrafından dolaşamıyorsa birikir birikir üstünden aşar. Sonuç olarak ardında bırakır engelini. Bazen de sabreder. Damlaya damlaya deler engelini. Boşa denilmemiş Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir diye. Bunu yaparken bize fısıldadığı imkânsızı başarmanın yolunun sabır ve istikrardan geçtiğidir.

Bulunduğu kabın şeklini alan su uyumlu ve değişmekten korkmayan yapısıyla adını verdiği yazımızın konusu şiir kitabının hem kapağına hem sayfalarına "Su Gibi" dolamakta. Sadece sayfalara değil okurun avuçlarına da. Hayatın akışına teslim olmuş, su gibi şiirleri sığar hacmine.

Ateş oldum, kor oldum…

Su Gibi yazarın ilk kitabı. İçinde uzun yıllara dayanan bir yazma geçmişi var. Zaman içinde yazdığı şiirleri biriktirerek okura telim etmiş şair Y.Uğur Kılınç. Bu teslim yazarın kaleminden kısa bir metinle başlarken yazarı tanımak için fırsat veriyor; İlk kitabımı, en uzun gecenin sabahında kaybettiğim anneme, kara kasımın ortasında kaybettiğim canım ablama, her mevsimin kadını diye tarif ettiğim sevgili eşime, su gibi biricik kızıma, can kardeşlerim Koçal ailesine, en büyük hazinem aileme ve kendime armağanımdır. Yazarın hayatındaki kadınların önemini netlikle anlatan bu cümleleri okuyan okur, yazarın kızının ismini merak ettiriyor. Ne de olsa o kızını kitabın adıyla yani su gibi diyerek betimlemiş. Benim aklıma gelenler; Su, Deniz, İnci, Berrak, Nehir yahut Irmak olurken gelin Y. Uğur Kılınç'ın kitabına birlikte bakalım.

İçinde yetmiş beş şiir bulunan kitabın girişinde Neden? başlığı altında yazarın kendini ve yazma nedenini okuyoruz. Daha ilk cümlede; Kendimi Dışarı Atar Atmaz kravatımı çözüp resmiyeti kapıda bıraktım diyor şair. Bu cümlenin ilk dört kelimesinin baş harflerinin büyük harfle yazılması akıllara ilk soru işareti tohumlarını ekerken farkına varıyoruz ki yazarımız resmiyetin boğuculuğundan kaçabilmek için yazmakta. Bu kaçışla kendini bıraktığı büyük şehrin trafiği olurken kitabın adına çağrışımda bulunan vapur sirenlerinden söz ediyor. Neden bu hayattayım, neden insanların zamanın ve mekânların peşinden koşuyorum diye sorgularken suyu çağrıştıran ikinci ipucunu yakalıyoruz; çarklarda savruluyorum.

Akrep ve yelkovanın arasındaki zamanların imkân verdiği hızlı yaşantının yüzlere iliştirdiği maskelerden, üzerimize tam da oturtamadığımız türlü çeşit rolün kostümünden bahsediyor Kılınç. Her şeyi aynı anda yapmayı ve bir anda her şeyi yapabilmeyi isteyen günümüz insanından… Normalleşmeliyiz diyor, bu koşuşturmacanın anısızın son bulacağını hatırlamalıyız diyor. Sonu gelmeyen kariyer planlarından, vefasız dostluklardan, umutsuz bekleyişlerden, hırslardan söz ederken düşüncelerimizi dinlendirmekten de söz ediyor ki esasında bu anlatısıyla şiirlerini yazarken ki ruh halini, duygu ve düşüncelerini deşifre etmiş oluyor.

Kitabı okumaya devam ederken müzik tınıları uçuşmaya devam ediyor kulaklarımda. Örneğin bu bölümün başlığı olarak belirlediğim Ateş oldum, kor oldum mısraı; Deniz Seki'nin sesinden bizlere ulaşan Öğrendim adlı parçayı hatırlatıyor. Gayrı ihtiyarı YouTube'tan şarkıyı bulup dinlemeye başlıyorum:

Ateş oldum, köz oldum, sönmeyi de öğrendim
Bir muma köle oldum, yanmayı da öğrendim

Beni etkisi altına alan şiirlerden biri İstanbul'du Yüreğim oldu. Gölgeli bir başlıklandırma sistemi benimsenen kitabın bu ilk şiirinde; İstanbul'un semtleri duygularla hemhal olunarak sözlere dökülmüş. Karanlıktı, pusluydu, öksüzdü, ıssızdı, terkedilmişti, mutsuzdu gibi fiilimsilerle ifade edilmiş. İstanbul'da en sevdiğim semtin Kuzguncuk olduğunu her platformda dile getiren beni, şiirin; Kuzguncuk'ta masum bir çocuk dizesiyle yakaladığını bilmem söylemeye gerek var mı?

Kitabın genelinde mevsimlerin yazar için önemli olduğunu düşündüren birçok izlek mevcut. On altıncı sayfadaki (kitaba başlarken bulunan kısa metinde sözünü ettiğinden olacak) eşi için yazdığı tahminine yol açan Her Mevsimin Kadını adlı şiirin başlığında olduğu gibi birçok mısrada görmek mümkün. İlkbaharın kokusu, kışta ısıtan, baharlar kış olmuş anlatımlarını okurken Kasım ayının yazar için hüznü ifade ettiğini açıklıkla görüyoruz.

Dizelerde metaforlara da yer veren yazar onları gökkuşağının renklerine boyamış. Sen mavi umut ol ben sana yakışayım derken mavi umudun, İlkbaharda birlikte yeşerelim derken yeşil yeni başlangıçların, pembeyse sevginin dili olmuş. Evet, renkler önemli bir anlatım aracı yazar için. Sadece renkler değil; kaybetmek, ayrılık, saklanmak, bekleyiş, esaret, kaçış ve geçmişe özlem var şiirlerinde. Eserde yer alan ana duyguların; umut ve bekleyiş olduğunun ayırdına varınca bu iki sözcüğü birleştirerek umutla beklemek şekline büründürmek geliyor içimden.

Gece kelimesinin sıklıkla kendisine yer bulması Şairler gece mi yazar sorusunu akıllara getiriyor. Gitme adlı şiirinde; Ay ışığında konuşsun aşk diyerek ve Uykusuzluğum 'da Gece yazdım sana bu şiiri diyerek bizi duymuş gibi sorumuza yanıt veriyor şair. Ardından lâl kelimesini çokça görüyoruz ki bu da söylenmek istene fakat söylen(e)meyeni ifade ediyor onun için.

Dedim ya kitap bana hep bir müziği/nağmeyi çağrıştırdı diye; Anladım adlı şiiri de sözleri Aşkın Tuna'ya, bestesi Hüsnü Üstün'e ait hicâz şarkıyı anımsattı:

Seni çok sevdiğimi, kalbimdeki yerini
Ben senin değerini, gittiğinde anladım

Benim için; okudukça müzikli bir şiir kitabı haline gelen Su Gibi editöryel anlamda kusursuz bir kitap. İmla hatası, yazım yanlışı bulunmuyor. Özel isim olma ihtimalini sorguladığım Bilmem ki adlı şiirin son mırrasındaki güneş kelimesinin ilk harfinin büyük yazılması dışında. Eğer özel isim değilse o da bu eserin nazar boncuğu olsun diyorum içimden.

Sonuç

Su hayati önem taşırken biz canlıların yaşayabilmesi için vazgeçilmez olandır. Rengininse çoğunlukla mavi olarak canlanır hafızalarda. Bunun nedeni; kızıl dalga boylarında ışığı hafifçe emmesidir. Belki bu sebeptendir ki yazar Y. Uğur Kılınç şiir kitabına Su Gibi adını verirken kapağına laciverte çalan su damlalarını serpiştirmiş. Okura doğru yol alan su misali, sözcükler misali… Eserinin Söz Sonu bölümünde hayatı sorgulama, sevgiyi tanımlama, kendini bilmek ve bulmakla ilgili düşüncelerini okuyoruz ki bu bize yazmaktaki nedenini de anlatıyor.

Kendisine hediye olarak kaleme aldığını söylediği şiirlerinde Kılınç; herkese ve her şeye hitaben, zamanı ve mekânı olmayan duyguların yazıya dökülmüş halini derlediği kitabının kapağındaki su damlacıklar sayfalarındaki sözcükleri anlatmakta. Her bir damla/söz lacivert sert zemine çarparak daha da küçük parçalara ayrılmakta. Ufalan sular sanki uzay boşluğuna, sözcüklerse kalplere dağılmakta. Tam da bu noktada Kayıp Balık Nemo animasyon filminde akvaryumdaki balıklar küçük Nemo'ya bütün suların okyanusa aktığını söylediği geliyor aklıma. Bu biraz teslimiyet, biraz boyun eğmek demektir. Elden geleni yaptıktan sonra hayata teslim olmak. Okura teslim olan Su Gibi deki şiirler gibi. Dilerim ki şairin şiirleri su gibi aziz olsun…

Yazımı şairimizin kaleminden dökülenlerle tamama erdirmek istiyorum: "Kitap okumalı, şiir okumalı, hatta şiir yazmalı, zamanı ve mekânı unutup yalınlaşmalıyız."

Su Gibi
Y. Uğur Kılınç
Karpinus Yayınevi
Ocak 2024
78 sayfa


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 05.04.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 25.03.2024 19:02
299

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 96 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi