Frankestein’ler Bağdat’ta Cirit Atıyor, Edebiyat, Vildan KINALI

Frankestein’ler Bağdat’ta Cirit Atıyor yazısını ve Vildan KINALI yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Frankestein’ler Bağdat’ta Cirit Atıyor

11.03.2024 09:00 - Vildan KINALI
Frankestein’ler Bağdat’ta Cirit Atıyor

Amerika'nın Irak işgali bundan yirmi yıl önce "Irak Özgürleştirme Operasyonu" adıyla başladı. Henüz güneş doğmamıştı. Müslümanlar uykudaydılar. Oysa daha bir önceki işgalin yaraları tam sarılmamıştı. Körfez Savaşı denilen Saddam'ı Kuveyt'ten çıkarma operasyonu 20. Yüzyılın en büyük işgaliydi. İşgal güçleri kırk iki gün boyunca seksen binden fazla sorti yaparak, altmış milyon kg'dan fazla bomba atmışlardı. Bu işgal sonucunda pek çok kişi sakat kalmış, çoğu ağır kimyasallar yüzünden ağır hastalıklara yakalanmıştı. Halk ekmek ve su bulamayacak duruma gelmiş ciddi bir insanlık krizi baş göstermişti. Bu olayın üzerinden on yıl henüz geçmişken Amerika bu kez Saddam Hüseyin'in elinde kimyasal silahlar olduğunu bahane ederek Irak'a saldırdı.

Irak ve başkent Bağdat bizim neslin hafızasında geçmişin ihtişamlı halleriyle değil savaştan kalan harap görüntüsüyle var oldu hep. Hâlbuki bir zamanların en şaşaalı şehirlerinden biriydi. Hele de konu bilim olunca parmakla gösteriliyordu. Hatta dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta ilmin itibarı o kadar yüksek bir seviyedeydi ki Halifenin cariyelerinin siparişle kitap yazdırdığı rivayet ediliyor. İmam-ı Âzam, Abdulkadir Geylâni gibi manevi önderlerin kabirlerinin bulunduğu Bağdat şehri halen güven ve istikrarın pek uğramadığı şehirlerden biri.

Ahmed Saadavi hala Bağdat'ta yaşayan ödüllü bir yazar ve şair. Mary Shelley'in Frankestein isimli kitabına atıfla yeni bir eser ortaya koyarak, yaratığı Bağdat sokaklarında gezdiriyor. Savaşın izlerini neredeyse her satırda görüyoruz.

Son günlerde en çok sorduğum soru, toplumsal ahlak çöktüğü için mi savaş kaçınılmaz oluyor, yoksa savaş ortamında ahlaksızlık mı kaçınılmaz? İlki bana daha yakın geliyor. Sonrasında başlayan savaşla beraber ahlak sanırım tamamen bitiyor. Savaş anında bir şehir bombardımana uğramışsa bütün alt yapı, şebekeler çöküyor. Bununla beraber ahlakın da ilk çökenlerden olduğu söylense de ben bunun öyle birdenbire olan bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ahlakın olduğu yerde sağduyu, vicdan gibi hasletler de bulunduğu için bunlar çoğunlukla savaşı geciktiren bir bilinç halini meydana getiriyor. Belki de yanılıyorum.

Esere dönecek olursak savaştan kalma viran evlerde, otellerde, ofislerde hayatlarına devam eden insan manzaraları kitabın genel atmosferini oluşturuyor. Bu yıkıntılarda yaşayanlardan biri de Hadi adında bir adam. Hadi hikâye anlatıcısı. Aynı zamanda uydurduğu hikâyelerle insanları oyalayan ayyaş bir eskici. Fakat yalnız eski eşya toplamıyor, eski ceset de topluyor. Hala bomba patlayışının sıradan sayıldığı şehirdeki ceset parçalarını toplayıp bir araya getiriyor ve onlardan yeni bir vücut meydana getirmeye çalışıyor. Sonunda ortaya sayısız cinayet işleyen bir yaratık çıkıyor. Doğrusu burası benim için kafa karışıklığı oldu. Meydana gelen yaratık Hadi mi, yoksa büyülü gerçeklikle yazarın can verdiği ayrı bir karakter mi diye anlamaya çalıştım bir süre. Kafamda hala orası tam oturmadı. Ceset parçalarından yeni bir vücut oluşturma fikri nerden baksan çok iyi bana göre.

Kitaptaki vurgulardan biri de savaş zamanlarında bile zenginin zengin fakirin fakir olması. Gerçi en zenginler çoktan terk etmişler vatanı ama bir kısmı hala orada. Yazar da ülkesini terk etmemiş entelektüellerden biri bu arada. Çizdiği gazeteci patron portresi pek yabancısı olduğumuz türden değil. "Fotoğrafçı Hazım Abbud manzarayı görseydi uluslararası ödüllerden birini almak için hemen makinasına davranırdı" cümlesi fazlasıyla tanıdık. Gazeteci Mahmut ise teslimiyetçilikle, özünden kopmama arasında gidip gelen, en sonunda özünü tercih etmeyi başaran bir karakter. Belki de metropol şartlarıyla savaş şartlarının bir araya geldiği yerdeki masum taşralı. Masumiyetini kaybetme tehlikesini yer yer bertaraf edemese de sonunda kendi kalmayı başarıyor. Şehirde vatandaşlarca kanıksanmış Amerikan askeri varlığı var. Hatta kendi polisinden çok Amerikan askerine güvenen de var. Çünkü polisin emri kimden aldığı belli değil. Otoriteler vatanı değil kendi gücünü ve varlığını koruma derdindeler. Halk güvenlik kaygısıyla yaşarken cumhurbaşkanı zırhlı araçla gelip geçiyor caddelerden. Savaştan önce de böyleydi zaten. Savaştan sonra kaçınılmaz ve olağan bu durum elbette.

Bağdat'ta farklı dinden insanların bir arada yaşadıklarını görüyoruz kitap boyunca. Yer yer "Şii ve Sünni milisler" ifadelerine rastlıyoruz. Bu bakımdan kitapta gerçek öğelerle fantastiğin çok iyi harmanlandığını söyleyebiliriz.

Kitabın sonunda ortalarda dolanıp bir sürü cinayete imzasını atan "İsmi Nedir" isimli yaratık yakalanıyor. Fakat yakalananın gerçek fail olmadığını, olayın üstü kapatılsın diye Hadi'nin suçlandığını bir tek Gazeteci Mahmud düşünüyor. Sömürgeci güçlerin kol gezdiği coğrafyada devletin ekmek çalan vatandaşın peşine düşmesi gibi, yaşlı hikaye anlatıcısının yakalanması da bir gurur vesilesi oluyor. Bu da Ortadoğu'nun ironisi. Sokakta Amerikan askerleri devriye gezerken katil yakalandı diye kutlama yapan halk da cabası.

Kitapta beni yaralayan sahnelerden biri de gene bir bomba patlama anının anlatıldığı kısım. Bu defa oluşan çukurda tarihi eserler bulunuyor. Alelacele üzeri toprakla kapatılıyor. Bilimin merkezi Bağdat'tan tarihi bir esere paçavra kadar değer vermeyen Irak'a… En sevdiğim şiirlerden bir olan Ahmet Murat imzalı "Bağdat'ın Yapılışı" dizeleri yankılanıyor her zamanki gibi:

"Coğrafya bilgini Mukaddesi yazmış: 'Ne zariftir Bağdat'lı, ne hatırşinas
Ne dost canlısı, ne cömert, ne yekta'
Kendi Gözlerimle Gördüğüm Şeyler adlı kitabında
'Yurtların ecesi, esenlik kenti, yer cenneti' demiş Yakut el-Hamevî
Yakınmış Bağdat'a bizce kendileri."

(Ahmet Murat Özel, Bir Şair Bisikletle, Bağdat'ın Yapılışı)

Frankestein Bağdat'ta
Ahmed Saadavi
Timaş Yayınları
2018
316 sayfa


Yazar: Vildan KINALI - Yayın Tarihi: 11.03.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 03.03.2024 17:20
323

Vildan KINALI Hakkında

Vildan KINALI

1982 Kütahya doğumlu. Kütahya İmam Hatip Lisesi’nden 1999’da mezun oldu. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında çalıştı. Uluslararası ilişkiler okudu. Bazı yazarlardan yazmak üzerine eğitimler aldı. Edebiyat ve Uluslararası İlişkiler alanları arasında seçim yapamadığı için birini diğerine uyarlamaya çalışıyor.

2023’te “Kasım Bunlar Çok mu Lazım?” isimli çocuk kitabı yayınlandı. Evli, üç çocuk annesi. Konya’da yaşıyor.

Vildan KINALI ismine kayıtlı 20 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Instagram Kitapyurdu.com