İnsan, Anlam ve Yalnızlık Bağlamında Dostoyevski, Edebiyat, Mustafa BUĞAZ

İnsan, Anlam ve Yalnızlık Bağlamında Dostoyevski yazısını ve Mustafa BUĞAZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

İnsan, Anlam ve Yalnızlık Bağlamında Dostoyevski

04.03.2022 09:00 - Mustafa BUĞAZ
İnsan, Anlam ve Yalnızlık Bağlamında Dostoyevski

"Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır."

Oğuz Atay

"Her birey kendi çıkarı peşinde koşarken, sıklıkla, katkıda bulunmaya niyetleneceğinden

çok daha etkin olarak topluma katkıda bulunur."

Adam Smith

''Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla gerçek bir hastalık.''

F.M. Dostoyevski

Giriş

18. yüzyıl Aydınlanma döneminden sonra doğa bilimlerinde meydana gelen gelişmeler düşünce tarihinde pozitivizm ve determinizm gibi ideolojilerin ortaya çıkışına sebep oldu. Doğal hayatta-ki buna sosyal hayat da dahil- meydana gelen her olayın determinist yasalara göre ortaya çıktığı görüşü yaygınlık kazandı. Materyalist bir felsefe olan ve özgür iradeyi yok sayan determinizme karşı ilk ciddi duruşu Dostoyevski yapacaktı. 1864 yılında yayımladığı ''Yeraltından Notlar'' isimli kitabı, insanın rasyonel ve çıkarlarına uygun hareket eden mantıklı bir varlık olduğuna dair modern görüşe önemli bir itirazdı.

Kitap, iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm ''Yeraltı'' olarak adlandırılmıştır. Ve on bir ara bölümden oluşmaktadır. Bu bölümde yazarımız, kendi hayatına ve insana dair düşüncelerini bir kurgu yapmadan bütün çıplaklığıyla anlatır. Adeta hayatın genel bir teorisini kurmaya çalışır. İkinci bölüm ''Sulusepkene Dair'' ismiyle adlandırılmıştır. Bu bölüm de on ara bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde yazar, ilk bölümde insan hakkında yapmış olduğu felsefi çözümlemelerini geçmişte yaşadığı çeşitli olaylarla kanıtlamaya ya da örneklendirmeye çalışır.

Varoluşçuluk: Varoluş Özden Önce Gelir

Varoluşçulukta insanın kesin ve belirli bir tanımı yoktur. Çünkü insanın bir özü yoktur. Varsa bile özünü sonradan kendisi oluşturur. İnsanın varoluşu diğer varlıklardan farklı olarak özden önce gelir. Diğer varlıklar varlığa gelmeden önce belirli bir özle dünyaya gelirler. Ve bunun dışına çıkamazlar. Örneğin bir atın ne olduğu, ne işe yaradığı, şekli ve onu diğer hayvanlardan ayıran özellikleri belli ve sabittir. Yani at, at olarak doğar ve at olarak ölür. Hiçbir zaman başka bir varlık olmaya çalışmaz. Ama insanın ne olduğu zamana ve mekâna göre değişebilir. O, hayat içerisinde sürekli bir varoluş halindedir. Diğer insanlarla girdiği ilişkiler ve yaptığı seçimlerle varoluşu anlam kazanır.

Dostoyevski'nin romanında ismi olmayan fakat yeraltı adamı olarak adlandırabileceğimiz kahramanımız hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Zira bu anlaşılması güç adam; diğer insanlarla olan münasebetleri sırasında hastalıklı bir ilişki tarzı geliştirir. Herkese bağırır, çağırır ve herkesle alay eder. Sonra da oturup yaptıkları karşısında pişmanlık duyar. Bütün davranışları bu anlamda çelişkili ve tutarsızdır. Kahramanımız hastadır fakat tedavi olmayı reddeder:

"Ben bir hasta adamım. Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben. Galiba karaciğerimden zorum var… Tıbba ve doktorlara saygım olduğu halde tedavi olmuyorum. Ve asla olmayacağım" (Dostoyevski, 2021, s. 3)

Üstelik bunu sırf inadından yapmaktadır. Çünkü varoluşçulukta yukarda da belirttiğimiz gibi insanın belli bir tanımı, sabit bir benliği veya doğası yoktur. O bilimsel yasalara göre hareket etmek yerine duygularıyla hareket etmektedir. Kitapta, yeraltında yaşayan kahramanımız da nasıl bir insan olduğu konusunda kararsızdır, karmaşık duygular içerisindedir; o bir türlü özünü yaratamaz, benliğini kuramaz:

"Kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü, ne iyi, ne alçak, ne namuslu, ne kahraman, ne de haşerenin biriyim." (Dostoyevski, 2021, s. 5)

Doğa Kanunları Karşısında Özgür İrade

Dostoyevski'ye göre insanlar her şeyden önce özgürlüklerine değer verirdi. Tabiat kanunlarının - kesin ve evrensel olsa bile- insanlar arası ilişkilerde ve hayatın olağan akışı içinde pek de bir ehemmiyeti yoktu. Hatta insanın bir piyano tuşu olduğu bilim ve matematik tarafından ispat edilse bile o yine de inatla insan olduğunda ısrar edecektir. Yeraltından Notlar kitabında şöyle der:

''Öte yandan insan gerçekten bir piyano tuşu olduğunu görse, hatta tabiat bilimleri ve matematik yoluyla öyle olduğu ispat edilse bile gene akıllanmaz; gene mahsus sırf nankörlükten, inadından yeni haltlar karıştırır. Bunu yapmaya gücü yetmezse bu defa ortalığı kasıp kavuran fırtınalar, türlü türlü facialar icad eder ve istediğini o yoldan elde eder! Tüm dünyaya lanetler eder; lanet etmek yalnız insana mahsus olduğu için (insanı diğer canlılardan ayıran başlıca üstünlüklerden biridir bu) belki de sadece bunu yapmakla bile isteğine ulaşır, yani bir piyano tuşu değil, insan olduğuna kanaat getirir! Ama diyeceksiniz ki bütün bu fırtınalar, karanlıklar, lanetler önceden cetvelde hesaplanabilir ve aklın daha ağır basması sağlanabilir; ne mümkün adam bu defa, aklı olmadığını ispat etmek için deli taklidi yapmaya kalkar ve gene istediğini elde eder!" (Dostoyevski, 2021, s. 33)

İnsanı ve davranışlarını akla ya da doğa yasalarına göre açıklamak gülünç bir çabadır. İnsan karmaşık ve irrasyonel bir varlıktır. Yazara göre insan, çıkarının nerede olduğunu bildiği halde, hiçbir zorlama altında kalmadan, güvenli bir yolu tercih etmekten kaçınacak, daha karmaşık, tehlikeli ve saçma bir yoldan gitmeyi inatla isteyecektir. Çünkü inatçılık, dik kafalılık, nankörlük, budalalık vb. gibi özellikler insanın irrasyonel tarafları olarak zaten doğasında vardır.

Aşırı Bilinç Bir Hastalıktır

Yeraltı kahramanımızın mustarip olduğu sıkıntılardan biri de aşırı bilinçlilik ve farkındalık durumudur. Kendisini her şeyin farkında ve üstün anlayışlı biri olarak gören kahramanımız bu yönünün bir hastalık olduğuna inanır: "Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır, gerçek tam manasıyla bir hastalık… Bununla beraber anlayışın yalnız çokluğunun değil kendisinin bile bir hastalık olduğuna dair güçlü bir inancım var.'' (Dostoyevski, 2021, s. 7)

Hâlbuki sıradan bir insan olmak için neler vermezdi! Bu ince duyarlılık ve üstün anlayış kabiliyeti kahramanımızın günlük yaşamını zehir eder. Bütün güzel ve yüce şeylerin inceliğini çabucak kavraması onda anlam veremediği bir bulantı durumunu ortaya çıkarır. ''İyiyi, ''güzel ve yüksek şeyleri'' ne kadar çok anladıysam o kadar derinlere battım, sıkıştım, kaldım içlerinde. Bundaki önemli nokta, bu halimin tesadüfi değil de adeta kaçınılmaz bir nitelik taşımasıydı. Sanki bu hal bir hastalık, bir düzensizlik değil, benim doğal halimdi; sonunda buna karşı koyma isteğim bile kalmamıştı" (Dostoyevski, 2021, s. 8)

Yeraltı: Böcekleşmenin Yeni Mekânı

Doğa yasalarının kesinliği karşısında insan hayatının önceden bilinemez ve öngörülemez olduğunu iddia eden kahramanımız bunu kendi yaşamından örneklerle ispat etmeye çalışır. Fakat diğer insanlarla girdiği tutarsız ve çelişik ilişkiler onda saçma (absürd) duygusunu uyandırır. Onun için yeryüzü bir cehennemdir artık. Tek çare yeraltına inmektir. Orada fareler gibi yaşamak yani "böcekleşmek'' ister: "Tamamıyla ciddi olarak söyleyeyim ki, böcek olmayı çoğu zaman arzuladım. Yazık ki buna bile layık olamadım". (Dostoyevski, 2021, s. 7)

Böcekleşmenin ve yeraltında bir fare gibi yaşamanın da ayrı bir zevki vardır. Bütün yolların tıkanmış olduğuna ve hiçbir şeyin değişmeyeceğine olan kati inancı onu tarif edilemez bir zevke gark etmektedir: "Bu, küçülmenizi olanca şiddetiyle idrak etmenin verdiği zevktir; o kötü halinize rağmen başka türlü olamayacağını, tek bir kurtuluş çaresi bulunmadığını, artık değişemeyeceğinizi, hatta bunun için zamanınız, inancınız olsa bile kendinizin istemeyeceğinizi anlamanın zevkidir." (Dostoyevski, 2021, s. 8)

Ama yine de kahramanımız doğa yasalarıyla inatlaşarak, iki kere ikinin dört etmesinin ve tabiat kanunlarının değiştirilemez oluşunun kendisi için bir anlam ifade etmediğini belirterek karşısına dikilen duvara da boyun eğmeyeceğini haykırır:

"Hey Tanrım, ya herhangi bir sebeple bu kanunlardan ve iki kere ikinin dört etmesinden hoşlanmıyorsam, tabiat kanunlarından, iki kere ikinin dört etmesinden bana ne? Şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim, ama karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam.'' (Dostoyevski, 2021, s. 14)

Sonuç Yerine: İnsan Doğası Hiç Değişmedi

Yeraltının adamı, İngiliz tarihçi Henry Thomas Buckle'ın 'medeniyetin insanları yumuşattığı' tezini reddeder. İnsanlık dün neyse bugün de öyledir. Daha az vahşi daha barışçıl hale geldiğini iddia etmek saçmadır. Çünkü hala dünyada kan gövdeyi götürmekte, insanlar keyifli keyifli şampanya akıtır gibi kan akıtmaktadır:

''Medeniyet neyimizi yumuşatmış? Medeniyetin insanda duygu çeşitliliğini arttırmaktan başka işe yaradığı yok. Duyguların çeşitlenmesiyle insan işi kan dökmekten zevk almaya kadar vardırıyor… Cinayetlerde en ince ustalıklar gösterenlerin çoğu zaman en medeni adamlar olduğuna hiç dikkat etmediniz mi? '' (Dostoyevski, 2021, s. 25-26)

İnsan eskiden hak uğruna kan dökerdi. Şimdi ise zevki uğruna akla hayale gelmedik cinayetler tasarlıyor. Evet, insanlık eskisinden daha fazla kan dökücü olmasa da daha iğrenç daha kötü bir kan dökücü olmuştur. Yazar, tarihten örnek olarak Kleopatra'nın cariyelerinin göğsüne altın iğneler batırmaktan zevk alan bir barbar olduğundan bahsettikten sonra insanın hiçbir zaman uygarlaşamayacağını, aklın ve bilginin yolundan gidemeyeceğini, kötü alışkanlıklarından vazgeçemeyeceğini vurgular. Çünkü insan ahmak bir yaratıktır! (Dostoyevski, 2021, s. 27)

Yeraltından Notlar

F. Mihayloviç Dostoyevski

Çeviren: Nihal Yalaza Taluy

İş Bankası Yayınları

İstanbul, 2021

140 sayfa


Yazar: Mustafa BUĞAZ - Yayın Tarihi: 04.03.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 27.02.2022 00:34
484

Mustafa BUĞAZ Hakkında

Mustafa BUĞAZ

Hakikatin peşinde koşan, münzevi, mütecessis bir fikir işçisiyim.

Mustafa BUĞAZ ismine kayıtlı 13 yazı bulunmaktadır.