Thomas Mann Eserlerine Kısa Bir Bakış, Edebiyat, Ülker GÜNDOĞDU

Thomas Mann Eserlerine Kısa Bir Bakış yazısını ve Ülker GÜNDOĞDU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Thomas Mann Eserlerine Kısa Bir Bakış

07.03.2022 09:00 - Ülker GÜNDOĞDU

Şubat ayı, okuduğum Thomas Mann eserleri: Değişen Kafalar, Yol Hikâyeleri, Majesteleri Kral, Büyülü Dağ I. ve II. Cilt, Doktor Faustus, Tonio Kröger, Dolandırıcı Felix Krull'un İtirafları, Efendi ile Köpeği, Venedikte Ölüm, Seçilen, Aldanan Kadın ve Buddenbrooklar Bir Ailenin Çöküşü eserlerinin üzerimdeki bıraktığı düşünce etkisi, arka kapak ve içeriği hakkında kısa anlatımlarla aktarmak istiyorum.

thomans_mann_kisa

Değişen Kafalar

Nanda, Sita ile Sridaman'ı aldatır. Sita'nın kendini kurban edişiyle son bulan hayatların ardında bırakılan aktarım, etkisini zihne kalıcı olarak sindirmektedir. Thomas Mann'ın 1940'ta Stockholm'de yayımladığı Değişen Kafalar, XII. yüzyıldan kalma bir Hint efsanesine değişik bir açıdan yaklaşıyor. Şridaman ile Nanda, farklı kastlardan gelmelerine, zihnen ve fiziki olarak birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen, ayrılmaz iki dosttur. Şridaman, Brahman soyuna dayanan tüccar bir aileye mensup narin yüzlü, çelimsizdir; Nanda ise demircilik yapan, inek güden güçlü ve yakışıklı bir gençtir. Birbirlerini tamamlayan bu iki gencin dostluğu, güzel Sita'yla karşılaşmalarıyla yeni bir boyut kazanır. Şridaman ve Sita evlenir. Ancak Sita'nın, seçimiyle ilgili pişmanlıkları vardır. Hayatları, Sita'nın ailesine birlikte yaptıkları bir yolculukta geçen olaylarla çok ilginç bir biçimde yön değiştirir. Thomas Mann eseri Değişen Kafalar'la çok nadir bir olaya, kültürler arası etkileşime neden olur. Hint efsanesinden yola çıkan Mann'ın romanında, kelimenin tam anlamıyla mitolojik bir Hint fantezisi kurgulamaktadır. Doğu ve Batı, zihin ve beden, dostluk ve aşk, erotizm ve ruhsal uyum gibi motifler üzerine çok şey söyleyen Değişen Kafalar, mitolojik ve fantastik bir roman.

Yol Hikâyeleri

Bizzat değerlendirmesi ve içsel davranış biçimi kişisel olan, insanın içini ısıtan bilinci daha az renklendirilmiş ve belirlenmiş olan okur, hayat iradesinin bilançosunu yaklaşık olarak hesaplasa ülkesiyle olan ilişkisini sorgular. Keyifli olumlu kalemlerde birinci sırada görünüyor. Mann için seyahat etmek macera değil, demokratik enternasyonalliği bir arada dünyayı kapsayan ufku yerin özellikleriyle birleştirmektir.

"Mekân, kendisi ve doğduğu topraklar arasında döne döne dans edercesine kaçarken, zamana özgü sanılan güçten çok daha fazla gücü olduğunu kanıtlıyor; saatler geçtikçe mekân, zamanın oluşturduklarına çok benzeyen ama bazı açılardan onları da aşan değişimlere neden oluyordu."

"Turizmin altın çağı" olarak kabul edilen modern yüzyılda diğer sanatlar gibi edebiyat da dünyayla yeni bir bağ kurmaya başlamıştı. Thomas Mann da birçok çağdaşı gibi hayatı boyunca seyahat eden, defterlerinde ve mektuplarında bu seyahatlerin kaydını tutan, onları romanlarına ve hikâyelerine taşıyan bir yazardı. Karakterler, gezilerinden ve uluslararası duyarlılığından koparılamayacak karakterlerdi. Thomas Mann eseri Yol Hikâyeleri, gezgin kimliğine ışık tutan bir derlemedir. Yok olmuş bir dünyaya ait resimsel izlenimlerle dolu bir albüm niteliğindedir. "Yaşlılık dönemini geçirme ve yazarlık faaliyeti." İle geçirileceğini umut eder.

Majesteleri Kral

İnsanların üzerindeyken cahil ve yalnız. Hayat hakkında hiçbir şey bilmemekte. Güven sağlayan refah için ciddi çalışmalar yapmaya onu iten, şey neydi? Aşkı bilen insan gerçekten de hayattan habersiz midir? Bundan böyle amacımız, yüce görevimiz ve aşkımız; eksiksiz bir mutluluk.

Grimmburg adlı küçük Alman prensliğinde işler yolunda gitmemektedir. Çağın gerisinde kalmış bu grandüklüğü yöneten hanedan, ülkeyi iflasın eşiğine getirmiştir. Dahası, hastalıklı veliaht Prens Albrecht'in uzun yaşamayacağı korkusu da ülkenin geleceğine dair ümitlere gölge düşürmektedir. Grandükün, Klaus Heinrich adlı ikinci bir oğlunun dünyaya gelmesi herkesi sevince boğsa da genç vârisin fiziksel bir kusuru olduğu anlaşılır. Kusurunu gizleyerek yaşamayı öğrenen Klaus Heinrich, sıradan insanlar karşısındaki varoluşunun içi boş olduğunu çok geçmeden fark eder. Amerikalı bir zenginin kızı Imma'yla yolları kesiştiğindeyse, Klaus Heinrich hayattaki rolünü sorgulamaya başlar.

İkinci romanı Majesteleri Kral'da Thomas Mann, içine kapanık, dış dünyaya ayak uyduramamış bir Alman grandüklüğüne tüm Avrupa'yı sığdırmayı başarmaktadır. Dünya Savaşı öncesinde saray hayatını, soylular sınıfının modern dünyadaki yerini sorgulamakta. Bireysel özgürlük ile görev bilinci, gelenek ile modernite arasındaki zıtlıkları masalsı bir dille okura kazandırmaktadır.

Büyülü Dağ I. ve II. Cilt

"Aşk şarkımı / Yüreğimde taşıyorum"

İnsanların tüm dünyada, en garip koşullarda olayın farkındaydılar. Geçmişin bir parçası oluyor, daha doğrusu uzak bir geleceğe, kayıyordu yinelenme isteğiyle. Hümanist bir olgu olan sevmek, dünyadaki tüm eğitimden çok daha eğitici bir güçtür. Bir dönüm noktasından yaşam ve bilinci paramparça eden derin bir çatlaktan öncesi aktarılmaktadır.

Hamburg'lu genç gemi mühendisi Hans Castorp, üç haftalığına kuzenini ziyarete gittiği bir İsviçre sanatoryumunda, kendisinin de tedaviye ihtiyacı olduğunu öğrenerek yedi yıl kalır. Bu süre içinde doktorlar ve hastalar dünyasını, Batı felsefesinin iki kutbunu, platonik bir aşk serüveninin sarhoşluğu içinde yaşayarak tanır. Sanatoryumda kaldığı süre içinde hastalık ve ölüm gibi deneyimlerin ötesinde hayatın mucizesini kavrayan Castorp'un yalın ruhu bir değişim geçirir.

Thomas Mann, roman sanatının bütün incelikleriyle yarattığı, ironik bir üslupla sunduğu bu yapıtında, zaman, karşıt kültürler, aşk, hastalık, ölüm gibi evrensel temaları işliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde çağın dünya sorunlarını, bir uygarlığın çöküşünü inceleyen, burjuva geleneğini ve ahlakını yer yer sertçe, ironik bir dille eleştiren Büyülü Dağ, çağa tutulan bir ayna.

Doktor Faustus

Duygularla ve düşüncelerle dolu üç katlı bir zaman düzeni ile kendi içinde bulunduğu zaman, olayları aktaranın yaşadığı zaman ve "tarihsel" zaman, içinde yaşadığı zamanı kapsayarak aktarmaktadır. Romanın kurgusal olarak yarattığı kahramanı, ruhunun onu terk ettiği bir anda, görüntüsü olabilecek en ruhani tabloyu oluşturmaktaydı. Hayat sevgi, merak, korku ve gurur dolu çok önemli bir anlam kazandırmış olan yaşamından geriye kalanlarında tükeneceğini okuyacaksınız.

"limizdeki verili düşünce sistemine göre barbarlık, kültürün karşıtı olabilir; ama bu düşünce sisteminin dışında, kültürün karşıtı, başka bir şey de olabilir ya da hiç karşıtı olmayabilir."

Thomas Mann, son eseri olarak tasarladığı Doktor Faustus'ta bizi mağrur bir sanatçının, besteci Adrian Leverkühn'ün gerilimli dünyasında dolaştırıyor. Ruhu, yaratma arzusuyla dolup taşsa da akılcı ve duygusallıktan uzak mizacını dizginleyemeyen Leverkühn'ün gerilimi, yaratma gücünün önündeki en büyük engeldir. Şeytan, Le­verkühn'ü bu zayıf noktasından yakalar: Yaratıcı zihnin dışavurumu olmaksızın anlamsız kalmaya mahkûm bir varoluştan kurtulmanın bedelini, sanatçıyı zührevi bir hastalığın pençesine düşürerek ödetir. Ancak kötülüğün sağlayabileceği bir deha, bir yaratıcılıktır bu ve Thomas Mann'ın estetiğinde halkların faşizmle zehirlenmesini temsil eder.

Dünya edebiyatının kültleri arasında tartışmasız bir yeri bulunan Mann'ın bu son büyük eseri, Faust mitiyle bağlantılı bir sanatçı romanı, bir çağ ya da toplum romanı, müziği dille ifade etmeyi amaçlayan deneysel bir roman ya da epik anlatının bütün katmanlarına yayılan sanat kuramına dair bir deneme olarak farklı perspektiflerden okunabilir.

Tonio Kröger

"İki dünya arasındayım, her ikisinde de rahat edemiyorum, bu yüzden işim zor. Siz sanatçılar benim bir burjuva olduğumu söylüyorsunuz, burjuvalarsa beni tutuklamaya kalkıştılar… Burjuvalar aptal; ama güzelliğin hayranları olan sizler, benim ağırkanlı olduğumu, özlemlerim olmadığını söyleyenler hiçbir özlemin sıradanlığın hazlarından daha tatlı ve dokunaklı olmadığını savunan bir sanatçılık anlayışı da olduğunu göz önünde bulundurmalısınız..."

Sanatın ve sanatçının sorunları, Thomas Mann eserlerinin en sık karşılaştığımız motiflerindendir. Yazarın erken dönem çalışmaları arasında öne çıkan Tonio Kröger'de bu motif, toplumsal konularda apolitik yaklaşımıyla adını duyuran genç bir sanatçının hayata dair özlemlerinde ifade bulur. Mann'ın burjuvazi ile sanat arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırdığı Tonio Kröger, sanatçının kendi dünyası dışındaki hayatla yüzleşmesini öyküler.

Dolandırıcı Felix Krull'un İtirafları

İlkel güçler kasırgası onu zevkler alemine taşıdı.

Etkileyici dış görünüşü, tatlı dili ve karizmatik kişiliğiyle Felix Krull, doğanın cömert davrandığı şanslı azınlıktandır, ne ki bir eksiği vardır: Toplumsal statüsü, yükselme kapılarını açmaya elverişli değildir. Fakat hayal gücünün de yardımıyla yazgı düzeltilebilir; doğanın eksiği, ikincil doğamız olarak şekillenen kültürün ve toplum hayatının içinde rahatlıkla tamamlanabilir. Böylece Krull, haksız olduğunu düşündüğü bir tesadüfle doğuştan kendisinden esirgenen ufak ayrıntıyı, dolandırıcılık kariyerinin basamaklarını hızla tırmanarak telafi etmeye girişir.

Thomas Mann, ölmeden kısa süre önce yayımladığı Dolandırıcı Felix Krull'un İtirafları'nda, bir sahtekârın toplum içindeki yükselişine tanık ediyor okuru. Mann'ın bir dönemin ünlü otel hırsızı Romanyalı Georges Manolescu'nun anılarından esinlenerek kaleme aldığı bu son romanı, ancak sanatçıya bahşedilmiş olabilecek türden bir hayal gücünü, ironik bir üslupla suçun konusu haline getiriyor. Mann'ın eserlerinde sanatçının oyun alanı olarak şekillenen gerçeklik ile görünüş arasındaki ince sınır çizgisi, Dolandırıcı Felix Krull'un İtirafları'nda hile, düzen ve entrika aracılığıyla ihlal ediliyor ve kolayca suça dönüşebilecek bir yaşantıya dönüşüyor.

Efendi ile Köpeği

Önceki günü zamanında bitirdiği için kuşların cıvıltısı vakitlice uyandırırsa yarım saat ağaçlı yola çıkarak, taze sabah nefesinin verdiği berraklığın keyfine ortak olmayı seviyordu. "Eğer hayata karışmam gerekmezse."

Thomas Mann'ın 1919 yılında yayımlanan ve otobiyografik öğeler barındıran anlatısı, Mann ailesiyle yaşamış av köpeği kırması Bauschan ve sahibi ekseninde temellenir. Yazar, salt büyük bir romancı değil, aynı zamanda daha küçük metin türlerinin de üstadı olduğunu bir kez daha hissettirdiği bu anlatısında olağanüstü canlı, titiz ve ayrıntılı, yer yer mizah yüklü betimlemeleriyle pastoral bir portre çizer okuruna. Okur, Bauschan ve sahibiyle birlikte Münih'te nehir kıyısında ve kentin yeşil alanlarında günlük gezintilere çıkar, Bauschan'ın fiziksel ve karakteristik özelliklerine yakından bakma fırsatına sahip olur; köpek ile sahibinin arasındaki ilişkiye tanıklık eder: Bauschan'ın öyküsü, köpeğin, insanın yaşam alanının bu denli içinde olmasına karşın ona hâlâ ne kadar yabancı olduğunu anlatır.

Modern edebiyata içkin alegori ve parodi unsurlarının izlerini sürebileceğimiz Efendi ile Köpeği, kent ile kırsal arasında kalmış, tarihin yok oluşa mahkûm ettiği idilde sığınak arayan bireyin, Birinci Dünya Savaşı'yla değişime uğrayan Avrupa burjuvazisinin yaşam deneyimine ilişkin bir tasvir olarak da okunabilir.

Venedik'te Ölüm

Ruhsal durumuyla Alman halkının ruhsal durumundan biraz farklı olmasını ifade eder. Ulusların kendi gelecekleri ve insanlığın geleceği uğruna kendi devletinin yenilgisini istemek zorunda kalmış olsalar böylesi bir yazgı için korkunç bir trajediyi kendi ülkesi için dilemiyordu. Yazara saygıyla bağlı dünya onun ölüm haberiyle sarsıldı.

Thomas Mann'ın yazarlık yaşamında Venedik'te Ölüm'ün özel bir yeri vardır. 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mann, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde yayımlanan Venedik'te Ölüm adlı uzun öyküsünde, sanatçının trajik çıkmazını işler. Dinlenmek için Venedik'e giden ünlü yazar Aschenbach, genç Polonyalı Tadzio'nun Yunan tanrılarını andıran olağanüstü güzelliği karşısında büyülenir. Sanatçının varoluşunu aşk ve ölüm simgeleriyle harmanlayan Venedik'te Ölüm, Mann'ın derin duyarlılığının en yalın örneği bu ölümsüz eseri.

Seçilen

Öykü ruhu iletişim sağlayan bir ruhtur. Okurlar, kahramanların yalnızlıklarına ve dualarına onu dokuduğu sözcüklerle girebilmektedirler. Susmasını da bilir. Destansı bir şövalyelik öyküsü.

Thomas Mann, ünlü yapıtı Doktor Faustus'u yazarken sıra dışı bir kukla oyunu olarak tasarlamaya başladığı bu mizah dolu öyküsünde, yalnızca Orta Çağ'ın büyüleyici dekorunda geçen saray aşklarını, şövalyeleri, cahil köylüleri ve papalığın görkemini anlatmakla kalmıyor, ruhbilimsel açıdan Oedipus kompleksini, insan zaaflarını, arzunun çok yönlülüğünü ve günah öğesinin nedenlerini, siyasal açıdan da gücü ve güç dağılımını irdeliyor. Sibylla ve Wiligis adındaki kardeşlerin, narsistik ve aynı zamanda hermetik öğeleri içeren dışa kapalı aşklarını ve oğulları Gregorius'un geçirdiği iç yolculuk sonucunda olgunlaşarak tümü kapsayan evrensel boyutlardaki sevgiye ulaşmasını incelikli bir biçimde anlatıyor.

Aldanan Kadın

Ölmeden önce aşkı yaşamak istediği gibi yaşayan kadın.

Rosalie eşini kaybetmiş, kırık bir aşktan geride kalan boşluğu resim yaparak gidermeye çalışan kızı ve lise öğrencisi oğluyla birlikte sakin bir yaşam sürmektedir. Oğluna İngilizce dersi vermek için eve gelen genç Amerikalı, onu çok etkiler. Önce kendine bile itiraf etmekten çekindiği duyguları, konuşmalarına ve hareketlerine farkına varmaksızın yansıyınca ilk tepkiyi çocuklarından alır. Ama ne pahasına olursa olsun, doğanın kendine bahşettiğine inandığı bu aşkın peşinden gitmeye kararlıdır.

Aldanan Kadın, yazarın ölmeden önce tamamladığı son uzun öyküsüdür. Thomas Mann, erken dönem çalışmalarından Venedik'te Ölüm'ün ana motiflerini, bu defa yaşlanmakta olan bir kadının duygu dünyasına yerleştiriyor. Eserlerinde yaşam ile ölümün karmaşık diyalektiğiyle hesaplaşan Mann, bu son öyküsüyle adeta kendi yazınsal döngüsünü de tamamlıyor. Kitap, dönemin kadına bakışını yansıtması açısından da çok ilgi çekici diyaloglar içeriyor.

Buddenbrooklar Bir Ailenin Çöküşü

Hayır, yaşamı yoksulluk içinde geçmemişti, ruhu fakir bir adamda değildi. Kendisini hep güçlü hissetmişti. "İdealler güçlere göre belirlenir," der Feuerbach. Evet, o güçlü biriydi.

Thomas Mann'ın ilk romanı Buddenbrooklar, Kuzey Almanya'da tahıl ticaretiyle uğraşan burjuva bir ailenin birkaç nesil boyunca yaşadıklarına odaklanır. Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, hastalıklar, ölümler, başarılar ve başarısızlıklarla Buddenbrooklar, değişen topluma ve bu yeni toplumun yaşam koşullarına ayak uyduramayan geleneksel bir aile tablosu çizer. Roman, bu ailenin kaçınılmaz çöküşe doğru hızla yol alışını öyküler.

Bir dönemin burjuvazisinin kaybolan değerlerine ağıt niteliği taşıyan Buddenbrooklar'ı Thomas Mann 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldı. 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mann'ın bu dev eseri, modern edebiyatın klasikleri arasındadır.


Yazar: Ülker GÜNDOĞDU - Yayın Tarihi: 07.03.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 12.07.2022 16:56
523

Ülker GÜNDOĞDU Hakkında

Ülker GÜNDOĞDU

1977 yılının Ocak ayında Konya Ereğli’de dünyaya geldi.  Ereğli Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra iş hayatına; Ankara’da IBM Bilgisayar Satış Temsilcisi olarak atıldı. İstanbul’da kendi şirketlerini kurana dek çeşitli işlerde çalıştı. İstanbul’da yaşamakta. Kütüphanesini oluşturduğu yirmi üzeri alandaki, beş bini aşkın kitabının anlamını, canına okudu. 

Bilgisayar, dil, gitar, estetisyenlik alanlarında eğitimler aldı. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere yirmi şehri, kültürel gezme imkanı buldu. Kitaplara, yazmaya, tablolara, eski ve yeni objelere, tüm renklere ve dört sitil yüzmeye tutkun. “O kadar derinim ki” diyen okyanusu kıskanmakta.

18.08.2020 tarihinde Kitap Haber ailesine katıldı. Kitap Haber Kültür Sanat Editörü olarak biteviye yazmaya devam etmekte. Kitap Haber Dergisi, Yolcu Dergisi, Şehir ve Kültür Dergisi, Teferrüc Dergisi, Aydos Edebiyat Dergisi’nde yazdı ve yazmakta. İlk yazmaya amatör olarak bir roman ile başladı. Şu ana kadar bir roman, bir deneme, bir öykü, bir Kadıköy’ün Semtleri, iki değerlendirme dosyaları; en güzel haliyle gün yüzüne çıkmak için naçizane enikonu hazırlanmakta. 

1998’de evlendi. Bir oğul ve bir kız evladı var. Ailesi ve kitaplarıyla huzurlu bir yaşamın diğerkâm ve müptezel yolcusu. Bibliyomani değil sadece bir kitap daha okuyacak…

Ülker GÜNDOĞDU ismine kayıtlı 106 yazı bulunmaktadır.