İsmet Özel’in M’el-ange Şiiri Üzerine Meleksi Bir Ba, Düşünce, Misafir Köşesi

İsmet Özel’in M’el-ange Şiiri Üzerine Meleksi Bir Bakış yazısını ve Misafir Köşesi yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden oku

İsmet Özel’in M’el-ange Şiiri Üzerine Meleksi Bir Bakış

29.05.2024 09:00 - Misafir Köşesi
İsmet Özel’in M’el-ange Şiiri Üzerine Meleksi Bir Bakış

Oytun Efe Kuru

Her gidiş meleksidir; iyi ya da kötü…

Kimdir izlerin, imlerin, harflerin, imgelerin melekleri? Hangi parmağın çizgilerinde yaşarlar? Kafiyelerden, tunç rediflerden geçer mi kervanları, iki ses arasında durup dinlenirler mi? Kim bilebilir bu sorulan cevaplarını şairden ala? Şiir neşredilir, melekler uçar, yazı kalır ve hiyeroglifleşir ozanın imgelem mağarası, feleğin kör kuyusundan yankılanır şah beyitleri, bir melek kadar kesindir şair şiarının sehl-i mümtenisi. Daha da ileri gidelim, şiirin gizem bahçesinde bir khoradır/gök küredir melek için sehl-i mümteni. Bu yüzden şiir denen şey bir canlıdır, şuurlu bir yansımadır şiir. İnsan ona bakmazken de/onu seslemezken de var olur. Şiirin canı/cananı meleke kelimesinden mülhem, melektir. Bundan mütevellit, şiirin metafiziği için bir problematiktir melek, ki şiirin s/imge-simülasyonlarından taşıp, şairliğin ontolojisi için de bir problematik haline gelmiştir. Şairliğin varlık sahasında polemik yaratan şey, artık hayatın ta kendisi için de bir derin bir sorgulamadır. Hayat şahlanan bir çınarsa, şiir de derinlerden o ağacı besleyen kökleridir. Meleğin mahiyeti, tam anlamıyla bir çetrefil anafordur. İsmet Özel'in M'el-ange şiirinde bahsi geçen şey tam anlamıyla İnsan olmaklık ile Melek olmaklığın çakıştığı merhalede şiirin ortaya çıkışıdır. Fakat bu, basit anlamıyla bir ozanlık icra etmek olarak anlaşılamaz; aksine, çok tehlikeli bir batıni meseleye dokunur: İnsanın kibri meselesine. Öyle ki insan, Allah katında kendisine secde edilmeme cüretkârlığına bile hayran kalabilme ve onu kıskanabilme özgürlüğüne sahiptir. Bir bütün olarak bu duruma bakıldığında, -kendini hiçleme- edimine doğru atılmış ilk adımdır bu. Lakin varoluşun primal momenti, kendi varlığını devam ettirme çabası üstüne kuruludur. Böylece şiirin devam eden kısmında İsmet Özel, bu self-destructive yapıya Yeter! der. Kutsallıkla bezenmiş bu alacakaranlık bakış açısı, üst perdeden tatsız bir üstkurmacadır. Melekler bizle oldukça ve bize evrimsel olarak tekâmül için mekik dokuttukça yukarıda bahsi geçen anlamsız üstkurmaca tatsız bir ironi olarak melekleri tard etme çabamıza denk düşer. Oysa, istesek de tard edemeyiz melaikeyi hayatımızdan… Buna cevvaliyet yetmez. Modernitenin beslendiği mamur kaynaklardan tutun da entelekhia'nın antik nüvelerine kadar bütün bu kesret sahnesinin tamamı gırla gürültüdür. Çağların kümülatif cevvaliyeti çığ gibi düşse üstümüze, yine melekler kalır sağ ve sol kanadımızda. Bir metafor ve bir anafor- dönüşümlerin uçurumunda bir intihar önleyicidir melaike. Çoklukların ve avazların içinde bir geniustur:yaşamımıza kefil olmuş bir deha şövalyesidir melek/meleke.

Yazar melek, bir yaşam katibi, bir serencam vakanüvisidir. Her anımızı kayıt altına tutar. Bundan daha büyük şairlik mi var a okuyucu? Ama sorarım sana, insan en fazla kaç defa okuyabilir ki kendi yaşamını? Neresinden başlar okumaya? Neresinde soluklanır, neresinde virgül koyar daha sonra tekrar devam edebilmek için? Gücü yetmez insanın, acelecidir, hep çok ister ana fikrini bulmayı tabiatın.. Ama yazar melek, durmaksızın döker nurdan mürekkebini yaşamımızın üstüne… Ya sevap? Ya günah? Nasıl bir ayrımdır meleğin havsalasında cennet-araf-cehennem, bilebilir misin havvaoğlu-şair kişisi… Niyetleri sorgular şair, ''Her niyet iyi niyettir.'' diyor İsmet Özel devamında, niyet bozulursa, bir duman misali uçup gider niyetlik mahiyeti niyetin eğninden, bozukluktur mesken tutar böylece. Ama dikkat edin ki, insanı sarıp sarmalayabilse de bozukluk- bozukluğun bozgununa uğramaz melek; vazife bilinci onu terk etmez çünkü, özgürlüğü vazifesidir, aslında o özgür, bozuklaşma özgürlüğüne sahip olan insanoğlu ise tutsaktır teleolojik-ontik sahnede. Melek doğaçlayabilir, insan ise tabidir kaderin senaryosuna. Ama bekler melek, sayısız sabırlıdır, insanı bekler.. bekler. Tövbe vardır insan için, geri döner insan kızıl karanlıktan: ihlas-iman bir zırhtır yerçekimine karşı: takva galebe çalar günahlara, mekruh araf cenderelerine.

ozel Sağ ve sol, günah ve sevap, sahi, sağ ve solun zıtlığı kadar zıt mıdır günah ve sevap birbirine? İnsan değil, melekler bilir bu sorunun en doğru cevabını. Yin-yang bir melekler hiyeroglifidir. Anlayabilirsen ne ala… Nasıl girer beyaz siyahın bağrına? Nasıl siyahlaşır zıtlık aklığın metafizik içresinde..? Yine de, iyi düşüncelerle saf tutar İsmet Özel şiirinde, iyi şeyler eylemesek de, kötü şeyler de durur hafıza sinesinde, kötülüğün tamamen silinip gitmesi gereken vakit henüz değilse de, virtüel olarak karanlığın da doğamızda var olması zarar vermez ışığın aydınlattığı yüreğimize. Bırak kafanda dursun uzak bir kroki olarak kötülük, peşinden koşmazsan kurtulursun… Tozlu raflarda kalsın lain, temizler vakti geldiğinde hayır-şer kütüphanesini meleksuyu – ya da insan gözyaşı… belki de kahkaha… Güler ve geçer melek! Bak, bir şeyler var olmuyor o bakmayınca. O yüzden, kendi boğazımızı sıkmaya çalışan bu melun üstkurmaca el boşuna! Çekilip gitmesi lazım gelir üstümüzden, o el çoğu zaman kendimizizdir, çoğu zaman kendi eksikliğimizden taarruza geçeriz kendimize. Hırçındır tavrımız, acımasızca ve merhameti unutmuşçasına almaya çalışır bizi avucunun içine. Ama unuttuğu şey, insanda, insanın en gizli incisinde imha edilemeyen bir meleksilik olduğudur. Öyle ki insan, gerçek anlamda hayatın gözlerinin tam içine bakabilme yeteneğine vakıftır. Tam içine bakar, tam içinden görür. Bir uçurumdur hayat insana, insan da hayata bir doruktur. Melek, bu doruktan uçuruma- bu uçurumdan doruğa huruç eder. İnsanı kat eder, hayatı kat eder ve döne döne feleği nakşeder. Felek de meleğin sinesinden dimdik geçer. İnsan, katibi olan meleğe yazgılıdır; melek de insanın fıtratında yaşamı yaz'gılamaktadır…

M'el-ange

Omzumdan tutarak, nobran biri, omzumdan tutarak ve çehremi
zorla kendinden yana çevirip:

Senin yüzünden, senin gibiler yüzünden bu çirkefe batmış hali
bu dünyanın. Dilinden inanç sözünü düşürmeyen siz, yahut
'inanmıyoruz' diyenlerin yola bulanarak battaniyeye sarılıp yol
üstesine çıktıklarında, kendini 'inançlı' damgası altına salan
Arsız ve edebe mugayir yine de müdebbir
damgalılık tadına bırakıveren adını sizler
Tard etmemiş olsaydınız melekleri hayatınızdan her şey çok farklı,
kuşku yok ki çok daha ölgülü cereyan Ede
Çekti şifresini metresimden başka kimsenin, benim bile bilmediğim
kasada kalan. Mi casa. Cereyan cereyandır, diyeceksin: ama olsun,
courant d'air sen de kalsın. Ben de sen de derim olumlu olsun.

Bu hesap soran tavır yoğun bir tedirginlik salıyor üzerime. Yoğuyor
yorgunluk beni. Bahriyelinin karısı yorulma teklifi. Bu ne
teklifsizlik? Gerçekten öyle mi? Ben miyim dünyaya uğrayan bunca
belânın sebebi?
Meleksizleşmek!

Hayır, defalarca defaten hu hu hu! Defalarca defaten def turuncu!
Doğru değil bu
Rengin üzerimde iyi durduğu.

"İnsan olmak!" "insan olmak!" diye dolanıp durmak
Tan! Başka nedir benim yaptığım? Kumkutulardı benim gittiğim en uzak
yer. Kendimi bilhassa benden gizleyen zerrinlerin peşi sıra daldığım
kuytular. Kuyular de. Hormon kuyuları. Çiçeği meyve, meyvesi çiçek,
bedeni dipsiz, dalı gevrek. Dumanda açlık, dokuda yokluk.
Gizli resim. Mütebesssim.

Ufkumda hangi karaltı belirdiyse
o yöne koştuğum: anlayarak yakındığım, gözüm o yörenin karanlığına alışınca.
Aradığım oralarda da yokmuş!
Bir denizanasına zerin bulmak hayaldir diye sayıkladığım doğrudur.

Nevrozlarımı yokladım, evet, bon Breton Jules Laforgue'un. Alman
topraklarında güneye doğru seğirtirken Atlantik ötesine seksek
vuran Adorno'yu Stravinski aleviyle kudurtan
Gustav Mahler'in uzun cümleleri arasına sızmış olan korkuyu
korkusuzca izledim. Hepsi bu. Ben de nihayet vaktin bir oğluyum.
Kayseri'de doğdum. Nasıl olur da ben, insan olma çırpınışımla
melekleri kaçırtmaya sebep olurum?

Ürküntüyle, bu haksız suçlamadan kurtulma telaşıyla "nasıl olur"
çığlığı fırlatıyorum adama.

Bol bir bej beyzbol eldivenli bilginç adamın açıklaması şu mealde:

Öncelikle meleklerin Adem'e niçin secde ettiğini yanlış anlamak
hoşgöründü size. Adem soyundan gelmenin size bir girişim yetkisi
sağladığını sandınız. Yaratılışı öğrenme çabası göstermek yerine
onu açıklamaya ve açıklamalarınızı angutlukla kanıtlamaya;
kalkıştınız, yaratılmış olana buyruk saldınız. Dahası, iblis size
secde etmedi diye gizlice kıskandınız onu, kendi kaçamaklarınızın
sorumluluğunu Şeytan'ın gücüne havale etmeye yeltendiniz. Eğer
insan olmak bahanesiyle melekleri hayatınızdan kovmamış
olsaydınız bu bulaşıcı kentlerin kokuşmuşluğu, sağırlaşan
ırmakların bu ilenci ve iffetini koruyamadığı için kendini rüşvet
verip iğdiş ettirmiş bu orman karşınıza çıkmayacaktı. Giysilerinizi
arıtmak elinizdeydi. Siz ve dünyanın çirkefi, başlangıçta iki ayrı
şeydiniz.

Yeter!.. Üst perdeden bu teraneyi daha fazla dinleyecek değilim…

Usçuluk, olguculuk vesaire… düşünün, istesem bile tard edebilir
miydim acaba ben melekleri hayatımdan? Buna gücüm yetecek
miydi?

Modernliği modern dünya yaşadı doya doya. Sermaye bir hamam
takunyasıdır. Al sana metafor. Ver bana anafor. Hayatta olup
biten konferanslarda söylenildiği gibi değildir. Hele de benim için.
Çoktur düştüğüm uçurumlardan da melekler tutmuştur beni. Zehre
yarsıdım. Bana zehri dünyaya geri kusturan yine hep meleklerdi.
Kanatları vardı. Yüzüme çarpan havadan anlardım. Hep anlardım:
Ak kağıt üzerine kara yazı dizerken; melekler öğretirdi yalnızca uygun
ölçüleri.

Bilhassa ben, evet, bilhassa ben meleklerin geniş kıldığı alan içinde
seyrettim. Hem de "baş ağrısı bahane" diyerek hafife almaya
çalıştıkları o "insan olma" koşuşturmalarım sırasında. İki melek
kurtardı, sağ ve sol omzumda iki melek, dünyanın modern
kıskacından beni.

Sevaplarımı yazıyor, susuzluğa gidermek, yarayı dağlamak, o
meleklerden biri. Nerde pınar diye sormuyor, beklemiyor kızsın
demiri. Düşünüldü bir sevap=bir sevap işlendi.

Sonra, ne zaman ki susuza ulaştırıyorum suyu, ne zaman ki
ulaşıyorum yarayı dağlamak başarısına, o zaman bir sevap daha.

Her niyet bir ödül meleğin elinde. Her niyet iyi niyettir. Bozuk
niyet, niyetin bozulmuş halidir ki üzerinden niyetlik vasfının kalktığı
için onun bozulmuşluğundan bahsederiz.

Tavrı sol omzumdaki meleğin sağımdakinden farklı. Bir
bozgunculuk hali bana musallat olsa veya ihanet; yıkımı bütün
ayrıntılarıyla tasarlamış bile olsam günahlı saymıyor beni.
Bekliyor, bekletiyor kalemi ve şunu diyor: son anda ihlas galebe
çalar bil ki.

İşte ben bu iki melek arasında hep işin kolayını bularak yaşıyorum.
İyi şeyler yüklüyorum kafama, iyi şeyler yapmamış olsam da. Kötü
şeyler… Onları kafamdan atmaya çalışmıyorum. Kafamdayken
kimseye zararı yok nasıl olsa. Yapmayıverir, kurtulurum.
Bedenim bir evlek. Örseleniyor kafamda canlanan şeyler yüzünden
tenim. Eğlendiriyor iki melek gökten düşen tohumu evleğimde
benim.

Bu yüzden bir insan elinin -elinizin- yakamda duruşu hiç hoş değil.
Melekleri konu ederek bile olsa bir insan beni hesaba çekmemeli.
Çünkü bakın, sizde Adem soyundan geldiniz benim gibi, sözünü
ettiğim iki melek aynı zamanda sizin için. Varın siz de yararlanın
bu kâtiplerin yazılarından, yazış tarzından. Üstelik -uyarıyorum-
beni gözlerinize bakmaya zorlama hakkına sahip değilsiniz.

Evet ama, bakacak göz aramak değil midir zaten bizim işimiz?

İsmet Özel / Of Not Being A Jew kitabından


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 29.05.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 28.05.2024 17:14
307

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 1044 yazı bulunmaktadır.