Sahafiye 4: Antisemit Portresi ve Sartre, Düşünce, Ethem ERDOĞAN

Sahafiye 4: Antisemit Portresi ve Sartre yazısını ve Ethem ERDOĞAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Sahafiye 4: Antisemit Portresi ve Sartre

21.03.2024 09:00 - Ethem ERDOĞAN
Sahafiye 4: Antisemit Portresi ve Sartre

Yeni Başlayanlar İçin Antisemitizme Giriş

Avrupada antisemitizmin bir realite ve yaygın bir hastalık oluşunun temelsiz ve iftira olduğuna dair çok şey okuduk. Yekten söylüyorum; bu savunmalar temelsizdir. 1100'lerden itibaren pesah bayramı civarında Hristiyan çocukların kaybolduğu yazıla gelmiştir. Buna benzer, bazıları gerçek bazıları yalan pek çok söylenti vardır. İğneli Fıçı ve Hamursuz bu bağlamda akla ilk gelenlerdir.

2023 yılı Aralık ayı içinde ele aldığımız konuyu açımlayan bir haber düştü gündeme. Bütün basın yayın organları önce haberin üstüne atladı ama arkası gelmedi nedense?: "Geçen ay ABD'nin New York şehrinin Crown Heights semtinde yer alan bir Ortodoks Yahudi sinagogunun altında, yasadışı kazılmış gizli bir tünel keşfedildi. Yahudilerin kapatılmaması için polise direniş gösterdiği gizli tünelden bebek pusetinden kan lekeli yataklara kadar dikkat çeken birçok materyal çıkarıldı. Yaşananlar; Yahudilerin, Yahudi olmayan çocukların kanını almak için kullandığı 'iğneli fıçı' geleneğini gündeme getirdi." (Yeni Şafak, 12.01.2024)

Yeni Şafak haberi akranlarından daha ayrıntılı ve genişti. Mesela tarihi bilgilerden bir buket yapmıştı: "Kan içme konusunu şimdiye dek en iyi açıklamış kaynaklardan biri, 1803'te Moldavalı rahip Neophite'in yazdığı kitaptır. Bir hahamın oğlu olan Neophite, Yahudilikten çıktıktan sonra Hristiyanlığı kabul edip rahip olmuştur. Babasının inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında Yehova katında daha "üstün" olduklarına inandıklarını anlatmıştır." (YeniŞafak, 12.01.2024)

Bu güncel meseleden sonra 60 küsur yıl önce yazılan bir kitaba müracaat edelim: "Sene 1255: Lincoln, İngiltere. Hugh isminde bir erkek çocuk Yahudiler tarafından kaçırılır ve işkence edilerek iğneli fıçıya atılır ve sonra çarmıha gerilir. Yahudiler bu şekilde, İsa'ya (a.s) olan nefretlerini belirtmektedirler. Çocuğun zavallı annesi uzun araştırmalardan sonra, oğlunun cesedini Joppin adlı bir Yahudi'nin bahçesinde bulur. O zamanın mahallî hâkimi bu Yahudi'ye, eğer hadiseyi itiraf ederse hayatını bağışlayacağını vaat eder. Yahudi her şeyi itiraf eder ve bu suretle tam 91 Yahudi tevkif olunur. Yapılan mahkemenin neticesinde bunlardan 18'i idam edilir ve diğerleri kürek cezasına çarptırılırlar." (ATİLHAN, 1958)

Antisemitizmin yukarıdaki kapsamda ortaya çıktığı su götürmez. Teknik olarak şöyle ifade edilebilir: Avrupa'da kökleri Ortaçağ'a dayanan bir tür ırkçılık ve ötekileştirme şeklidir. Bu kavram, Avrupa toplumunun "biz" algısının sınırlarının çizilmesinde önemli bir etkendir. Aynı zamanda Avrupa'nın biz algısının muhtevasının şekillenmesinde de etken olmuştur. Avrupa, söz ettiğimiz birliğe ulaşana dek 2 büyük 100 kadar kendi aralarında savaşlar yaşamış ve birlik olmak zorunda hissetmiştir. Antisemitizm için oluşan şartlar ve çerçeve sonraki dönemlerde de hemen hiç değişime uğramamıştır. Çünkü Yahudiler için diğer toplulukların "goyim" olduğu inancı ya da tevrata göre "Goyların (yahudi olmayan insanların) bebeklerinin, çocuklarının ve kadınlarının öldürülmesi" hatta "bunun büyük bir sevap olduğu" durumu değişmemiştir.

Antisemitizm şartları hemen hiç değişime uğramamıştır demiştik. Ta ki 20. Yüzyıla kadar. Bu dönemde büyük paralara sahip Yahudilerin kapital gücüyle büyük devletleri yönetmeye başladığından söz edebiliriz. Dolayısıyla: Antisemitizmle mücadele anlamında Amerika'da Yahudi lobilerinin desteğiyle pek çok vakıf, dernek vb STK kurulmuştur. Bunlardan biri de ADL. "1913'de, B'nai B'rith Bağımsız Tarikatı tarafından, ABD'de kurulan ADL'nin resmi misyonu, Yahudi halkına yöneltilen iftiralara /öncelikle/ akla ve vicdana, gerekirse yasalara başvurmak suretiyle son vermek, olarak açıklanmış. B'nai B'rithin kendisi de yine ABD'de, New York Eyaletinde, 1843'de, kurulmuş bir lobi grubu. O tarihte açıklanan amacı: Yahudi cemaatine hizmet etmek, Yahudi haklarını korumak, hasta ve yoksul Yahudilere yardım etmek, gençlere burs sağlamak, Yahudi-karşıtlığına karşı koymak." (ALATLI, 2024). Bu amaçla devam eden ADL hukukçuları tartışmalı bir kavramı yasalaştırmayı başarmışlar Amerika'da. Gerekçeleri şöyle: "Nefret suçları, aslında 'mesaj' suçlarıdır. Saldırganın aslında yaptığı belirli bir gruba 'istenmedikleri' mesajını göndermektir. Bu bakımdan diğer suçlardan ayrılırlar." ADL'nin önerisi Başkan Clinton ve Başkan Bush tarafından kabul görürken, Başkan yardımcısı Gore, "Nefret suçu işleyeceklere açık ve güçlü bir mesaj göndermeliyiz," diyor, "Nefret yanlıştır, yasadışıdır; nefret suçu işlerseniz sizi yakalar, yasalarımızın izin verdiği azami ölçülerde cezalandırırız." Gelin, Al Gore'un bu cümlelerini bir de şöyle okuyalım: "İsrail devletinden nefret etmek yanlıştır, yasadışıdır; İsrail'den nefret ederseniz, vs. vs…." (ALATLI, 2024). İsmet Özel'in insan hakları bağlamında anlattığı "insan hakları denilen şey doğrudan doğruya belli bir insanın özellikleri hesaba katılarak tespit edilmiş bir şeydir. Yani insan hakları bütün insanları ifade eden bir şey değildir. İnsan hakları belli bir insanı esas alır o da Yahudi'dir." sözü kulağımıza küpe olsun. (ÖZEL, 2023)

Yahudilerin "Hamursuz" Bayramında Hıristiyan çocukları öldürerek kanlarını mayasız ekmeklerine (matzah) kattıkları, kuyuları zehirledikleri ve salgın hastalıklar yaydıkları biçimindeki eski korkunç söylenceyi tarihi de inkâr pahasına sadece söylence olarak aldığınızda hatta iftira saydığınızda antisemit olmaktan kurtulursunuz. Ayşe HÜR bu konuda şunları yazmış: Hıristiyanlığın uzun tarihi boyunca, Katolik kilisesi Yahudilerin İsa'nın katili olduğu söylencesini öyle başarıyla yaymıştı ki, kitlelerin gözünde Yahudilerin kozmik birer şeytan haline dönüşmesine şaşmamak lazım. Fakat antisemitizmin yaydığı nefret Yahudilerin yaşadığı şehir, bölge, ülke ile yani yerel ile sınırlı kalmıştı. Hâlbuki şimdi birçok insan için nefret nesnesi sadece kendi Yahudi'si değil, aynı zamanda soyut "öteki Yahudi." (Hür, 2005)

ABD yönetiminde uzun zamandan beri Evanjelizm, evanjelikler arasında da siyonizmin önemli ağırlığı olduğu malumunuz. Evanjelizmin son kertede Yahudileri "gerçek Hıristiyanlık" ile "ölüm" arasında seçime zorlama hedefi var ama olsun. Şimdilik birlikteler. Esasen antisemitizm bütün gücünü Hıristiyanlıktan, ulus-devlet inşasının gerilimlerinden, moderniteye düşmanlıktan, sosyal Darwinci fikirlerden, yerel ihtiyaçlardan, küreselleşmeden, kapitalizmden vb alıyor. "ABD'nin Doğu kıyısını oluşturan" İsrail'e düşmanlık da cabası… Yahudilerin beslendiği kaynaklar buralar. Reddediyorlar. Ama asıl suçlu yine kendileri. Çünkü ABD politikalarını da "küçük Yahudi bir grup" belirliyor. Bir not: (Bkz.) Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalanmasından, 11 Eylül olaylarına kadar pek çok terör olayının ardında Yahudi parmağına işaret eden teoriler ve yazılar ve şehir efsaneleri…

Varoluşçu Yanılgı

Jean Paul Sartre'ın Özgür Olmak başlıklı ve Antisemit Portresi alt başlıklı ilginç bir kitabı var. İlk baskısı 1958 yılı görünen bu kitabın bendeki baskısı 1998 Toplumsal Dönüşüm Yayınları olarak görülüyor. Aynı kitabın bir de "Yahudi Düşmanı: Antisemitin Portresi" adıyla Salyangoz Yayınlarından 2008'de çıktığı görülüyor. Belki başka yayın da var. Ama konumuz değil. Konumuz kitabın sahafiye oluşu ve Yahudi meselesinin her zaman olduğu gibi önemli olması.

Friedrich Nietzsche ve Soren Kierkegaard insanoğlunun özünde bir eksilme bir yitme olduğu inancı taşıyorlardı. O zamandan beri gerçekliğin tanrısızlaştırılması Batı felsefe ve edebiyatında gittikçe daha çok belirginleşmiştir. Çağdaş insan bu yetersizlik duygusundan doğmakta onun öz yansımasından da M. Heidegger'in ifadesiyle var oluşun diğer tamamı meydana gelmektedir. Sartre'ın insanlık ve hümanizm bağlamında söylediği cümlelerin izahına bakarak Antisemit portresini değerlendirmeliyiz. Onun "varoluş" hümanizmi bir insani benlik hümanizmi, kendini tasarlayan ve aşan insanoğlunun hümanizmi olup kendi dışında bir kanun koyucu tanımaz. Tek başına kalmışlığı içinde kendi kendini yargılar. 2. Paylaşım savaşı sonrası Yahudi meselesiyle ilgili de bütün tarihi perspektifi göz ardı ederek ve konuyu basitleştirme gayretkeşliğiyle şöyle bakar: Yahudiler bütün çağdaş uluslarca özümlenmeye hazır ve elverişli iken salt istenmemeleri yüzünden Yahudi kalmış bir halk olarak tanımlanabilir. İsa Peygamberin öldürülmüş olmasının günahı ta baştan beri Yahudi'nin omzuna yüklenmiş ağır bir yüktür. Kilise Ortaçağda Yahudileri zorla özümlemeye çalışacak, ya da yok edecek yerde onlara göz yummuş ise bunun da nedeni onların çok önemli bir ekonomik görev yüklenmiş olmalarıdır. Ortada yine ancak lanetlenmişler tarafından yapılması gereken lanetlenmiş bir uğraş vardı: Para alışverişleri.

Önemli bir tarafı daha var meselenin. Sarte komünizm eksenli bir nazarla hayata bakar. Toplumsal sınıflama odağına oturtur antisemiti: antisemitizm sınıf kavgasının burjuvaca ve mistik bir şeklidir, onun için de sınıfsız bir toplumda yok olması pek doğaldır. Yani antisemit arka planı görmek yerine herkes komünist olursa kimse antisemit olmaza getiriyor lafı. 2. Paylaşım savaşı öncesi ve sonrası Yahudilerin yaşadığı olaylar dolayısıyla bir Avrupalı olarak günah çıkarmasın mı Sartre… "Düşünen insan bilir ki düşünceler yalnız olanakları dile getirir, kesinlikleri değil! Şimdi iyice anlamış bulunuyoruz ki, içten, özden Yahudi olmak karan Yahudi'ye belki ahlak bakımından bir onur, bir kuvvet kazandırır, ama asla sosyal ve politik bir çözüm sağlamaz. Zavallının durumu öylesine bozuk ve çapraşık ki ne yapsa, ne etse yine hep zararlı çıkıyor." Sartre o kadar abartıyor ki antisemitin insan olmadığına dair kaba ve hoyratlığa, küfürbazlığa buluyor sözü: "Antisemit Kaya gibi vurdumduymaz, sel gibi sürükler, yıldırım gibi yakan olmak ister. Evet, her şey olur, elverir ki insan olmasın! O insan türünün soylu bir dölü değildir!." Aynı cümleyi her şey olan ama insan olamayan bir Yahudi için kurmak antisemit yapar mı bizi? O halde Sartre'a kapak olsun: kahrolsun Siyonizm, yaşasın antisemitizm!

Sartre kitabının son kısmında "Fransa'da ya da bütün dünyada bir Yahudi, hayat korkusu içinde titredikçe hiç bir Fransız kendini güven altında sayamaz!!" diyor. Hatta Yahudileri "demokratlar topluluğu" olarak nitelendiriyor. Tabi çoook büyük adam! Bugünleri görmüş olmalı (!) Yahudilerin bir büyük patlamanın eşiğinde olduğunu anlatıyor. Geri dönüşleri üzerinden diğer halkları tehdit ediyor. Onlar için iyi olmayacağını anlatıyor. "Yahudilerimiz sürgünden öyle bir hınçla geri dönecekler ki, antisemitizmin yeniden hortlamasından korkulur." Cümlesini kuruyor. Bilinçaltındaki Alman fobisi bu aslında. Yahudilere bir nevi "Almanya'ya dönüp intikam alın." İçeriği üfürüyor. Sartre, Yahudi meselesini tarihi bağlamından çıkararak ele alıyor bence. Sadece o dönemde Yahudilerin çektikleri varsayılan zulümleri baz alır. Ayıplayıcının ayıplamasını göze alarak söylemek isterim ki Almanya'da ne kadar Yahudi vardı, ne kadarı kurtuldu ne kadarı öldü-yakıldı? Bu soruları net şekilde cevaplamak ve hatta verilen cevaplara inanmak neredeyse imkânsızdır.

Kitabın daha başında antisemit nitelediği kişiyi bir tür bağnaz olarak göstererek başlıyor aslında: "Bir kişi, yurdunun mutsuzluğundan ya da kendi özel talihsizliğinden toplumdaki Yahudileri sorumlu tutar." (Sayfa 7). İlerleyen kısımlarda yine varoluşçuluğu tutar: "Gerçek odur ki, Yahudi onu Yahudi sayan in­sanların bir yaratmasıdır. Çıkış yapılması gereken yalın gerçek işte budur. Antisemite demokratın dediği bu anlam­ da çok doğrudur: Yahudi'yi yapan yalnız antisemitizmdir!" (Sayfa 53). Antisemit ile ilgili somut veriler beklenen büyük düşünür Kafka'nın "Duruşma" romanında anlatılan içeriği Yahudilerin Avrupa'da yaşadıkları için tanık sayar: "Yahudi yazar Kafka'nın Duruşma adlı romanında anlatılan şeyin aynıdır: Tıpkı romanın kahramanı gibi Yahudi bitmek bilmez bir duruşmanın çıkmazına düşmüştür. Yargıçlarını da avukatlarını da hemen hemen tanımaz, suçlamanın ne olduğunu anla­maz. O kendisini savunmak için kırk dereden su getirerek tanıtlarını toplar, ama neye yarar!" (Sayfa 67). Yahudi karşıtı profilini kendince iyi tanımıştır(!). Şunları söyler: "Artık antisemiti iyi anlıyoruz sanırım. O tedirgin, korkulu bir adamdır." Antisemitin her şeyden korktuğunu, yalnız Yahudi'den korkmadığını anlatır. Sonra ağzını bozar yine: "O tipik sürü hayvandır, ne kerte ufak olsa da yine göze çarpmak ve kendisiyle karşılaşmak korkusuyla başını eğer ve büzülür, o antisemit olmuşsa, Yahudi düşmanlığının moda olduğu toplum içinde bulunmasındandır." Türkiye'de total bir Yahudi düşmanlığı olmadığı için antisemit bile olsak Sartre'ın "tipik sürü hayvanı" tasnifine girmemekle mutlu olabiliriz.(!) Öte yandan bütün söylediklerini klasik Alman düşmanlığına -antisemit yerine Alman koyarak- bağlayabiliriz elbette: "Antisemit kendini bir cani olarak seçmiştir, ama suçsuz bir cani! Yaptığının kötü olduğunu bilmekte ama o iyilik uğruna yaptığından ve bütün bir ulus kurtuluşu ondan beklediğinden, kendini adeta kutsal bir kötülükçü saymaktadır." Büyük filozof modernizm başladığından beri söylenen teraneyi bihakkın tekrar etmiş. Dünya vatan… Dünya vatandaşlığı… Tanzimat'tan itibaren bize dayatılan, bizim tatlı su aydınlarımızın diline pelesenk ettiği ifadeler: "Sonsuz dünya yasaları karşısında insan, ancak dünya yurttaşı sayılabilir. Ne Polak vardır, ne Yahudi! Yalnızca Polonya denilen ülkede yaşayan insanlar vardır ki, bunlar­dan bazılarının kimliğinde dini Musevidir diye yazar, bütün fark bundan ibarettir."(Sayfa 84). Sormak gerekir elbette: Bir Fransız'daki milliyet ve dil taassubu dünyada başka kimde vardır ki? Diğer insanları öteki görmekte Fransız kadar ileri giden bir topluluk var mıdır dünyada?

Son söz olarak Sartre'ın bir cümlesini (Evrensel değerler söz konusu olduğu yerde bu insanlar arasında bir anlaşma ve uyuşma­ya varılmama olanağı yoktur.) değerlendirmek istiyorum: o değerler Yahudi için var, Filistinli için yoksa evrensel değer yoktur. Batının evrensel olan yanı ikiyüzlülüktür. Yazıyı burada bitiriyorum ancak aforizma niteliğinde cümleler var kitapta. Bazılarını buraya alacağım: "Düşünen insan bilir ki düşünceler yalnız olanakları dile getirir, kesinlikleri değil!" (Sayfa 15). "Her birey bölünmez bir bütündür." (Sayfa 27). "Değer ölçüleri içinde düşünmek varlığa karşı iş­lenebilecek en büyük günahtır." (Sayfa 119). "Eğer başkasının hürriyeti­ni kendiminkine eşit saymıyorsam hürriyeti kendime amaç alamam!" (Sayfa 125)


Kaynakça

  • ALATLI, A. (2024). ADL'NİN DERDİ NE? (1). https://www.alevalatli.com.tr/. adresinden alındı
  • ATİLHAN, C. R. (1958). iĞNELİ FIÇI.
  • Hür, A. (2005, 10 18). Küreselleşen Anti-Semitizm ve Türkiye.
  • ÖZEL, İ. (2023). https://www.youtube.com/shorts/w3Q_2NF48I4.
  • YeniŞafak. (12.01.2024). Sinagog'un altındaki gizli tünel 'iğneli fıçıya' mı çıkıyor? İşte Yahudilerin Avrupa'ya kabus olan kan donduran geleneği. Yeni Şafak.

Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 21.03.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 03.03.2024 17:22
302

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 176 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.

Twitter Kitapyurdu.com