Sedat Umran ve Şiirine Dair 8
Tuğba D. CAN yazdı...
Meşaleler Kitabındaki Şiirlerinde Eşya
Eşya şairi Sedat Umran, ilk şiirlerini Ahmet Haşim etkisiyle kaleme almış, daha sonra özgünleşerek ortaya orijinal şiirler koyabilmiştir. Meş'aleler kitabı, Umran'ın vitrine çıktığı ilk eseridir. 1949 yılında Askerlik görevini yerine getirirken basılan eser 2006 tarihinde yeni baskısını yapar.
"Meş'aleler…
"Arzu yarıldı bir nar gibi içimde yer yer
Döküldü kıvılcımlar halinde taneleri…
Perdeler etrafında uçan pervâneleri;
Parıldayan camlarda titriyor meş'aleler,
Nefes alıyor sessiz perdeler karanlıkta
Ay sükûtla örüyor tenhada kozasını
Fısıldıyor perdeler, bir haber karanlıkta:
Ve uyku uzatıyor sükûn dolu tasını…" (Umran, 2006:9)
Kitaba ismini veren Meş'aleler adlı şiirde Umran; meş'ale, perde, cam, nesnelerine vurgu yapmaktadır. Baş nesne olarak şiire ismini veren meş'alelerdir. Meş'alelerin parıldayan camlarda titrediğinden bahsederek ışığın ışıkla raksına vurgu yapmaktadır. Işığın olmama durumuna karanlık deriz. Şiirde meş'alelerin yansıttığı ışığın ay ışığıyla pencerelere yansıması anlaşılmakta, perdelerin kişileştirme yoluyla nefes alıp verişleri ve fısıldamaları ile bu anı yansıtıp haberler taşıdığını aktarmakta bu durumun da uykunun en derin safhasına vurgu yapmaktadır.
Kitabın ikinci şiiri olan Akşam şiirinde kullanılan belirli nesneler lamba, tül ve camdır. Bu şiirinde Umran, gurup vaktiyle tüllerini indiren zamanın akşam saatleri olduğunu ve bu durum karşısındaki camların tüllerini indirerek ev içinde olanları dışa kapatılmasından bahseder.
"Saatler…
Havalanmak isteyen perdelerin sesiyle
Uyandı duvarlarda resimlerden bir seri.
Uzaklaşıyor gece sessizce maskesiyle
Saatler çiğnemede hızla mesafeleri…
Falı okunan avuç gibi açıldı şehir
Sonsuz bir tevekkülle hakikat dünyasında.
Garip şekilleriyle dağıldı da bütün bir
Kâinat rüyaların billûrdan aynasında…" (Umran, 2006:11)
Saatler şiirinde Umran, müptelası olduğu belki de sığındığı liman olan geceyi mesken edinerek bunu şiirine işlemiştir. Bu şiirinde zaman temasına vurgu yapan Umran'ın bu şiirinde Ahmet Haşim etkisi gözlemlenmektedir. Kullanılan nesneler; perde, saat, ayna.
Rüzgarın etkisiyle havalanan perdelerin duvardaki gölgeleri şair için resimlerden bir seri halini almış ve onu hayal dünyasıyla işlemiştir. Gecenin sabaha doğru uzayan halinde şair, sabahı karşılayarak bunu falı okunan avuç benzetmesiyle açıklamaktadır.
"Aynada Gün Doğumu…
Gece bir deniz gibi sessiz çekiliverir
Aynaların içinden daha doğmadan yarın.
Sıyrılıp ellerinden düşüncelerin bir bir
Gömülür yastığına başım hâtıraların..
İri bir köpük gibi tutar avucunda semâ:
Ay sönüverir meçhul parmağın temasıyla
Aynaların karşımda mahzun soyunmasıyla
Gün dokunur tertemiz elleriyle alnıma…" (Umran, 2006:12)
Bu şiirinde belirgin nesne olarak ayna ve onun nesne-insan karşısındaki durumu ayrıntılı olarak resmedilmektedir. Şiirin teması zamandır. İnsanın zaman karşısındaki durumu aynanın insan karşısındaki durumuyla kıyaslanarak açıklanmıştır.
"Mendil…
Avuttum döndüğü kadar dilimin
Mendilim bugün de kederli dünden.
Ne hazin duruşu var mendilimin
Titriyor elimde teessüründen!...
Kaderin avucunda hasret kokulu
Bir ipek mendilsin, uzaksın bana
Bir mendil: sayısız dâvetle dolu
Ne bana aitsin, ne sallayana…" (Umran, 2006:14)
Mendil şiirinde Umran, mendili kişileştirerek, onunla bütünleşerek ele almaktadır. Şiirin teması "trajik ben"dir. Mendile bir kişilik yükleyerek onun da kendisi gibi hazin bir durumda olduğunu aktarmaktadır. Oysa bendil sevgili gibidir onda, sevgili gibi uzak, sayısız davetle dolu bir duygu durumudur.
"Kilit
İstediğin kadar it,
Yıldızlar altın kilit
Semâ kapılarında…
Kalacağız yarın da
Açılır birer birer
Kimbilir kimler girer?." (Umran, 2006:16).
Bu şiirinde kısa ve öz bir anlatımı yeğleyen Umran, gök kapılarını tutan yıldızları birer kilit olarak yansıtmış, herkesin vakti geldiğinde o kapılardan geçerek öleceğine vurgu yapmaktadır. Bu şiirinde net olarak bir tema gözükmemektedir.
"Soba
Borular sobanın uzun kolları
Loşlukta boş yere aranıyorlar;
Açılmış kollar ki saramıyorlar
Ne bir akrabayı, ne de bir yârı…
Köşede can verdi muzdarip soba
Demin hararetten yanan gövdesi
Buz kesildi, artık çıkmıyor sesi
Başında ne bir dost, ne bir akraba."(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 22).
Dünya şiir literatüründe soba ve bir sonraki şiirine konu olan soba borusunu ele alarak işleyen başka şair var mıdır bilemiyoruz. Fakat kanaatimizce yoktur. Umran, hayatımızda kullanageldiğimiz çoğu eşyayı şiire dâhil ederek, hakkında şiir yazılmaz diyebileceğimiz şeylere şiirler yazmış bir şairdir. Soba adlı şiirinde sobayı kişileştirerek borularını kollara benzetmiştir. Sobanın sıcaklığı insanları başına toplarken soğuk halinin ise hiç cazip gelmediğini bu yüzden de başında kimselerin olamayacağından bahsetmektedir. Bu şiirdeki tema "yalnızlık, çaresizlik" olarak durmaktadır.
"Soba Boruları
Borular azapla kıvranıyorlar
Gecenin en tenhâ saatlerinde…
Olsaydı başkası onun yerinde
Çoktan can vermişti şimdi kadar.
Çıkmıyor korkudan kısılmış sesi
Yatıyor upuzun hasta borular…
Sürecek ya Rabbi! daha ne kadar?
Hasta boruların can çekişmesi…"(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 23).
Şiirdeki tema "yalnızlıktan duyulan çaresizlik" olarak görünmektedir. Şair, yalnızlığını ve bu hal karşısındaki çıkmazlarını eşyalara yükleyerek şiirler yazmaktadır. Soba Boruları isimli şiirinde insanın bir hastalık karşısında düştüğü çaresizliği ve ateş halini aktarmaktadır.
"Fıskiye
Bir garip fıskiyeden ruhuma dökülüşün,
Göz yaşları halinde serpilişin içime;
Ruhumun aynasından eğilip bükülüşün
Soyunuşun çırçıplak, girişin her biçime…
Dökülüşün havuzuma semâdan inleyerek,
Avunuşum bir ömür boyunca dinleyerek
Ruhum huzura erdi bir ân serinleyerek
Bir garip fıskiyeden içime dökülüşün…"(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 31).
Kendisiyle yapılan bir söyleşide Umran, "şiir kişinin içindeki yalnız yanına seslenen bir sanattır. Nasıl kendini dünyadan ve hayattan uzun bir süre tecrit etmeden bir dünyasını oluşturmak imkânı mevcut değilse, şiir okuyucusu da böyle bir süreçten geçmeden şiire kendini hazırlayamaz" (Umran, Sedat Umran: "Şiir, insanı robotlaşmaktan korur.", 2015)ifadesiyle şiire dair görüşlerini özetlemiştir. Fıskiye şiiriyle de eşya ile bütünleşen bir şairin ve onu kendi yalnızlığına dahil eden bir şair haleti ruhiyesi vardır. Sevgiliyi bir suya benzeten ve onsuz kurak bir halde olduğunu, ancak semadan yağarak gönlünün huzur bulacağını, böylelikle serinleyebileceğini ifade etmiştir. Bu şiirinde aşk ve özlem temalarını işlemiştir.
"Değirmen
Zaman hiç durmadan dönen değirmen
Günler öğütülen buğday tanesi,
Eskimek bilmiyor, acaba neden…
Dönüyor boyuna dev pervânesi.
Zaman hiç durmadan dönen değirmen
Hasret içimizde çağıldayan su
Mümkün mü acaba? Durdursak hemen
Dinmiyor ya Rabbi! hiç uğultusu…" (Umran, Meş'aleler, 2006, s. 32).
"Şiirin alışkanlıklarımızı yenerek bizi bencilliğimizin ve mantığımızın ve pratik hayata yönelik zihnimizin egemenliğinden kısa bir süre için de olsa kurtararak bunu başarmak gibi bir görevi vardır"(Umran, Sedat Umran: "Şiir, insanı robotlaşmaktan korur.", 2015) ifadesi Umran'ın şiirden beklentisinin bir özeti niteliğidir. Hayatımıza temas eden ve onu değiştirip dönüştürmesi gerektiği yönünden bir beklentisi vardır. Umran, Değirmen şiirinde zaman temasına yoğunlaşarak insanların zaman karşısında değirmende ezilen buğday taneleri gibi ezildiğinden bahseder.
"Şair Aynalar
I
Bizim de iç âlemimiz
Olmasaydı yaşar mıydık,
Bilmiyoruz biz de kimiz?
Bilseydik hiç şaşar mıydık?
İçimiz bir geniş havuz,
Ne martı, ne gemi izi,
Akislerle konuşuruz
Anlatırız derdimizi…(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 36).
II
Aynaların gözlerinde
Okuyamadığım mâna,
Yoksa o kadar derin de
Müphem mi geliyor bana?
Mahzun yüzlerinde hayret
Bizi anlayamadınız,
Yaşıyoruz bir esaret
Hayatını yapayalnız…."(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 37).
Umran, "ayna" kelimesi üzerinde en çok duran şairlerdendir. Ele aldığı şiirlerinde "ayna"nın özel bir yeri, özel bir anlamı vardır. Kendi mevcudiyetini kendi görüntüsüyle ispata yeltenen bir şairin tavrı vardır Umran'da. Görüngüler dünyasının biricik yansıtma aracı ayna, insana kendisinin bir yansımasını sunar. Ayna ile sürekli haşır neşir olma kendini beğenmişlik ile düz orantılıdır. Ayna, olanı olduğu gibi aktarır. Hiçbir şekilde yalan söylemez. İnsanı fiziksel olarak bütün kusurlarını da gösterebilme kapasitesi aynanın ortaya konulma amacındandır. Umran, bu şiirinde aynaların aktardığı anlamlar dolayısıyla ona şair sıfatı yüklemektedir. Bu şiirinde de "yalnızlık" teması üzerinden bir nesnenin kullanımı söz konusudur.
"Ressam Aynalar
Eşyayı meharetle çizdi içinde aynam
Usta elinin hayret veren çabukluğuyla,
Lüzum görmedi bile düzeltmeğe, bir ressam
Alışkanlığıyla ve gözlerinde buğuyla:
Seyretmeğe koyuldu büyüyen bir hayretle
Bir kalem darbesiyle yarattığı eseri,
Konuşmağa çalıştı: sarfettiği gayretle
Bir akisten ibaret kaldı bütün sözleri…"(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 38).
Bu şiirinde de yine "ayna" üzerinden hareketle, aynaların bir ressam gibi eşyayı yansıtmasını aktarmaktadır. Ayna bir ressam gibi gördüklerini tuvaline, yani yüzeyine yansıtır. Gördüğünü resmeden bir ressamdır ayna, Umran'a göre. Bu şiirinde de "yalnızlık" teması ağır basmaktadır.
"Manken
Yaşamak isterdim bir manken gibi
Duyup anlamadan ve düşünmeden,
Tığ gibi bir vücûd, dimdik bir beden
Şişirmek göğsümü bir yelken gibi…
İstemem olmasın defterde kaydım
Bir oda içinden, loş, camekânlı
Görsem de muzdarip yüzleri canlı
Unutup giderdim manken olsaydım"(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 41).
Burada bahsedilen vitrinlerde kıyafet sergilemek için kullanılan manken olduğu için bir eşya olarak kabul edilmiştir. Bu şiiri, "mankenlerin yalnızlığı" şiiriyle aynı anlam ve temaya sahip olması, şairin aynı eşyaları farklı zamanlarda aynı duygu durumunu aktarmakta kullanması şairin bir özelliğidir. Eşyaların şiirde kullanımı, Umran'da maddeleşen insana bir tür cevabı niteliğindedir. Diğer şiirlerinde kullandığı eşyalar ile birlikte bu şiirindeki "manken" gibi Umran, bir çok nesneyi kullanırken modern insanın çıkmazlarına cevaplar aramıştır. Maddeci düşünce biçiminin insanı bir süre sonra çıkmaza sürüklemektedir. Her şeyi materyalist anlayışla çözümlemeye çalışılması insan fıtratına uygun olmayan bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. İnsan, duygu ve düşünceleri ile insandır ve materyalizmin es geçtiği yönü budur. Umran, eşyayı şiirde işleyerek insanın materyaller karşısındaki duygu durumunu çözümleyerek sezgisel bir yaklaşım sergilemektedir. Umran, bu şiirinde "trajik benin yalnızlığını" işlemiştir.
"Salıncak
"Die ganze Welt ist zum Verzweifeln traurig"
Nicolaus LENAU
Bin türlü duyguyla akislenen cam
Benliğimi saran bir acı ipham.
Yaşamak meçhulün boş kucağında,
Sallanmak bir ömür salıncağında.
Hızlandık mümkün mü artık durdurmak
Kopuncaya kadar ip, kolan vurmak
İçimizde yere düşmek korkusu,
Yaşamak! Allahım! en müşkülü bu"(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 44).
Umran, bir söyleşisinde "şiirin amacı kendi içindedir. Şiirin bir dünya görüşüne bile ihtiyacı yoktur. Şiir bizi çocukluğumuzun masal ülkesine götürmek ve zamanın ve mekânın daraltıcı kalıplarından kurtarmakla görevini yerine getirmiş olur" (Umran, Sedat Umran: "Şiir, insanı robotlaşmaktan korur.", 2015) ifadesiyle şiirin amacını açıklamıştır. Bu da şiirinin hangi minvalde değerlendirilmesi gerektiği yönünden ip uçları sunmuştur. Salıncak şiirine salıncağı bir ömüre benzetmiştir. Bazen durağan bazen ise hızlıca akıp giden… Şiirde tema olarak zaman üzerinde durulmuştur.
"Camlarda Akşam…
Çıplak oldukları için üşürler
Batıyı hayretle seyreden camlar;
İşaretleşirler ve görüşürler
Gizli akislerle bazı akşamlar…
Bir sihirbaz gibi camlar akşamın
Karşısında binbir oyun gösterir..
Bir anda yanışı yüzlerce camın
İnsana ne büyük hayret verir..
Henüz yok verilmiş bir kararı da
Mûcize yaratır cam biteviye,
Sonra anlaşılır hünerim diye
Bırakır oyununu camlar yarıda.." (Umran, Meş'aleler, 2006, s. 46).
Akşam, üzerine uzun uzun duran Umran, tıpkı Ahmet Haşim gibi akşamı bütün yönleriyle ele alarak onu gergefine dahil ederek bakış nakış işlemiştir. Camları kişileştirerek, birbirleriyle anlaştıklarını, ışığın binbir aksi karşısında girdikleri durumların insanı hayretler içerisinde bıraktığından bahseder. Şiirde tema olarak akşam olgusu üzerinde durulmuştur.
"Mangal
Bağırmaz olur mu hiç ciyak ciyak
Ayağı ateşte duran sacıyak
Mangal işitmez mi kulak verir de
Ürperir vücudu hazdan erir de..
Kulağında siyah kurşun kalemi
Yazacak duyduğu büyük elemi,
Ateşten harflerle külün içine
Bigâne gamına ve sevince…"(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 66).
Şair içerisindeki acı ve hüznü farklı eşyalara yükleyerek onlarla bütünleşmektedir. Her eşyanın ona göre ayrı bir kişiliği ayrı bir tavrı vardır. Şiiri de günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olarak kabul eden Umran'a göre bu kişiliği ve tavrı şiir diline çevirmek şairin de kişiliğini ele verir (Umran, Sedat Umran: "Şiir, insanı robotlaşmaktan korur.", 2015), bu bakımdan şiir dilini kuramayan şairlerin de şairlik güçlerini tam olarak ispatlayamacaklarını belirtir. Mangal şiirinde acı ve hüznün farklı şekilde yansımaları gözlemlenmektedir.
Çalar Saat
Zaman yelkovansız bir saat gibi
Güçlükle duyarız işlediğini;
Biz de bilmiyoruz kimdir sahibi
Her vakit kurulu, her vakit yeni…
Arar gözlerimiz boş kadranında
Biz gizli işaret beyhude yere,
Duracak sanırız ölüm anında
Bir daha, bir daha çalmamak üzre(Umran, Meş'aleler, 2006, s. 67).
Zaman, hem dert hem de ilaçtır, bunu ölçen eşyayı ele alan Umran, çalar saat ile zamanı hayat ve ölüm ekseninde değerlendirerek ele alır.
Kaynakça
Umran, S. (2006). Meş'aleler. İstanbul: İz Yayıncılık.
Umran, S. (2015). Sedat Umran: "Şiir, insanı robotlaşmaktan korur.". S. D. Hasan Sutay içinde, Kaybolan Şiir Şairlerle Şiir Soruşturması (s. 91-94). Ankara: Cümle Yayınları.
Yazar: Tuğba D. CAN - Yayın Tarihi: 06.12.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 22.11.2023 09:12