Tiyatro İncelemesi: Dozundan Fazla Olan Her Şey Zehirdir, Kara Tahta, Necla DURSUN

Tiyatro İncelemesi: Dozundan Fazla Olan Her Şey Zehirdir yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsini

Tiyatro İncelemesi: Dozundan Fazla Olan Her Şey Zehirdir

16.12.2022 09:00 - Necla DURSUN
Tiyatro İncelemesi: Dozundan Fazla Olan Her Şey Zehirdir

Ego, güç, öfke, hoşgörü, ihtiras, kıskançlık, korku, hasret… Hepsinin azı karar çoğu ise zehirdir.

"Neyin içindeyiz, yüzümüz hep yara bere
Zehri kalbinden içiyoruz bile bile
Neden deme, cevabına elim uzanmıyor
Yollarımız ayrılıyor burada belki de"

Sedef Sebüktekin'in sesinden dinlediğimiz "Zehir" adlı eserin sözlerinde söylediği gibi; zehri değişik kanallardan içiyoruz. Kimi yemek isteğini dizginleyemeyerek yiyeceklerle alıyor zehri vücuduna, kimi hep kazanma dürtüsüyle kumar oynayarak alıyor zehri ruhuna. Bazen tadımlık bazen ise doyasıya.

Geçmişin gölgesinde yaşamak da bir çeşit zehir. Hep aynı şiddette acıyı hissetmek, kalbinde kök salarken filiz vermesine olanak sağlamak hatta bir bitki misali yeşermesi için çeşitli kanallardan onu sulamak… İşte tam böyle bir tiyatro oyunu var yazımızın satırlarında. Adı: "Zehir".

Geçmişte yaşadıkları büyük ve trajik bir kaybın ardından adamın dediğine göre 5, kadının dediğine göre 6 yıl sonra bir araya gelen bir çiftin hikâyesi var sahnede. Acılı bir geçmişin hırçın, gelgitli, hesaplaşmalı bu karşılaşması hüzün dolu. Eksik olan boşluklar kederle ve gözyaşıyla dolarken anlaşılmak isteyen bir anne-baba var sahnede. En çok da birbirleri tarafından anlaşılmak istiyorlar. Bu istek her ikisinin pencere pervazında bekleşmekte.

Hollanda prömiyerinden sonra birçok dile çevrilen oyunun Zehir'in yazarı; Lot Vekemans. 1997 den bu güne aktif olarak oyun yazmakta olan Vekemans yazdıklarıyla çok sayıda ödüle layık bulunmuş. "Varşova'dan Bir Gelinlik" ve "Kaybolan" isimlerinde iki kitabı bulunan yazarın "Zehir" oyunu ona 2010 yılında Hollanda'da Tiyatro Yazarları Birliği tarafından En iyi Oyun Ödülü'nü getirmiş.

Yazdığı ve çevirdiği oyunların birçoğu Mitos Boyut Yayınları tarafından basılan Şaban Ol ise oyunun yönetmeni. Oyunlarının çoğunu oyuncularla gerçekleştirdiği doğaçlardan ve röportajlardan yazdığı bilinen yönetmenin "Arabesque" ve "Körler, Kökler ve Geyikler" adlı iki şiir kitabı bulunuyor.

Yavaş Yavaş Zerk Olan Zehir

Oyunu Aralık 2022 'de İBB Şehir Tiyatroları Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi'nde izledim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu akşam alışılmışın dışında iki farklı şeyle karşılaştım oyunda. Bu iki husus bendeniz için yeni olduğunsan kısaca söz etmek uygun olacak. İlki oyunun başladığı anlardı. 20:30 başlayacağı duyurulan oyunda ışıklar sönmeden bir oyuncu sahneye geldi. Biri erkek biri kadın olan iki kişilik oyunun erkek oyuncusu randevuya erken gelmiş bir oyuncunun vücut diliyle sessizce oyununa başladı. O esnada salon görevlileri izleyenlere yer göstermeye ve salondakiler kendi aralarında konuşmaya devam ediyordu. Çünkü sahneye bir oyuncunun çıktığını haber veren bir uyaran yoktu etrafta. Işıklar da sönmeyince bunu anlamak pek de mümkün değildi. Oyunun bir parçası olduğuna yorduğumun birkaç dakika süren bu durumun dışında çift cast ile izlediğim ilk oyun olması yaşadığım diğer "yeni" idi. Oyunun tanıtım broşüründe "Kırmızı Ekip" ve "Mavi Ekip" olarak adlandırılmış bu durum oyunun bu dört oyuncu arasında dönüşümlü oynandığı anlamına geliyordu. Biz Kırmızı Ekip olan Sevinç Erbulak ve Ahmet Saraçoğlu'nu izledik sahnede. Diğer ekip ise Aslıhan Kandemir ve Eraslan Sağlam ikilisinden oluşmaktaydı.

Çok kez işlenmiş hatta klasikleşmiş denilebilecek bir konu olan; evlatlarını kaybeden ebeveynlerin boşanma ile sonuçlanan evlilikleri ve eşlerin yıllar sonraki karşılaşmaları çerçevesinde gelişen bir konusu var oyunun. İki kişilik oyunda bir sonuca bağlanmayan belki de bir sonucu gerektirip gerektirmediği münakaşaya açık bir senaryoya sahip. Birlikte büyük bir acıyı yaşamış fakat bu acıya birlikte göğüs ger(e)memiş çiftin kısa süreliğine bir araya gelip, kapanmamış hesaplarının izleğinin başlangıç noktası mezarlıklar müdürlüğünden gelen bir mektup.

Söz konusu mektupla bir araya gelen çifti izlerken kültürümüzdeki o güzel dua "Allah kimseye evlat acısı göstermesin" akla geliyor. Acıların en büyüğü olarak nitelendirilen bu konuyu tiyatroda ayrılan bir çiftin üzerinden anlatmak kolay iş olmasa gerek. Vurucu ve güçlü bir metne ihtiyaç duyulan oyunda diyaloglar üzerinden bir ilerleyiş mevcut. Hal böyle olunca izleyici ile güçlü bağlar tesis etmesi en büyük beklenti olmakta. Her an sıkıcı olabilme riskini barındıran oyunda metin gereği oyuncuların birbirlerinin sözünü kestikleri anlardaki doğru zamanlama ile diyalogda doğal bir akıcılık kazanmış. Güçlü oyunculuklarla da desteklenen bu durum riski azaltan bir unsur olmuş.

Oyuncuların replikte söyledikleri gibi: "önce çocuklarını, sonra kendilerini, sonra da birbirlerini kaybeden" çiftin çocuklarının olduğu mezarlıkta yüzleşmelerinde; kadının ve erkeğin hayatlarına devam etmeleri noktasında farklı tercihlerde bulunduklarına şahit oluyoruz. Kadın yalnız, erkek ise yeni bir hayatın eşiğinden yeni adım atmış. Kadının "eskisi gibi mutlu olmak istiyorum" demesinden yeniden birlikte olunabilir mi sorusunun yanıtını arıyor gibi. Adamın "mutlu olman gereken yer geçmiş değil içinde bulunduğun şartlardır" demesinden hayatı yaşanır kılanların insanların iç dünyası olduğuna gönderme yapılırken sanki kadının sorusuna "hayr" cevabını veriyor.

Gelelim 75 dakika süren tek perdelik oyundaki deneyimime ve tespitlerime. Tamamen yapıcı olmasına yıpratıcı olmamasına gösterdiğim özen kadar dikkat ettiğim birkaç husus mevcut. İBB Şehir Tiyatroları Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi'nde çok defa oyun izlemiş olmakla birlikte şunu söylemek gerekir ki bu akşam bir ses sıkıntısı vardı. Salonda akustik anlamda problemi olduğunu düşünmesem de bazı replikleri duymakta zorluk yaşadığımı belirtmeliyim. Anlayamadığım kelimelerin repliğin kilit noktası oldu bazı durumlarda oyundan kopmalar yaşadım. Bunun yan ısıra bir mezarlık dekoru ile karşı karşıya olduğumu anlamam ise biraz zaman aldı. Yerde konser sahnesi gibi bir platform, üzerinde birkaç tabure, bir kahve standı -ki üstünde kahve makinası da vardı-, etrafa serpiştirilmiş birkaç taş parçasıyla oranın mezarlık olduğunu anlamak pek mümkün olmuyor. Daha çok terk edilmiş bir alan gibi algılanıyor. Dekorun arkasında mavi ışıkla renklendirilmiş düz beyaz fona elle çizilmiş dahi olsa bir mezarlık silueti konumlandırmak yerinde bir tercih olurdu. Şehir Tiyatrolarının küresel salgın sebebiyle minimal sezonda karar kıldığı dekorlardan biri olan bu tercih son derece sade ve etkisiz. Metin ile etkileşelim içinde olunabilmesi için ışık ve müzik ile desteklenmeye ihtiyacı olduğu kadar görsel desteğe de ihtiyaç duyuyor.

Oyuncuların performansı oldukça başarılıydı, özellikle Ahmet Saraçoğlu kimi sahnelerde öyle iyiydi ki söyleyecek söz bulmak zor. Her iki oyuncu da evlat acısını ve ayrılığın burukluğunu izleyiciye başarıyla aktardılar. Buna rağmen metnin daha etkileyici olabilirdi diye düşünmüyor değilim. Belki geçmişe dair bir yahut iki güzel anıyla seyirci hem oyuncuların geçmişine hem de çağrışımların etkisiyle kendi şahsi nostaljilerine yolculuğa çıkartılabilirdi. İzleyenin oyuna bağlı kalmayı sürdürmesi için oyuncuların karakterlerine birkaç leitmotiv eklenebilirdi. Sürekli tekrar eden bir söz olabilirdi örneğin. Bu söz her dile geldiğinde başka başka şeyler düşündürtebilirdi. Yahut oyunculardan birinin tiki olabilirdi, oyuna neşe katan bir faktör olarak. Bu bağlamda o senaryo ve seyirci bağının sağlamlaşmasına birkaç sağlam düğüm atılabilirdi. Böylece kolundaki saate bakan seyirci sayısı da azaltılmış olurdu. Kısacası oyunun içerdiği dram daha güçlü bir metinle seyirciye daha kuvvetli aktarılmış olabilirdi.

Sonuç

Kendisini geçmişine ve acısına hapsetmiş bir kadınla yüzünü geleceğe dönmüş bir adamın paylaşılmamış bir acı ve tamamlanamamış bir yasın yükü var oyunda. Geçmişte onları birbirine daha sıkı bağlayan çocuklarının kaybı artık onların ayrılıklarının sebebi olmuş. Belki de oyunun adının "Zehir" oluşunun sebebi budur. Bu anlamda oyunun broşüründeki bir bölümle yazımızın sonlandıralım. İyi seyirler.

"Bahçedeki yapraklar, dallar, çöpler toprakta hava alamazsa, çürümeye başlar. Temizlenmeyen yara, kokmaya başlar. Çok yakınını kaybeden insanların içlerine attıkları acı ya da üzüntü de böyledir. Üzüntü ya da acı güzel değildir. Hatta çirkin ve iticidir. Acı insanları bir araya getirebildiği gibi derinden ayırabilir de. Acı çoğu zaman bir kurtarıcı da değildir. Bazen insanı içten içe çürütür ve yemeye başlar. Acı bir merhem değil, yaranın kendisidir. Ne zaman hafifleyip dışındaki dünya ile yeniden ilişki kurmaya başlarsa –bu her ne kadar paradoksal görünse de- artık acı olmaktan çıkmış, bitmiştir. Sadece belli bir tip acıyı tarif etmek çok zor. Çünkü bazı tip acılar gerçekten olduğu gibidir."

Yazan: Lot Vekemans

Çeviren / Yöneten: Şaban Ol

Dramaturg: Özge Ökten

Sahne / Kostüm Tasarımı: Nihal Kaplangı

Müzik: Sinan Arslan

Işık Tasarımı: Murat Selçuk

Efekt Tasarımı: Hanefi Topraktepe

Oyuncular:

Kırmızı Ekip: Sevinç Erbulak Ve Ahmet Saraçoğlu

Mavi Ekip: Aslıhan Kandemir Ve Eraslan Sağlam

Yardımcı Yönetmen: Doğan Şirin

Yönetmen Yardımcıları: Yasemin Güvenç, Zeliha Bahar Çebi

Dekor Uygulama: Cihan Aşar

Kostüm Uygulama: Onur Uğurlu

Işık Uygulama: Mustafa Yılmaz, Uğur Yıldız

İlk Oyun: 20 Ekim 2020, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi

Süre: 75 Dakika / Tek Perde


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 16.12.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 11.12.2022 22:37
1175

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 96 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi